Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL, Duygu, Mental Devinim ve Etkileşim kavramlarının dönüşümünü TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar...
Modern insanın en büyük yanılgılarından birisi şu: Yorulduğunu sanıyor.
Oysa sorun basit bir yorgunluk değil. Hatta klasik anlamda bir tükenmişlik de değil.
Sorun, insanın enerjisini fark etmeden harcadığı bir düzen içinde yaşaması. Ve bunu hayat sanması.
Eskiden insanı zorlayan şeyler daha sahiciydi. Bir duyguya fazla kapılmak, bir insana fazla inanmak, bir hayale gereğinden fazla bağlanmak… Bedeli vardı ama anlamı da vardı.
Bugün ise bizi yoran şeyler elle tutulur değil: hedef listeleri, sayılar, performans tabloları, görünür olma baskısı.
Eskiden kalp ağır gelirdi; şimdi zihnin uğultusu taşınmaz hale geldi. Aradaki fark belirgin: Geçmişin acısı kişiseldi. Bugünün yorgunluğu ise anonim. Herkese ait, ama kimseye ait değil.
Herkes bir şeylerin peşinde koşuyor. Ama neyin peşinde olduğunu tam olarak bilen çok az. Akademide yayın, iş hayatında terfi, sosyal medyada etkileşim…
Bunlar birer amaç gibi sunuluyor. Oysa çoğu zaman yalnızca hareketi sürdüren döngüler. Çünkü insanın durması istenmiyor. Duran insan düşünür, düşünen insan sorgular.
Bugünün insanı hâlâ bir şeye tutulmuş durumda.
Ama bu sevda değil. Daha çok vazgeçemediği bir alışkanlık. Sürekli daha fazlasını isteme hali: daha üretken ol, daha görünür ol, daha başarılı ol.
Peki, ne için? Bu sorunun cevabı giderek silikleşiyor.
Çünkü artık hedefler yok; beklentiler var. Üstelik çoğu, başkasına ait.
Asıl yorgunluk burada başlar. İnsan, anlamını yitirmiş bir çabanın içinde kaldığında tükenir.
- Sabah kalktığında yaptığı işin bir karşılığı olmadığını hissettiğinde… Sürdürdüğü ilişkinin onu büyütmediğini fark ettiğinde… Savunduğu fikirlerin içinin boşaldığını gördüğünde…
- Yorgunluk, yerini sessiz bir çözülmeye bırakır. Gürültülü bir çöküş değil bu; yavaş, derinden ilerleyen bir aşınma.
Daha çarpıcı olan; İnsanlar artık hayal kırıklığı yaşadıklarını bile kolay dile getirmiyor. Çünkü hayal kırıklığı, önce gerçekten inanmış olmayı gerektirmekte.
Oysa bugün birçok kişi, en baştan beri tam inanmadığı yolların içinde ilerliyor. Geri dönmek zor olduğu için değil; durmak daha zor olduğu için.
İçimizde susmayan bir ses var. Daha iyisini yap diyen, yetinmemeyi öğütleyen, durmayı eksiklik gibi gösteren bir ses. Çoğu zaman buna motivasyon deniliyor.
Oysa bu, dış dünyanın beklentilerinin içimizde yankılanan hali. Artık kimsenin bizi zorlamasına gerek yok. Kendi kendimizi ileri itiyoruz. Dinlenirken bile suçluluk hissederek.
Ve sonra bir an geliyor. Gürültünün ortasında kısa bir boşluk. İnsan, neredeyse fark etmeden soruyor: “Ben neye bu kadar bağlandım?” İşte o an sorun görünür hale geliyor.
Sorun ne kadar çabaladığımız değil; ne uğruna çabaladığımız. Çünkü bugün birçok insan yanlış hayatlarda doğru performans göstermeye çalışıyor.
Başarı var, ama tatmin yok. Kalabalık var, ama temas yok. Hareket var, ama yön yok.
Bu yüzden sorun dinlenmek değil. Tatil yapmak, mola vermek, biraz yavaşlamak… Bunlar geçici rahatlamalar sağlar.
Ama bu bir tempo meselesi değil, yön meselesi. İnsan hızını düşürerek değil, yönünü değiştirerek toparlanır.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Gerçekten yorulduk mu, yoksa sadece yanlış şeylere fazla mı tutunduk?
Cevap kolay değil. Ama en azından sahici.
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL