GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 49,7512 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.941,99 ₺ ₿BTC: 3.990.861 ₺ 🇺🇸USD: 49,7512 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.941,99 ₺ ₿BTC: 3.990.861 ₺ 🇺🇸USD: 49,7512 ₺ 🇪🇺EUR: 55,5556 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.941,99 ₺ ₿BTC: 3.990.861 ₺
29 Ekim 2026 - 13:32

info@turkglobalmedia.com

Köşe Yazısı

Bir Cumhuriyet Yazısı: Işık Nerede Söner?

29.10.2026 11:24
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL
44 okunma
Bir Cumhuriyet Yazısı: Işık Nerede Söner?

Başyazarımız Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, Yeni köşe yazısında "Türkiye Cumhuriyeti'nin 103. yılında, Cumhuriyetin ana ilkelerinin niteliğini, Üniversitelerin evrensel değerleriyle uyumunu ve ATATÜRK'ün çağdaşlaşma felsefesinin arkaplanını" TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu köşe yazısını paylaş:

Cumhuriyet, sadece anayasal bir metin veya bir idare biçimi değil; insanın kendi aklına güvenme, kendi iradesine sahip çıkma ve geleceğini kurma kararlılığıdır. 

29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde atılan bu büyük adım, salt bir siyasal bağımsızlık hamlesi olmanın çok ötesindeydi. 

Asıl hedef, tebaadan özgür yurttaş yaratarak zihinsel bir bağımsızlık devrimi gerçekleştirmekti. Yüz yılı aşan bu yürüyüşün ardından bugün sormamız gereken en temel soru ise şudur: Bu mirası yalnızca geçmişin bir kazanımı olarak anmakla mı yetineceğiz, yoksa açılan düşünsel alanı günümüzün çetin dünyasında diri mi tutacağız?

Immanuel Kant, meşhur Aydınlanma metninde insanı kendi suçuyla düştüğü o erişkin olmama hâlinden çıkmaya çağırır: Sapere aude! — Yani kendi aklını kullanma cesaretini göster. 

Kant’ın işaret ettiği vesayet, akıl noksanlığından değil; başkasının yönlendirmesi olmadan düşünme iradesi ve cesareti gösterememekten doğar. 

Atatürk’ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" ilkesiyle temellendirdiği vizyon, işte Kant’ın işaret ettiği o erişkinleşmenin somut tarihsel karşılığıdır. Aklın özgürleşmesi bir kez kazanılıp rafa kaldırılan bir unvan değildir. Her yeni nesil, aklını birilerine emanet etme kolaycılığına karşı daima uyanık olmak zorundadır.

Ancak akla güvenmek, aklın her kullanımını sorgusuz sualsiz özgürleştirici saymak anlamına gelmez. Aydınlanmanın gölgesi, aklın kendi sınırlarını unuttuğu ve ulaştığı sonuçları mutlak gerçek ilan ederek yeni dogmalar yarattığı an başlar. 

Karl Popper’ın eleştirel akılcılık felsefesi ve yanlışlanabilirlik ilkesi tam da bu noktada güçlü bir güvence sunar. Popper’a göre akılcı ve bilimsel düşüncenin asıl gücü yanılmazlık iddiasında değil; hataya açık olduğunu kabul ederek her argümanını eleştiriye, çürütülmeye ve sınanmaya açık tutabilmesindedir. 

Yanılmazlık iddiası bilimin değil, ancak dogmatizmin tavrıdır. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün "Ben manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma bırakmıyorum" diyerek bilimin ve aklın dinamizmini işaret etmesi, Popper’ın eleştirel akılcılığıyla tam bir uyum içindedir. İlerleme, mutlak doğrulara sahip olduğumuz yanılgısından değil, hatalarımızı ayıklama cesaretimizden doğar. 

Tartışılmaktan, sorgulanmaktan çekinen her düşünce donar. Toplumun olgunluğu da herkesin aynı şeyleri tekrarlamasıyla değil farklı görüşleri ne denli medeni, akılcı ve önyargısız bir eleştiri zemininde tartışabildiğiyle ölçülür.

Bu düşünsel iklimi bireysel bir çabadan kurumsal bir kültüre dönüştürecek en kritik kurum ise üniversitedir. Üniversite, sadece bilginin depolanıp aktarıldığı bir derslik değildir. Yerleşik kabullerin sorgulandığı, tezlerin kanıtlarla sınandığı ve özgür yurttaşlık bilincinin beslendiği bir düşünce laboratuvarıdır. 

Cumhuriyet ile üniversite arasındaki bağ ayrılmaz bir bütündür. Cumhuriyet özgür düşünceye alan açar, üniversite ise bilimsel üretim ve eleştirel akılla bu zemini güçlendirir. 

Üniversitenin asıl başarısı, öğrencisine ezberlenmiş kalıplar sunmakta değil; dogmaları yıkacak doğru soruları sorma cesaretini aşılamasındadır.

Nitekim çağımızın devasa krizleriyle yüzleşecek zihinsel donanım ve etik pusula da ancak böylesi bağımsız bir üniversite ikliminde mayalanabilir. 

Bugün yapay zekâ devriminden biyoteknolojiye, iklim krizinden küresel etik açmazlara kadar dünya yepyeni bir eşikte duruyor. Teknik ilerlemenin kendi başına insani ve ahlaki bir olgunluk getirmediğini her gün görüyoruz. Bilimsel üretkenliği etik sorumlulukla, teknolojik kalkınmayı adaletle, bireysel özgürlüğü ise ortak yaşam bilinciyle birleştirmek zorundayız. 

Cumhuriyet’in düşünsel mirası, geçmişin cevaplarını bugüne mekanik biçimde kopyalamak değildir. Çağımızın yepyeni sorunlarıyla Atatürk’ün işaret ettiği dinamik akılla, Kant’ın cesaretiyle ve Popper’ın eleştirel ihtiyatıyla yüzleşebilmektir.

Aydınlanmanın ışığı, kesin hükümlerin başladığı yerde söner. O ışık, yerini ancak kendi cevaplarını dahi sorgulayabilen zihinlerin yolculuğunda korur. 29 Ekim’in bize bıraktığı en köklü miras da işte buradadır: Aklın vesayetini reddeden bağımsız yurttaş ve yanılma payını bilen eleştirel sorgulama cesareti.

 

Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL

Yayınlanma: 29.10.2026 11:24