Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "Bilim dünyasında itaat yerine özgürlüğün, kabul yerine şüphe etmenin değerini ve bilimsel ilerlemenin, disiplinle nasıl gerçekleşebileceğini", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
İnsanlık tarihinin en büyük sıçramaları, birilerinin herkesin başını salladığı bir odada "Neden?" diye sormasıyla başladı.
Gökyüzüne bakıp sınırları zorlayan Galileo Galilei, düşen bir elmanın peşinden evrenin yasalarını çözen Isaac Newton ya da mikroskobun başında görünmeyenin sırrını arayan Robert Hooke... Hepsinin ortak bir suçu vardı: Mevcudu yeterli görmemek, konforlu doğrulardan şüphe etmek.
Tam da bu yüzden, modern dünyasında şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı: Sorgulamadan itaat edilen bir iklimde, bilim gerçekten nefes alabilir mi?
Laboratuvarlar Çalışır, Peki Ya Zihinler?
İlk bakışta bu sorunun cevabı "Evet" gibi görünebilir. Binalar yükselir, laboratuvarlara son teknoloji cihazlar alınır, bütçeler ayrılır, makaleler basılır ve unvanlar dağıtılır.
Sistem, çarkları dönen bir fabrika gibi işlemeye devam edebilir. Ancak bilimin özü sadece veri üretmek, istatistik tutmak veya kalın tezler yazmak değildir. Bilim, üretilen veriyi korkusuzca yorumlama, mevcut paradigmaları test etme ve gerektiğinde itiraz edebilme cesaretidir.
Biçimsel bilim yapmakla, bilimsel düşünmek aynı şey değildir.
Sorgulamanın, aykırı seslerin hoş karşılanmadığı ortamlarda insanlar zamanla görünmez bir mekanizma geliştirir. Yanlış anlaşılmamak, düzeni bozmamak, dışlanmamak ya da güç sahiplerini rahatsız etmemek için sorulması gereken o can alıcı sorular sorulmaz olur.
Oysa bilim, steril ve konforlu alanlarda değil; belirsizliğin, şüphenin ve entelektüel huzursuzluğun içinde gelişmelidir.
"Bilimsel ilerleme 'haklının gücü' ile değil, 'gücün karşısında duran haklı soru' ile başlar."
Disiplin ile İtaat Arasındaki İnce Çizgi
Elbette bilimsel çalışma sıkı bir disiplin gerektirir. Laboratuvar kuralları, yöntemin metodolojik ilkeleri ve etiğin kırmızıçizgileri vardır. Ancak disiplin ile itaat aynı şey değildir. Disiplin yönteme, kanıta ve gerçeğe; itaat ise kişilere, makamlara ve hiyerarşiye sadakattir.
Bilim insanının sadakati unvanlara değil, verinin gücünedir. Bir görüşün doğru kabul edilmesinin nedeni, onu söyleyen kişinin oturduğu kürsü veya sahip olduğu güç değil; arkasında duran kanıtların sarsılmaz oluşudur.
Makale Sayısı mı, Özgürlük Alanı mı?
Bugün üniversiteleri ve araştırma kurumlarını sadece birer bilgi üretim merkezi veya diploma fabrikası olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu kurumlar, her şeyden önce soru sormanın, yanılmanın ve farklı düşünmenin özgür olduğu vahalar olmak zorundadır.
Eleştirel düşüncenin yerini ezber, merakın yerini gelecek korkusu ve çok sesliliğin yerini tek tip koro aldığında, kâğıt üzerinde üretim devam etse de gerçek ilerleme durur.
Bir akademinin, bir ülkenin bilimsel niteliğini ölçmenin yolu yayımladığı uluslararası makale sayılarının niceliği değil; en genç araştırmacısının, en kıdemli profesörün karşısında ne kadar rahat ve korkusuzca soru sorabildiğidir.
Çünkü bilim, hiyerarşinin ve itaat kültürünün kurak toprağında kurur; o yalnızca merakın, şüphenin ve sorgulamanın özgür ikliminde yetişen bir çocuktur.
Ve unutulmamalıdır ki, insanlığı karanlıktan çıkaran her büyük keşfin şafağında, fısıltıyla da olsa söylenen o basit soru yatar:
"Ya bugüne kadar doğru bildiğimiz her şey yanlışsa?"
Prof.Dr.Yiğit UYANIKGİL