GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.370.957 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.370.957 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.370.957 ₺
31 Mayıs 2026 - 20:34

info@turkglobalmedia.com

İki Bayramlaşma, İki CHP: 30 Mayıs’ta Ankara’da Görülen Gerçek
Köşe Yazısı

İki Bayramlaşma, İki CHP: 30 Mayıs’ta Ankara’da Görülen Gerçek

31.05.2026 09:38
Dr.Ahmet GÜLER
13

Çeşme Kent Konseyi Başkanı, Kent Bilimci ve Siyasal İletişim Uzmanı Dr. Ahmet GÜLER, "Mutlak Butlan Krizi sonrasında CHP'de iki farklı adreste gerçekleşen bayramlaşmanın siyasal iletişim ve meşruiyet açısından kapsamlı analizini" TGM için kaleme aldı... 

Bu köşe yazısını paylaş:

Aynı gün ve aynı saatte Ankara’nın iki ayrı meydanında kurulan iki bayramlaşma, Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki kavganın da, halkın tercihinin de fotoğrafını çekti. Mesele artık bir koltuk meselesi değil; meşruiyet meselesidir.

30 Mayıs 2026 Cumartesi günü Türkiye siyaseti, yakın tarihte benzeri görülmemiş bir manzaraya tanıklık etti. Cumhuriyet Halk Partisi, aynı gün ve aynı saatte —saat 14.00’te— Ankara’nın iki ayrı noktasında bayramlaştı. Bir yanda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs’ta verdiği “tedbirli mutlak butlan” kararıyla yeniden genel başkanlık makamına oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nin bahçesindeydi. 

Öte yanda, mahkeme kararıyla görevinden alınan ancak partinin tabanınca hâlâ genel başkan olarak benimsenen Özgür Özel, Güvenpark’ta, CHP Ankara İl Başkanlığı’nın önündeydi. Bu iki meydan yalnızca iki ayrı bayramlaşma değil; iki ayrı meşruiyet anlayışının, hatta iki ayrı CHP tasavvurunun karşılaşmasıydı. Birini mahkeme kararı kurmuştu; diğerini halkın iradesi.

Genel Merkez’in Bahçesinde “Arınma” Söylemi

Kılıçdaroğlu, iki buçuk yıl aradan sonra ilk kez “genel başkan” sıfatıyla geldiği Genel Merkez’i adeta bir seçim meydanına çevirmiş; çevreye “Liyakat ve adalet” ve “Şimdi arınma zamanı” yazılı dev posterler astırmıştı. Ne var ki bu “arınma” söyleminin asıl muhatabı, konuşmasında netleşti. 

Kılıçdaroğlu, partiye “sinsice sızan FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediği” ve “o gafilleri koynunda beslediği” için partililerden özür diledi; delegeleri “pavyon masalarında pazarlık konusu yapanlardan” söz ederek “hesap soracağını” ilan etti. 

Genel Merkez’in bahçesinde yükselen ses, birleştiren değil; suçlayan ve tasfiye eden bir sesti.

Üzerinde durulması gereken nokta şudur: Partinin seçilmiş kadrolarına —üstelik bu kadroların bir bölümü bugün bizzat devletin eliyle görevden alınmış, soruşturulmuş ya da tutuklanmışken— yöneltilen bu “ajan”, “gafil” ve “arınma” söylemi, yıllardır iktidarın CHP’yi yıpratmak için kullandığı “hırsız, hain” dilinin bir benzeridir. 

Bir genel başkanın kendi partisinin seçilmiş yönetimini iktidarın diliyle hedef alması, “birlik ve beraberlik” temennilerinin içini baştan boşaltmıştır.

Genel Merkez bahçesindeki kalabalık ise kendiliğinden akan bir halk denizi değil; günler öncesinden mahalle mahalle dolaşılarak, bayram tatilindeki parti çalışanları mesaiye çağrılarak ve değişik illerden taşınarak oluşturulmaya çalışılan, özenle kurgulanmış ve sınırlı bir tabloydu. 

Nitekim o gün sosyal medyada, bayramlaşmaya katılım için kişi başına 3 bin lira ve yemek karşılığında otobüslerle insan taşındığına dair iddialar da dolaştı. Bu iddialar resmî olarak ne doğrulandı ne de yalanlandı; ancak “halkın umudu” olduğu söylenen bir liderin kendi meydanını doldurmak için bu denli emek harcamak zorunda kalması bile başlı başına manidardır.

Güvenpark’ta Seçilmiş İrade

Aynı saatlerde Güvenpark bambaşka bir tablo sunuyordu. Özgür Özel’in çağrısıyla on binlerce yurttaş ellerinde bayraklarla alanı doldurdu; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da Özel’in yanında yerini aldı. 

Özel konuşurken alanın elektriği kesildi; ancak kalabalık dağılmadı, jeneratör devreye girdi ve Özel sözlerine “Sesimizi asla kesemeyecekler” diyerek devam etti. O görüntü tek başına, iki meydan arasındaki ruh farkını anlatmaya yetiyordu.

  • Özel’in mesajı netti: “Biz atanmış değil, seçilmiş CHP’yiz.” Mahkeme kararını “Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak yazılan” bir karar olarak niteleyen Özel, “Mazbatasız genel başkan olmaz; diplomasız Erdoğan, mazbatasız bir genel başkan istemektedir, buna izin vermeyeceğiz” dedi ve derhal kurultay yapılması çağrısında bulundu.
  • Özel’e göre bu mesele CHP’nin bir iç tartışması değil, doğrudan iktidar ile millet arasındaki bir meseledir: bir tarafta el konulan binalar, diğer tarafta partisine ve ülkesine sahip çıkan milyonlar. 
  • Konuşmasının ardından Özel, “Bu, Türkiye’nin iktidar yürüyüşünün ilk adımıdır” diyerek kalabalığı Anıtkabir’e davet etti ve on binlerle birlikte Atatürk’ün huzuruna yürüdü.

Sandık Yokken Anketler Konuştu

Bu iki meydandan hangisinin halkın gönlünde karşılık bulduğunu görmek için seçim sandığını beklemeye gerek kalmadı. Mahkeme kararının hemen ardından yapılan kamuoyu araştırmaları tabloyu açıkça ortaya koydu:

  • KONDA’nın 67 ilde 1.514 kişiyle yaptığı araştırmada, “Kılıçdaroğlu genel başkan olmalı” diyen CHP seçmeninin oranı yalnızca yüzde 5’te kaldı; seçmenin yüzde 53’ü yeni bir kurultay istedi, toplumun yüzde 52’si “mutlak butlan” kararını yanlış buldu.
  • ORC Araştırma’ya göre CHP’li seçmenlerin yüzde 92,2’si, Özel’in partiden ayrılmak yerine parti içinde mücadeleye devam etmesini istedi.
  • TÜSAM’ın araştırmasında olası bir “Özgür Özel hareketi” yüzde 29,4 ile birinci sırada yer alırken, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP yüzde 3,1’de kaldı.

Rakamlar tek bir gerçeği haykırıyor: Bir mahkeme kararıyla koltuğa oturmuş olmak, halkın iradesinde karşılık bulmamaktadır. “Atanmış” olmakla “seçilmiş” olmak arasındaki uçurum, işte bu sayılarda saklıdır.

Asıl Soru: Bu Tablo Kime Yarıyor?

Tüm bu tablonun ardından sorulması gereken asıl soru şudur: Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir mahkeme kararının gölgesinde ikiye bölen, tabanını karşı karşıya getiren, partinin tüm enerjisini iktidara değil iç kavgaya harcatan bu süreç kime yaramaktadır? Siyasette gerçek faili bulmanın en sağlam yolu, hep aynı sorudan geçer: Kim kazanıyor?

Bu sorunun cevabı ortadadır. Ana muhalefet partisinin kendi içinde çatışmaya sürüklenmesi, sokağını ve meydanını ikiye bölmesi, gücünü kendi kadrolarını yıpratmaya yöneltmesi; doğrudan doğruya iktidarın, yani AK Parti’nin işine yaramaktadır. 

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kuruluşundan bu yana ilk kez sandıkta birinciliği kaybeden bir iktidar için, en güçlü rakibinin kendi eliyle zayıflaması bulunmaz bir armağandır.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun, partiyi birleştirmek yerine “arınma” adı altında bölen, seçilmiş yönetimi “ajan” ve “gafil” diliyle hedef alan tutumu, sonucu itibarıyla tek bir yöne hizmet etmektedir: AK Parti’nin yeniden iktidar yolunu açmaya. 

İster bilerek ister bilmeyerek olsun, bu hareket nesnel olarak Saray’ın değirmenine su taşımaktadır. CHP’nin halkta yeniden yeşerttiği umudu kırmaya çalışan her adım, bugün bu ülkede yalnızca tek bir adresin ekmeğine yağ sürmektedir.

Siyaset Mühendisliği Tutmaz

30 Mayıs’ın bize gösterdiği temel gerçek şudur: Ne kadar hukuki manevra yapılırsa yapılsın, ne kadar “siyaset mühendisliği” denenirse denensin, halkın iradesinin önüne geçilememektedir.

 Bir partiyi binalarından çıkarmak, koltukları el değiştirmek, posterler bastırmak; o partinin tabanını, sokağını ve meydanını değiştirmeye yetmemektedir. 

Bugün muhalefetin omurgası, 2023 yenilgisinin ardından partiyi yeniden ayağa kaldıran ve halkı yeniden umutlandıran seçilmiş çizginin etrafında şekillenmektedir.

Anıtkabir’e yürüyen on binlerin verdiği mesaj açıktır: Bu ülkenin demokrasi ve hukuk mücadelesi, atanmışların bahçesinde değil, seçilmişlerin meydanında sürmektedir. Tarihi yazan, koltukta oturan değil; meydanı dolduran iradedir.

 

Dr. Ahmet GÜLER

Yayınlanma: 31.05.2026 09:38