Bu Böreğin Bir Kenarı Yansın Lütfen
Yapay Zeka Eğitmeni ve Kreatif Direktör Sinem PARSADAN, yeni köşe yazısında "Görselleştirme ekseninde inşa edilen bir dünyada; teknoloji, sanat, gastronomi ve estetiğin geçirdiği değişimi, gerçeklik ve yapaylık arasındaki ince dokunuşlar bağlamında" TGM için analiz etti. Keyifli okumalar…
Aslında bu hafta yapay zekâ ve müzik üzerine yazıyordum. Sonra karşıma yine yapay zekâyla üretilmiş yemek görselleri çıktı ve konu değişti. Yapay zekâ bir yana, fotoğrafçılık ve yemekle alakam biraz fazla olabilir.
Yıl 2018, Prag’dayım. Bir Türk restoranının yemek fotoğraflarını çekiyorum. Kısa sürede anlıyorum ki döner, ayran, çorba, börek kameranın karşısında hiç uslu durmuyor. Et, siz ışığı kurana kadar matlaşıyor, yeşillik soluyor, börek fırından çıktığı o birkaç dakikalık güzel hâlini kaybediyor.
Bu işi öğrenmek için eğitim de aldım ama sonunda vazgeçtim. Zor bir işti. Belki güzelliği de tam olarak buydu: Karşınızda gerçekten var olan bir şey vardı ve saniyelerle yarışıyordunuz.
Bugün birkaç satırlık bir promptla dünyanın en kusursuz hamburgerini üretebiliyoruz. Ekmek parlak, peynir tam doğru yerden akıyor, patateslerin hepsi aynı altın sarısı. Börek eşit kızarmış, kahvenin köpüğü kusursuz. Teknik olarak başarılı ama çoğu zaman canım çekmiyor.
Üstelik şunu da biliyoruz: Reklam ve film dünyasında yemek zaten uzun zamandır olduğu hâliyle kullanılmıyor. Food styling başlı başına bir alan; sosun kıvamı değiştirilir, buhar yeniden yaratılır, ürün kamera için baştan kurulur. Bazı çekimlerde erimemesi için yapay buz kullanılır, etin yüzeyine daha iştah açıcı görünmesi için müdahale edilir. Yani görsel hile yeni değil. Fakat o hilenin çıkış noktası yine fiziksel bir ürün, gerçek bir masa ve gerçek bir setti.
Benim itirazım buna değil. İtirazım, hiç var olmamış bir yemeğin görüntüsünün gerçek ürünü temsil ediyormuş gibi kullanılmasına.
Bir reklam filmi fantastik olabilir; şişeler uçabilir, hamburger konuşabilir. Ama menüde gördüğüm börek bana “Sipariş verirsen buna benzeyen bir şey gelecek” der. Gelmediğinde de mesele yalnızca kötü bir fotoğraf olmaktan çıkar.
Bu durum en çok yemek sipariş uygulamalarında canımı sıkıyor. Fotoğraflar ne kadar stilize edilirse edilsin, bir zamanlar o fotoğrafın arkasında gerçekten pişmiş bir yemek vardı.
Şimdi aç bir insan, hiç pişmemiş bir tabağa bakarak karar verebiliyor. Görüntüyle gelen yemek arasındaki uçurum arttıkça güven de azalıyor.
Ne derler bilirsiniz, “Her şeyde bir çatlak vardır.” Yemekte o çatlak bana göre şart. Mesela böreğin hafif yanmış kenarı. Önüme bir tepsi börek konsa muhtemelen ilk onu seçerim.
Çünkü o yanık kenar fırını, ısıyı, beklemeyi anlatır. Peynirin bir yerden taşması, kurabiyenin biraz yamuk çıkması da öyle. O yemeği o yemek yapan biraz da bunlar.
Böreğim yanık olabilir mi lütfen?
İşin ironik tarafı şu: Yapay zekâ geliştikçe ona daha gerçek görünsün diye kusur eklemeye başlayacağız. Promptlara “biraz düzensiz olsun”, “fazla mükemmel görünmesin”, “kenarı hafif yanmış olsun” yazacağız.
Yıllarca gerçek görüntülerden temizlediğimiz kusurları, bu kez gerçeği taklit etmesi için geri ekleyeceğiz.
Şimdilik yemeklerin görüntüsünü robotlara yaptırıyoruz. Benim hâlâ merak ettiğim başka bir şey var:
Zeytinyağlı yaprak sarmamı ne zaman robotlar yapacak?
Sinem PARSADAN