GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 48,0769 ₺ 🇪🇺EUR: 56,1798 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.708,37 ₺ BTC: 3.719.078 ₺ 🇺🇸USD: 48,0769 ₺ 🇪🇺EUR: 56,1798 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.708,37 ₺ BTC: 3.719.078 ₺ 🇺🇸USD: 48,0769 ₺ 🇪🇺EUR: 56,1798 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.708,37 ₺ BTC: 3.719.078 ₺
24 Ağustos 2026 - 05:54

info@turkglobalmedia.com

Köşe Yazısı

İmbatın Dağıtamadığı Kalabalıklar ve Dijital Yalnızlık

23.08.2026 12:48
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL
20 okunma
İmbatın Dağıtamadığı Kalabalıklar ve Dijital Yalnızlık

Başyazarımız Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "İnsanların ruhunu doyuran, benliğini var eden kentlerin kaybolan ritmi ile toplumun dijitalleşen yalnızlığını, İzmir ve imbat rüzgarı üzerinden", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu köşe yazısını paylaş:

Kordon boyunca çimlerde yüzlerce insan oturuyor. Bir yanda martı çığlıkları, diğer yanda kıyıya vuran dalgaların ritmi; çimlere yayılmış gruplardan yükselen kahkahalar, çekirdek çıtırtıları ve vapur çayının havaya karışan buharı... 

Vapur güvertesinden, Konak Meydanı’nın telaşında ya da Kemeraltı’nın dolambaçlı sokaklarında adım atan binlerce siluet. 

Dışarıdan bakıldığında İzmir; sokakları birbirine bağlayan o tanıdık imbat rüzgârı, açıklığı ve sıcaklığıyla insanın asla yalnız kalamayacağı bir sığınak gibi görünür. 

Oysa tam da bu neşeli, telaşsız ve dışa dönük kentsel dekorun ortasında, modern insanın en çıplak ve en görünmez yalnızlığı filizleniyor.

Bizler aynı vapurda yan yana oturup aynı körfezin maviliğine bakıyoruz; fakat bakışlarımız körfezin ufkunda değil, yüzlerimizi aydınlatan o soğuk ekranların sınırlarında kayboluyor. 

Eski İzmir’in avlulu evlerinde, balkon sohbetlerinde, komşunun sesine aşina sokak aralarında yeşeren o organik aidiyet; yerini yüksek katlı rezidansların, güvenlikli sitelerin ve aceleyle geçilen transit hatların korunaklı yalıtımına bıraktı.

Henry David Thoreau’nun Walden’da dile getirdiği o sarsıcı tespit, tam da bu kentsel akışın ortasında yankılanıyor: "İnsanların büyük bir çoğunluğu sessiz bir çaresizlik içinde yaşar." 

Tüketim döngüsü, hız baskısı ve yapay meşgalelerin peşinde savrulan kentli birey; sadeliği, durup düşünmeyi ve içsel dinginliği unuttuğu ölçüde bu çaresizliğe gömülüyor. 

Kalabalıkların içindeki bu bitimsiz koşturmaca, Thoreau’nun işaret ettiği gibi sahici bir yaşam arayışı değil; varoluşsal boşluğu gürültüyle bastırma çabasından ibaret kalıyor.

Arthur Schopenhauer’ın meşhur kirpi ikilemi ise bu huzursuz arafı tamamlıyor: Soğuk bir kış gününde donmamak için birbirine yaklaşan ama dikenleri birbirine battığı için uzaklaşan kirpiler... 

Alsancak’ın caddelerinde ya da vapur iskelelerinde biriken kalabalıklar da tam olarak bu arafta salınıyor. 

Soğuk yalnızlığa katlanamadığımız için meydanlara koşuyoruz; fakat ötekinin varlığına ve taleplerine tahammül edemeyip aramıza hemen görünmez dikenler, yani kulaklıklar ve ekranlar dikiyoruz. Ne ısınabiliyoruz ne de tamamen uzaklaşabiliyoruz.

Lars Svendsen’in Yalnızlığın Felsefesi'nde vurguladığı gibi, yalnızlık fiziksel bir tecrit değil; bir anlam, güven ve sahici bağ kurma krizidir. Modern insan, etrafı insan seliyle dolup taşsa bile kendini dünyadan ve yanındakinden radikal biçimde kopuk hissedebiliyor. 

Çünkü gerçek aidiyet, bir meydanda kaç kişiyle yan yana durduğunuzla değil, o insanların dünyasında ne kadar karşılık bulduğunuzla ilgilidir. İzmir’in canlı kalabalığı, tam da Svendsen’in işaret ettiği bu kopuşu perdeleyen parlak bir vitrine dönüşüyor.

İzmir’in asıl ruhu; ışıklı tabelaların parıltısında ya da sahil boyuna serpilmiş o mekanik, temassız kalabalıklarda değil; kentin taşlaşmış hafızasına ve yanındakinin gözlerindeki kırılganlığa cesaretle dokunabilmekte saklıdır. 

Bu kente ve kendi varlığımıza yeniden tutunabilmenin yolu, kulaklarımıza tıkadığımız dijital gürültüyü susturmaktan, bir vapur güvertesinde karşılaştığımız yabancının yüzündeki çizgilerde insanlığın ortak telaşını okumaktan geçer.

İmbat, yalnızca teni serinleten coğrafi bir esinti değil; içimizdeki o donuk yabancılaşmayı dağıtacak bir zihinsel berraklık çağrısıdır. 

Zira yabancılık, yan yana durup birbirini yok sayan gölgeler olmayı bıraktığımız; ötekinin bakışında kendi hakikatimizle yüzleşmeye cesaret ettiğimiz anda çözülecektir.

 

 

Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL

Yayınlanma: 23.08.2026 12:48