Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "Anadolu kültürünün önemli bir yansıması olan Hıdrellez geleceğini ve toplumsal değerlerin inşasını", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
Bazen şehrin kalbi, en gösterişli meydanlarda değil; kaldırım taşlarının arasında yankılanan kırık bir melodilerde atar.
Bir sokak müzisyeninin çatlak sesi, kimi zaman bütün bir toplumun susturduğu duyguları taşır omzunda. Hele ki bahar gelmişse… Hele ki Hıdırellez gecesi yaklaşmışsa… İnsan, hayatın bütün ağırlığına rağmen yeniden inanmak ister.
Anadolu’da yüzyıllardır kutlanan Hıdırellez, yalnızca mevsim dönüşünün değil, umut etmenin de geleneğidir. Rivayete göre ölümsüzlüğe ulaştığına inanılan Hızır ile denizlerin koruyucusu İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gece kabul edilir.
Bu yüzden insanlar 5 Mayıs gecesi dileklerini küçük kâğıtlara yazar, gül ağacının altına bırakır. Kimisi ev çizer, kimisi araba, kimisi sadece bir kalp… Çünkü insanın en derin arzuları çoğu zaman büyük servetler değil; huzur, sağlık ve biraz da yeniden başlayabilme cesaretidir.
Belki de bu yüzden Hıdırellez gecelerinde sokaklar başka kokar. Ateşler yakılır, insanlar üç kez üzerinden atlar. Eski inanışa göre o ateş, kötü enerjiyi, hastalığı ve ağırlığı geride bırakmanın sembolüdür. İnsanlar sadece baharı değil, içlerinde uzun süredir taşıdıkları karanlığı da geride bırakmak ister.
İzmir’in akşam serinliğinde bir köşede eski bir gitarın sesi yükseliyor. Belli ki yorgun bir adam söylüyor şarkıyı. Belki gün boyu az para lira kazanabildi. Ama sesi, birçok gösterişli sahneden daha gerçek geliyor kulağa. Çünkü bazı insanlar hayata konuşarak değil, direnerek tutunurlar.
Sokak müzisyenlerine dikkatlice bakın. O sadece şarkı söylemez. Şehrin unutulmuşlarını, geçim derdini, kırılmış umutları ve yine de devam eden yaşamı taşır notalarının içine.
Her akor biraz yarım kalmış bir aşk, biraz işsizlik, biraz yalnızlık, biraz da inattır. Çünkü insan bazen sadece yaşamak için değil, duyulmak için de mücadele eder.
Modern hayat bize sürekli daha fazlasını vaat ediyor: daha çok para, daha hızlı başarı, daha parlak hayatlar… Ama sokakta bir kemanın önünde birkaç dakika durunca anlıyoruz; insanı ayakta tutan şey çoğu zaman büyük zaferler değil, küçük umutlar.
Bir yabancının bıraktığı bozukluk, ritme eşlik eden bir çocuk, uzaktan gülümseyen yaşlı bir kadın… Yaşam bazen tam da oralarda yeniden filizleniyor.
Hıdırellez’in asıl anlamı da belki burada saklı sanki. İnsanlığın bütün yorgunluğuna rağmen hâlâ dilek dilenmesi… Hâlâ bir gül ağacının altına umut bırakması… Hâlâ ertesi sabahın daha güzel olabileceğine inanması…
Baharın gerçek coşkusu kusursuz hayatlarda değil; kırılmış olmasına rağmen yeniden ayağa kalkabilen insanlarda saklı.
Hayata tutunmak bazen büyük cümleler kurmak değildir. Bazen sadece ertesi gün yine şarkı söyleyebilmektir.
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL