Algoritmik Özneleşme ve Dijital Öğrenme Ekosistemi
Kentbilimci ve İletişim Uzmanı Nevin SİLYANOĞLU AYDEMİR, "Yapay zeka çağında gençliğin kimlik inşasındaki temel faktörlerin ne olduğunu ve AB Normları ile Türkiye için stratejik modelin ne olmasına dair önerilerini" TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar....
21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, yapay zekâ (YZ) teknolojilerinin pedagojik süreçlere entegrasyonu, yalnızca araçsal bir dönüşüm ya da teknik verimlilik arayışı olarak ele alınamaz.
Bilginin üretim, dolaşım ve tüketim biçimlerinin yapay zekâ tabanlı algoritmalar tarafından dizayn edildiği bu yeni dijital öğrenme ekosistemi; genç bireylerin bilişsel gelişimlerini, dünya ile kurdukları epistemolojik bağı ve en nihayetinde kimlik inşası süreçlerini radikal biçimde biçimlendirmektedir.
Geleneksel eğitim paradigmalarında kimlik; Jürgen Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı bağlamında ele aldığı üzere, yüz yüze etkileşim, kurumsal sosyalleşme ve akran ilişkileri üzerinden şekillenen interaktif ve diyalektik bir süreçti.
Oysa yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş öğrenme platformları, bireyi merkeze alan fakat onu algoritmik bir "yankı odasına" hapsetme riski taşıyan yeni bir özneleşme pratiği üretmektedir.
Veriye dayalı geri bildirim mekanizmaları ve adaptif öğrenme algoritmaları, Michel Foucault’nun biyopolitika ve disipliner iktidar kavramsallaştırmalarını çağrıştırır biçimde, öğrencinin zihinsel haritasını ve davranışsal verilerini sürekli görünmeyen bir gözetim altında modellemektedir.
Bu durum, beklenmedik karşıdaşlıkları (serendipity) ve kamusal müzakere alanlarını daraltarak gençliğin öz-algısını ve eleştirel düşünme kapasitesini algoritmik en uygunlaştırma (optimization) mantığının sınırlarına hapsolma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Tam da bu noktada, yapay zekânın bireysel ve toplumsal ölçekte yarattığı bu epistemik ve ontolojik riskler, uluslararası kurumların düzenleyici müdahalelerini zorunlu kılmaktadır.
Avrupa Birliği (AB), yapay zekânın dijital öğrenme ve gençlik politikalarındaki kullanımı konusunda geliştirdiği insan merkezli ve etik odaklı normatif yaklaşımıyla dikkat çekici bir referans noktası oluşturmaktadır.
AB’nin Dijital Eğitim Eylem Planı (2021–2027) ve yapay zekânın eğitimde kullanımına ilişkin yayımladığı etik rehber ilkeler, YZ araçlarının gençlerin bilişsel özerkliğini koruyacak şekilde tasarlanmasını şart koşmaktadır. AB kurumsal yaklaşımı, teknolojiyi katı bir teknolojik determinizmle benimsemek yerine;
Veri Mahremiyeti ve Etik Sınırlar: Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ve yakın zamanda yürürlüğe giren Yapay Zekâ Yasası (EU AI Act) kapsamında, gençlerin profil verilerinin ticari ya da algoritmik manipülasyona karşı korunmasını,
Algoritmik Şeffaflık: Bireyin kendi öğrenme süreçleri üzerindeki denetimini kaybetmemesi adına "açıklanabilir yapay zekâ" (explainable AI) ilkelerinin gözetilmesini,
Bilişsel Özerklik ve Haklar: YZ sistemlerinin gençlerin eleştirel sorgulama yetilerini ikame etmek yerine destekleyici bir rol üstlenmesini temel haklar temelinde güvence altına almayı hedeflemektedir.
Avrupa Birliği’nin bu normatif ve hak temelli çerçevesi küresel düzeyde önemli bir standart sunarken; Türkiye gibi demografik dinamikleri, genç nüfus yoğunluğu ve kendine has sosyokültürel kodları bulunan bir coğrafyada, bu dönüşümün yerli ve yapısal bir perspektifle ele alınması elzemdir.
Pierre Bourdieu’nün sermaye Türleri ve habitus kavramları üzerinden okunduğunda, dijital eşitsizliklerin ve algoritmik yönlendirmelerin gençlerin toplumsal ve kültürel sermaye edinim süreçlerinde yeni sınıfsal yarılmalar yaratma potansiyeli taşıdığı görülmektedir.
Yapay zekâ destekli dijital öğrenme ekosistemlerinin gençliğin kimlik inşasında araçsal bir sömürüye ya da kültürel homojenleşmeye dönüşmemesi adına Türkiye ölçeğinde önerilebilecek üç aşamalı analitik yol haritası şu temel unsurlar üzerine temellendirilebilir:
Veri Egemenliği ve Şeffaf Algoritma Mimarisi: Eğitim teknolojilerinde dışa bağımlılığın önlenmesi amacıyla,millî veri tabanları üzerinde çalışan, KVKK uyumlu ve algoritmik şeffaflığı ilke edinen yerli ve güvenli öğrenme platformları geliştirilmelidir. Gençlerin dijital izleri ve bilişsel profilleri ticari emellere veya algoritmik güdülenmelere kurban edilmemelidir.
Eleştirel Algoritma Okuryazarlığı: Müfredat; teknolojiyi yalnızca "kullanan" değil, onun arkasındaki kodları, veri kümesindeki önyargıları (bias) ve barındırdığı örtük ideolojik yönelimleri deşifre eden bir eleştirel pedagoji anlayışıyla yeniden yapılandırılmalıdır. Gençler, öneri sistemlerinin pasif nesnesi değil, kendi dijital öznelliklerini koruyan bilinçli aktörler olmalıdır.
Kamusal Bellekle Bütünleşmiş Çok Paydaşlı Yönetişim: Üniversiteler, yerel eğitim inisiyatifleri ve kamusal hafıza mekanizmaları ile kamu otoriteleri arasında bütüncül bir ekosistem kurulmalıdır. Teknoloji, yerel kimlikleri ve tarihsel sürekliliği silen steril bir küreselleşme aracı değil; aksine geçmişle geleceği harmanlayan kolektif bir müzakere alanı olarak konumlandırılmalıdır.
Yapay zekânın dijital öğrenmedeki rolü, tek taraflı bir distopya ya da koşulsuz bir ütopya anlatısı üzerinden okunamaz.
Yapay zekâ, bir yandan genci kendi hızında ve potansiyelinde geliştiren esnek bir öğrenme yoldaşına dönüşebilirken; diğer yandan algoritmik yönlendirmelere açık, pasifleştirilmiş bir kimlik kalıbı da üretebilir.
Sonuç olarak; gençliğin kimlik inşasını dijital evrende sağlıklı bir zemine oturtmak, teknolojinin hızı ile insanı merkeze alan etik ve yerel düzenlemelerin dengelenmesine bağlıdır.
AB uygulamalarında ve çağdaş eleştirel kuramlarda da vurgulandığı üzere, yapay zekâyı eğitime entegre ederken yapılması gereken ana hamle; algoritmaları bireyin zihinsel gelişimini ve iradesini ikame eden birer yetke değil, eleştirel aklı ve bireysel özerkliği pekiştiren nitelikli yardımcılar olarak konumlandırmaktır.
Nevin SİLYANOĞLU AYDEMİR