Kentbilimci ve Çeşme Yarımadası Çevre Derneği (ÇEŞÇEP) Başkanı Dr. Ahmet GÜLER, "Türkiye'nin Turizm merkezi olan İzmir yarımadasının İncisi Çeşme'de planlanan Yeni Çeşme Projesi'ne dair analizini" TGM için kaleme aldı...
Bir kez daha, açık ve net söyleyelim: Çeşme Yarımadası Çevre Derneği olarak turizme karşı değiliz.
Tam tersine, Çeşme'nin gerçek bir turizm destinasyonu olmasını yürekten istiyoruz. Çeşme, çok daha güçlü, çok daha vizyoner, katılımcı bir turizm projesini fazlasıyla hak ediyor. Bunu sağlayacak ciddi bir yatırım gelirse, onu ilk alkışlayacak olan da yine biz oluruz.
Üstelik bu yatırımı talep etmekte sonuna kadar haklıyız. Çünkü devlet ve Turizm Bakanlığı, son yirmi beş yılda Çeşme'nin gelişimi için kayda değer tek bir yatırım yapmadı.
Ne altyapı, ne su, ne ulaşım, ne de bütüncül bir destinasyon planlaması… Yarımada, kendi imkânlarıyla, halkın ve esnafın emeğiyle ayakta kaldı. Şimdi birden bir “Yeni Çeşme projesi” gündeme geliyor; ama mesele bu projenin ne tür bir proje olduğudur.
Gerçek Turizm Yatırımı Neyse, Önce Biz Alkışlarız
Eğer Çeşme'ye yapılacak yatırım, doğanın, denizin, kıyıların ve tüm doğal güzelliklerin korunmasını esas alan, yeni turizm akımlarıyla — sürdürülebilirlik, ekoturizm, sağlık ve termal turizm, gastronomi — uyumlu bir yatırımsa, bu yatırımı en başta destekleriz.
Çünkü Çeşme'nin geleceği betonda değil, korunmuş doğasında ve özgün kimliğindedir. Doğayı koruyarak kazanan bir turizm, hepimizin arzu ettiği turizmdir.
Ama daha önce Bakanlığın masaya koyduğu proje bu değildi. O proje turizmden çok bir arsa satışıydı; bir rant operasyonuydu; adeta Çeşme'nin “Kanal İstanbul'u” idi. İşte bu arsa–rant anlayışının tamamen geriye itilmesi gerekir. Çünkü bu anlayıştan turizm değil; betonlaşma, rezidans inşaatları ve talan çıkar.
Türkiye'nin Kıyıları Bize Acı Bir Ders Veriyor
Türkiye'nin pek çok kıyı ilçesinde, Marmaris, Bodrum, Kuşadası, Alanya, bu “rant turizmi” hayata geçirildi ve sonuç ortada: O kıyılar o kadar betonlaştı ki, bırakın yabancıyı, artık Türk turistler bile daha doğal, daha el değmemiş olduğu için soluğu Yunan adalarında alıyor.
Kendi cennetini betona çeviren bir ülke, turistini komşusuna göndermek zorunda kalıyor. Biz Çeşme'nin aynı kaderi yaşamasını istemiyoruz. Henüz sadece %15 yapılaşma olan Çeşme, betona, rezildanslara feda edilirse turizmiyle birlikte ruhunu da kaybeder.
Karar Tepeden Değil, Birlikte Verilmeli
Eğer Çeşme'ye bir turizm projesi yapılacaksa, bu proje bölge aktörleriyle birlikte geliştirilmelidir: yerel yönetimlerle, bölge sivil toplum kuruluşlarıyla, tarımcılarla ve en önemlisi bölge halkıyla. Onların onayı, katkısı ve ortak aklı olmadan hazırlanacak her proje, ne kadar süslü sunulursa sunulsun, tepeden inme bir beton ve rant projesinden başka bir şey olmayacaktır. Halkın sahiplenmediği turizm, halka değil yalnızca birkaç kişiye kazandırır.
“Vatan Haini” Yaftasına Gelince
Çeşme için ilk yapılan rant projesine karşı çıktığımızda, bize vatan haini demişlerlerdi, mahkemeler bizim “vatan haini” olmadığımızı onaylayarak, bu proje için “kamu yararı yoktur, çevre ağır hasar alacaktır” diye projeyi iptal etmişlerdi. Şimdi aynı filmi sahneye koyuyorlar, bizi ve red kararı veren yargıyı, mahkemeyi “vatan haini” ve “istemezükçü” diye damgalamaya çalışıyorlar.
Oysa “vatan haini” diye damgalamaya çalıştıkları insanlar, Çeşme'nin doğal yapısını, kıyısını, ormanını, suyunu korumak için yıllardır karşılıksız mücadele eden yurttaşlardır.
Bu vatan haini yaftasını yapıştıranlar bir an durup aynaya baksınlar:
Ülkenin dört bir yanını verdikleri maden ruhsatlarıyla, Kanadalı, Amerikalı, yabancı şirketlere açanlar, derelerini, ormanlarını, tarlalarının elden çıkaranlar kimdi? Doğasını koruyana hain, talan edene vatansever denmez. Ama biz bu ucuz polemiğe girmek istemiyoruz; bizim derdimiz suçlamak değil, Çeşme'yi korumaktır.
Son Söz
Sözümüzü tekrar edelim ki yanlış anlaşılma olmasın: Çeşme'ye gerçekten fayda getirecek, yerel yönetimler, turizm ve çevre ile ilgili STK’lar, tarım ve esnaf odaların da katkı ve planlaması ile hayata geçirilecek bir turizm projesini ilk alkışlayan biz oluruz.
Ama eğer niyet, 160 milyon metrekarelik Çeşme Yarımadası alanı satıp birkaç kişiyi zengin etmek, buradan rant devşirmek, burada daha önceden bedavaya çok büyük arazileri satın almış kişi ve kurumları zengin etmek, zaten oluşmuş rezildans çöplüğüne ek rezildanslar eklemek, kanalizasyonu, arıtma tesisleri, elektrik şebekesi, su temini yani mevcutta altyapısı zaten yetersiz ve eksik olan Çeşme’ye yeni yükler bindirmek ise, — ona da ilk karşı duracak olan yine biziz.
Çeşme satılık değildir; Çeşme ortak akılla geliştirilebilecek gerçek bir turizm projesi ile kalkınır.
Dr. Ahmet GÜLER