GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.101.059 ₺ 🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.101.059 ₺ 🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.101.059 ₺
10 Ağustos 2026 - 07:49

info@turkglobalmedia.com

15-25-125 Adımda Kanserden Korunma
Köşe Yazısı

15-25-125 Adımda Kanserden Korunma

09.08.2026 12:20
Dr. Halil ibrahim AKBAY
37

Dr. Halil İbrahim AKBAY, "Günümüzde çeşitli pazarlama yöntemleriyle basite indirgenen, mucizevi formüller ve sözde pazarlama stratejileri yerine kanser tedavisindeki gerçek bilimsel süreçleri" TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar…

Bu köşe yazısını paylaş:

Kanser, insanlık tarihi boyunca her zaman en ürkütücü kelimelerden biri olmuştur. 

Günümüzde giderek artan vaka sayıları ve modern tıbbın, ileri teknolojinin sunduğu tüm imkanlara rağmen morbidite ve mortalitesinin (hastalık yükü ve ölüm oranlarının) hâlâ çok yüksek olması, bu korkuyu sürekli canlı tutuyor. 

Ne yazık ki, insanın en çaresiz hissettiği ve umuda en çok ihtiyaç duyduğu bu gri alan, sağlığı bir halkla ilişkiler ve pazarlama stratejisine dönüştürenlerin en sevdiği oyun alanıdır.

Başlığımızdaki 15-25-125 rakamları, o meşhur “10 mucizevi yol” listelerine hafif bir ironik göndermedir. Çünkü gerçek hayatta kanserden korunmak ne 10 saniyede öğrenilen sihirli formüllerle, ne de 1000 sayfalık ansiklopedilerle olur.

Bilim bize şunu söylüyor: Korunma, 15 küçük günlük tercih, 25 haftalık istikrarlı alışkanlık dönüşümü ve 125 yıllık (ya da ömür boyu) bir yaşam tarzı disiplini gerektirir. 

Sayılar abartılı gelebilir; asıl mesele sayı değil, sürdürülebilirlik ve eleştirel bakış açısıdır. Bu yazı, sağlık okuryazarlığını güçlendirmek ve “mucize” vaatlerine karşı bağışıklık kazandırmak için yazıldı.

Televizyon ekranlarında veya sosyal medya akışlarında “Kanserden Korunmanın 10 Yolu”, “Bu Mucizeyle Hastalığa Veda Edin” başlıklı içeriklerden kaçmak neredeyse imkansız hale geldi. 

Hele bir de mesleki eğitimi, klinik deneyimi veya biyokimyasal mekanizmalara dair temel kavrayışı son derece zayıf olan; ancak hasbelkader ezberlediği birkaç “anti-” ile başlayan havalı kelimeyi arka arkaya dizen bir kitle var ki, asıl trajedi orada başlıyor. 

Önerdikleri o mucizevi besinler, gizli karışımlar veya takviyeler öylesine kudretlidir ki; aynı anda hem anti-inflamatuvar hem anti-oksidan hem anti-aterojenik hem de anti-romatizmaldir! Yetmez, bir de bağışıklığı şaha kaldırır ve son olarak cebinden “joker bonus”u çıkarır: Kanseri de önler! 

Bu fantastik masalın sonu her zaman aynı jenerikle biter: “Detaylı bilgi ve sipariş için DM’e bakın ya da şu numaradan bize ulaşın…”

Eleştirel düşünce ve sağlık okuryazarlığı tam da burada devreye girer. Bir iddianın “anti-” önekiyle süslenmesi, onu bilimsel kılmaz. “Mucize” kelimesi, genellikle kanıt yerine pazarlama niyetini ele verir. 

Sağlık okuryazar bir birey, bu tür vaatleri duyduğunda otomatik olarak şu filtreleri çalıştırır: Kanıt düzeyi nedir? Dünya Kanser Araştırma Fonu (WCRF) veya benzeri bağımsız kurumlar ne diyor? 

Yan etki, doz, etkileşim profili incelenmiş mi? Yoksa sadece anekdot, “komşumda işe yaradı” ve “detaylar DM’de” mi?

Peki, sağlıklı beslenmeyi konuşmak, gıda takviyelerinin biyoyararlanımını ve hücresel etkilerini anlatmak sadece bu popülist kesimin tekelinde mi? Elbette hayır. 

Ancak kanıta dayalı tıbbın, bu şarlatanlık karşısında sessiz ya da yetersiz kalıyormuş gibi görünmesinin temel bir nedeni var: Bilimin asaleti, ağırbaşlılığı ve temkinli oluşu. 

Bilim “kesin çözüm” satmaz; olasılıkları, risk azaltma oranlarını ve belirsizlikleri dürüstçe ortaya koyar. Bu da popüler kültürde “sıkıcı” algılanır, oysa asıl güç oradadır.

Bilim; sadece gözlemsel, anekdotal ve subjektif geri bildirimlerle ve invitro yani insan dışı deneysel ortamlarda bir bitkinin veya kürün (ancak ve ancak ciddi laboratuvar, preklinik ve klinik çalışmalarla kanıtlanabilecek) hele ki sadece bir-iki parametre üzerinden “anti-kanser” etki gösterdiğini iddia etmez. 

Etkileşimleri, yan etkileri, moleküler düzeydeki hücresel yanıtları, doz-yanıt ilişkisini ve uzun vadeli güvenliği inceler. Umut tacirlerinin aksine, bilim insanları kesinlik satmazlar. 

Çünkü o mucizevi etkileri görmeyen umutsuz hastalar için sahte şifacıların ellerinde hazır şablon mazeretler bekler: “Kür işe yaramadı çünkü aç karnına içmemişsiniz”, “Saati uygun değildi”, “Demlerken metal kaşık değdirmişsiniz…” 

Mazeretler uzar gider, ancak kaybedilen zaman, para ve bazen de tedaviyi geciktirmenin bedeli geri gelmez.

Bu noktada sağlık okuryazarlığının kritik bir boyutu ortaya çıkar: Sahtekarlık ile bilimi ayırt etme becerisi. Gerçek bilimsel iddialar genellikle “riski azaltabilir”, “ilişkili bulunmuştur”, “daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır” gibi temkinli ifadeler kullanır. Mutlak “önler”, “yok eder”, “şifa bulursunuz” dilinden uzak durur.

Fitoterapi veya beslenme ve diyetetik alanında yıllarını bilimle geçirmiş, bu işi laboratuvar disiplini ve hasta etiğiyle yapan değerli uzmanlarımızı ve bilim insanlarımızı tenzih ederek söylüyorum: Sağlığın bir sırrı veya kestirme yolu yoktur. 

Bitkisel ürünler ve besinler değerli olabilir; ancak “tek başına kanseri önler” iddiası, neredeyse her zaman abartı ve pazarlama ürünüdür. 

Bilimsel yaklaşım, bunları bir bütünün parçası olarak değerlendirir, doz, kalite, etkileşim ve kanıt düzeyini hesaba katar.

Kültürümüzde ve inancımızda da çok güzel ifade edildiği üzere; “Amel ve davranışların az da olsa devamlısı hayırlıdır.” Hücresel sağlığımız da aynen bu prensiple çalışır. 

Geceden sabaha iyileştiren iksirler yoktur; sürdürülebilirlik, istikrar ve yaşam tarzı değişiklikleri vardır. İşte 15-25-125 ironisinin özü de burada yatar: Küçük, tekrarlanabilir, kanıta dayalı adımların birikimi. 

Bir günde 15 “doğru” tercih (örneğin sebze eklemek, hareket etmek), 25 hafta boyunca bu tercihi alışkanlığa dönüştürmek, ömür boyu (125 yıl abartısıyla) bu disiplini korumak… Mucize değil, matematik ve biyoloji.

Peki, bilimin ağırbaşlı ama güvenilir rehberliğine dönersek, uluslararası veriler ışığında kanserden korunmak için kimi dinleyelim ve ne yapalım?

Dünya Kanser Araştırma Fonu (WCRF) ve Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR) gibi bağımsız kurumların Continuous Update Project (CUP) verileri başta olmak üzere, çalışmalar tüm kanserlerin yaklaşık %80-90’ının çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olduğunu; beslenmenin bu faktörler arasında ortalama %30-35’lik önemli bir paya sahip olduğunu gösteriyor. 

Merek ediyorsanız laboratuvarların, epidemiyolojik ve klinik araştırmaların bize sunduğu anatomik harita,  beslenme ve yaşam tarzı stratejisi bir sonraki yazıda. Sağlıkla ve sağlıcakla kalın.

 

Dr. Halil İbrahim AKBAY

Yayınlanma: 09.08.2026 12:20