GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 48,7805 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.806,54 ₺ ₿BTC: 4.111.205 ₺ 🇺🇸USD: 48,7805 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.806,54 ₺ ₿BTC: 4.111.205 ₺ 🇺🇸USD: 48,7805 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.806,54 ₺ ₿BTC: 4.111.205 ₺
26 Eylül 2026 - 01:37

info@turkglobalmedia.com

Köşe Yazısı

Algoritmanın İçinde Kaybolan İnsan

25.09.2026 09:00
Dr. Mehmet Raci HOŞGÖR
62 okunma
Algoritmanın İçinde Kaybolan İnsan

Sosyolog ve Kültür Bilimci, Dr. Mehmet Raci HOŞGÖR, "Yeni teknolojiler ile sanal-dijital eksende şekillenen bireylerin ruhsal yapısını ve Kaotik bir çağın sosyolojik anatomisini", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar… 

Bu köşe yazısını paylaş:

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde birey, bugünkü kadar çok seçenekle aynı anda karşı karşıya kalmamıştı. 

Ne okuyacağımıza, ne izleyeceğimize, nereye gideceğimize, kiminle iletişim kuracağımıza, hangi ürünü satın alacağımıza, hatta hangi düşünceyle karşılaşacağımıza kadar pek çok tercihimiz artık görünmez sistemlerin önerileriyle şekilleniyor. 

Üstelik bu sistemler yalnızca seçenek sunmuyor; davranışlarımızı ölçüyor, sınıflandırıyor, tahmin ediyor ve bir sonraki davranışımızı etkilemeye çalışıyor.

Böylece modern insan, tarihin en özgür bireyi olduğu düşüncesiyle yaşarken aynı zamanda tarihin en yoğun biçimde yönlendirilen bireylerinden biri hâline geliyor.

Buradaki temel çelişki şudur: İnsan hayatını düzenlemek için algoritmalar geliştirirken, kendi hayatını giderek algoritmik bir düzenin içine bırakıyor.

Fakat ortaya çıkan şey düzenli bir yaşam değil. Tam tersine, çoğu zaman son derece dağınık, parçalı ve kaotik bir gündelik hayat.

Sabah gözümüzü açtığımızda henüz yataktan kalkmadan telefonumuza bakıyoruz. Bir haber, ardından bir mesaj, sonra sosyal medya akışı, kısa bir video, bir e-posta, başka bir bildirim… Daha gün başlamadan zihnimiz onlarca farklı bağlama taşınmış oluyor. 

Birkaç dakika içerisinde siyaset, savaş, ekonomi, eğlence, reklam, arkadaşlarımızın hayatı ve dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan bir insanın görüntüsü aynı zihinsel yüzeyde buluşabiliyor.

Birey fiziksel olarak tek bir yerde bulunurken zihinsel olarak onlarca yerde yaşamaya başlıyor.

Bu durum yalnızca teknolojik bir alışkanlık değişikliği değildir. Sosyolojik açıdan bakıldığında, insanın zamanla, dikkatle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin dönüşümüdür.

Eskiden gündelik hayatın ritmini büyük ölçüde saat, iş, okul, aile, mahalle ve fiziksel mekân belirliyordu. Bugün ise bu ritme algoritmalar da katılmış durumda. 

Üstelik algoritmik sistemlerin temel amacı, insanın durmasını değil devam etmesini teşvik ediyor. Bir içerik bittiğinde yenisi geliyor. Bir video tamamlandığında diğeri başlıyor. Bir haber okunduğunda başka bir haber öneriliyor.

Dijital sistemler için ideal kullanıcı, duran değil devam eden kullanıcıdır.

Burada “şimdi” kavramı da yeni bir anlam kazanıyor.

İnsan aslında şimdiyi yaşadığını düşünürken çoğu zaman başka insanların geçmişlerini, olası geleceklerini veya algoritmanın kendisine seçtiği içerikleri tüketiyor. Kendi hayatının içinde bulunmak yerine başkalarının hayatlarını izliyor; kendi kararlarını vermek yerine öneriler arasında seçim yapıyor; kendi merakının peşinden gitmek yerine kendisine gösterilen merak nesnelerine yöneliyor.

Sonuçta insanın zamanı parçalanıyor.

Bir kahve içerken mesajlara bakıyor. Bir toplantı sırasında başka bir ekranı takip ediyor. Ailesiyle otururken zihni sosyal medyada dolaşıyor. Dinlenirken haberleri kontrol ediyor. Çalışırken bildirimlere cevap veriyor. Tatilde bile bulunduğu yerden çok, o yerin nasıl görüneceğini düşünüyor.

Böylece insan aynı anda her yerde olmaya çalışırken hiçbir yerde tam olarak bulunamıyor.

Bu durumun sosyolojik sonucu yalnızca dikkat dağınıklığı değildir. Daha derinde, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin değişmesi söz konusudur.

Çünkü insanın kimliği artık yalnızca yaşadıklarıyla değil, dijital sistemlerde bıraktığı izlerle de şekilleniyor. Ne aradığı, neyi beğendiği, ne kadar süre izlediği, hangi içerikte durduğu, hangi ürüne baktığı, hangi haberi okuduğu ve hangi insanlarla etkileşime girdiği sürekli olarak anlamlandırılabilir verilere dönüşüyor.

İnsan davranışı böylece yalnızca yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp ölçülebilir bir veri setine dönüşüyor.

Bu dönüşümün ilginç tarafı, insanın bundan tamamen rahatsız olmaması. Çünkü algoritmik düzen aynı zamanda büyük bir kolaylık sunuyor. Aradığımızı buluyor, bize uygun içerikler öneriyor, zaman kazandırıyor, ulaşım rotası çıkarıyor, alışveriş tercihlerimizi kolaylaştırıyor, gündelik hayatın yükünü azaltıyor.

Sorun algoritmanın varlığı değil.

Asıl soru şudur:

Kararlarımızı kolaylaştıran teknoloji, zamanla karar verme yeteneğimizi zayıflatmaya başladığında ne olacaktır?

İnsan seçim yapmayı bıraktığında özgürlüğünü bir anda kaybetmez. Daha sessiz bir biçimde kaybeder. Önce seçeneklerini başkasının belirlemesine alışır. Sonra önerilen seçenekleri doğal kabul eder. Bir süre sonra ise kendisine önerilmeyen seçeneklerin varlığını düşünmemeye başlar.

İşte algoritmik toplumun en önemli sosyolojik meselelerinden biri burada ortaya çıkmaktadır.

Görünmez bir yönlendirme, açık bir zorlamadan daha güçlü olabilir.

Çünkü insan karşısında bir otorite görmediğinde özgür olduğunu düşünmeye devam eder.

Bugünün insanı bu nedenle yalnızca teknoloji kullanan bir birey değildir. Aynı zamanda teknolojinin ürettiği ritim içerisinde yaşayan bir bireydir. Hızlanır, yetişmeye çalışır, bildirimleri kontrol eder, gündemi takip eder, güncel kalmaya çalışır ve bütün bunları yaparken sürekli olarak geride kaldığı duygusuna kapılır.

Bu noktada çağımızın temel paradokslarından biri ortaya çıkar:

Teknoloji bize zaman kazandırırken neden sürekli zamansızlık hissediyoruz?

Çünkü kazandığımız zamanı yine teknolojiyle dolduruyoruz.

Daha hızlı iletişim kuruyoruz ama daha fazla iletişim yükü taşıyoruz. Daha fazla bilgiye ulaşıyoruz ama daha azını derinlemesine düşünüyoruz. Daha çok insanla bağlantı kuruyoruz ama ilişkilerimizin bir bölümü daha yüzeysel hâle geliyor. Daha fazla seçenek görüyoruz ama karar vermekte daha fazla zorlanıyoruz.

Dolayısıyla mesele yalnızca “ekran bağımlılığı” ya da “teknoloji kullanımı” değildir. Daha büyük bir toplumsal dönüşümden söz ediyoruz.

İnsan, kendi hayatının ritmini belirleme yetisini yeniden düşünmek zorunda.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey teknolojiden kaçmak değil; teknolojiyle aramıza bilinçli bir mesafe koyabilmek. Algoritmaları reddetmek değil, onların bizim adımıza düşünmeye başlamasını engellemek.

  • Çünkü algoritmalar bize neyi seveceğimizi önerebilir; fakat neyin bizim için anlamlı olduğuna karar veremez.
  • Bize neyi izleyeceğimizi gösterebilir; fakat neyi yaşamamız gerektiğini söylememelidir.
  • Geleceği tahmin edebilir; fakat hangi geleceği istediğimizi belirlememelidir.
  • İnsanlığın önündeki asıl mesele belki de yapay zekânın ne kadar gelişeceği değildir.

Asıl mesele, insanın bu gelişmiş teknolojilerin arasında insan olarak kalabilmek için kendi iradesini, dikkatini ve zamanını ne ölçüde koruyabileceğidir.

Çünkü çağımızın en büyük kaosu bilgi eksikliğinden doğmuyor.

Fazlalıktan doğuyor.

Fazla hızdan, fazla seçenekten, fazla bildirimden, fazla görüntüden, fazla bağlantıdan ve hiç bitmeyen bir dijital akıştan…

Belki de bu yüzden geleceğin en değerli becerilerinden biri daha hızlı yaşamak değil, ne zaman duracağını bilmektir.

Ve belki de gerçek özgürlük, algoritmanın bize sunduğu seçeneklerden birini seçmek değil; gerektiğinde ekranı kapatıp kendi seçeneğimizi düşünebilmektir.

 

Dr. Mehmet Raci HOŞGÖR

Yayınlanma: 25.09.2026 09:00