GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 52,9101 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.761.390 ₺ 🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 52,9101 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.761.390 ₺ 🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 52,9101 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.761.390 ₺
25 Haziran 2026 - 21:24

info@turkglobalmedia.com

Kibir Çağında Alçak Gönüllülük
Köşe Yazısı

Kibir Çağında Alçak Gönüllülük

25.06.2026 08:16
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL
23

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "Geçmişten bugüne evrilen insanlığın teknolojik evrende kendini tanımlayan önemli bir kimliğine; Kibrin karşısında alçak gönüllü olmaya dair sosyo-psikolojik analizini", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu köşe yazısını paylaş:

Bir zamanlar insan gökyüzüne baktığında kendisini küçük hissederdi. Sonsuzluğa uzanan yıldızlar, mevsimlerin değişmez döngüsü, dağların sessizliği ve denizlerin enginliği ona kendi sınırlarını hatırlatırdı. 

Elbette geçmiş çağlar kibirden arınmış değildi; imparatorluklar kuruldu, savaşlar yapıldı, insanlar birbirlerine üstünlük tasladı. Ancak doğa karşısındaki güçsüzlük duygusu, insana bugün büyük ölçüde yitirdiğimiz bir sınırlılık bilinci kazandırıyordu. 

Bugün ise cebimizdeki ekranlar sayesinde dünya bir dokunuş uzağımızda. Bilgiye anında erişebiliyor, düşüncelerimizi saniyeler içinde binlerce insana ulaştırabiliyor, kendi hayatımızdan kesintisiz canlı yayınlar yapabiliyoruz. İnsanın teknik gücü arttıkça, varoluşuna dair algısı da kökten değişti.

Modern insanın bir başka açmazı da, kendisini hiç olmadığı kadar özgür hissettiği bir dönemde görünmez onay mekanizmalarına bağımlı hâle gelmesidir. Artık yalnızca yaşamak yetmiyor; yaşadığımızı belgelememiz ve görünür kılmamız gerekiyor. 

Bir manzarayı seyretmekten çok onu kaydetmek, bir kitabı okumaktan çok okuduğumuzu duyurmak, bir başarı elde etmekten çok onun sergilenebilir yanlarını öne çıkarmak önemseniyor. 

Böylece hayat, gerçek deneyimlerin toplamı olmaktan çıkıp özenle kurgulanmış tiyatro sahnesine dönüşüyor.

Bu dönüşümün en ağır bedellerinden biri, tevazunun sessizce geri çekilmesidir. Çünkü alçak gönüllülük görünürlüğü değil derinliği sever. Kalabalıkların alkışına ihtiyaç duymaz; bir ağacın büyümesi gibi sessizdir, gösterişsiz ama köklüdür. 

Kibirse çoğu zaman bir seyirci arar. Varlığını başkalarının bakışlarında doğrulamaya ihtiyaç duyar ve sürekli onaylanmak ister.

Üstelik kibir her zaman yüksek sesle konuşmaz. 

Bazen bir başarı hikâyesinin satır aralarında, bazen bir akademik unvanın gölgesinde, bazen de kendi düşüncelerini sorgulamama alışkanlığında ortaya çıkar. Bu yüzden insanın en zor fark ettiği kusurlardan biridir. Öfke dışarıdan görülebilir, kıskançlık sezilebilir; fakat kibir çoğu zaman kendisini erdem kılığına sokmayı başarır.

İnsanlık tarihinin büyük düşünürleri, bilgelik ile tevazu arasında güçlü bir bağ kurmuşlardır. Sokrates'in bilgeliği, bildiklerinden çok bilmediklerinin farkında olmasından besleniyordu. 

Benzer şekilde tasavvuf geleneği de insanın kendisini merkeze koymasını hakikate ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak görür. 

Yunus Emre'nin "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir" sözü, gerçek bilginin önce insanın kendi sınırlarını tanımasıyla başladığını hatırlatır. Çünkü insan kendisini ne kadar büyütürse, gerçeği o kadar küçültmeye başlar.

Kibrin en tehlikeli biçimi ise yalnızca bireylerde değil, insanlığın bütünüyle kendisini yaşamın merkezine yerleştirmesinde ortaya çıkmakta. Yüzyıllardır süren bilimsel ve teknolojik ilerleme, insana doğa üzerinde benzersiz bir güç sağladı. 

Fakat bu güç zaman zaman, insanın kendisini yaşam ağının bir parçası olarak değil, onun mutlak hâkimi olarak görmesine yol açtı. Doğa ortak bir yaşam alanı olmaktan çıkıp tüketilecek bir kaynak deposuna indirgenmeye başladı.

Ormanlar kereste miktarıyla, nehirler enerji potansiyeliyle, hayvanlar ekonomik faydalarıyla değerlendirilir oldu. İklim krizinden biyolojik çeşitliliğin azalmasına kadar karşı karşıya olduğumuz birçok küresel sorun, yalnızca teknik veya ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki ve düşünsel bir sorunun yansımalarıdır. 

Çağımızın belirgin yanılgılarından biri, dünyanın insanın sınırsız tasarrufuna açık olduğu varsayımıdır. Oysa insan doğanın sahibi değil, onun karmaşık ve kırılgan bütünlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Bugünün dünyasında bu eğilim algoritmalar tarafından daha da besleniyor. Reklamlar bize sürekli özel olduğumuzu fısıldıyor. 

Dijital platformlar ilgi alanlarımızın çevresine kişisel evrenler örüyor. Böylece her birey kendi yankı odasının merkezinde yaşamaya başlıyor. 

Sürekli kendi fikirlerinin yansımasını gören insan, zamanla onları sorgulanamaz doğrular sanabiliyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça onu anlamlandırmak zorlaşıyor; iletişim arttıkça gerçek diyaloglar seyrekleşiyor.

Tam da burada önemli bir soru beliriyor: Bu kadar çok bilgiye sahip olan modern insan neden kendisinden bu kadar emin

Bilim tarihi, aslında yanılgıların düzeltilme hikâyesidir. Her büyük keşif, daha önce doğru kabul edilen bir düşüncenin eksikliğini ya da yanlışlığını ortaya koymuştur. 

Buna rağmen bireysel hayatlarımızda kesinlik tutkusu giderek büyüyor. Yanılabileceğimizi kabul etmek yerine haklı çıkmaya çalışıyor, tartışmaları birlikte hakikati aramanın değil üstünlük kurmanın aracına dönüştürüyoruz.

Oysa alçak gönüllülük insanın kendisini değersiz görmesi değildir. Tevazu, insanın hem değerini hem de sınırlarını aynı anda kabul edebilmesidir. 

Kendi ışığını inkâr etmeden gölgeleriyle yüzleşebilmesidir. Bilmediğini söyleyebilmek, hata yaptığını kabul edebilmek ve gerektiğinde fikrini değiştirebilmek zayıflığın değil; olgunluğun ve içsel gücün göstergeleridir.

Bugün alçak gönüllü kalabilmek geçmişe kıyasla daha fazla cesaret gerektiriyor. Çünkü çağın ruhu sürekli görünür olmayı, öne çıkmayı ve kendini sergilemeyi teşvik ediyor. Böyle bir ortamda susabilmek, dikkatle dinleyebilmek ve öğrenmeye açık kalabilmek neredeyse bir direniş biçimine dönüşüyor. Gürültünün hüküm sürdüğü yerde sessizlik nasıl fark edilirse, kibrin sıradanlaştığı bir dünyada tevazu da öyle parıldar.

İnsan gökyüzüne bakmayı bıraktığında kendisini evrenin tek hâkimi sanmaya başladı. Oysa yıldızlar hâlâ orada; milyonlarca yıl önce olduğu gibi sessizce parıldıyorlar. 

Kozmosun yaşı, gezegenimizin tarihi ve yaşamın milyarlarca yıllık serüveni düşünüldüğünde insanın hikâyesi kozmik ölçekte bir göz kırpmasından bile kısa görünür. Buna rağmen kendimizi yalnızca dünyanın değil, mutlak gerçeğin de sahibi görmeye eğilimliyiz.

Alçak gönüllülüğün en derin anlamı belki de burada saklıdır: Kendimizi küçültmekte değil, ait olduğumuz büyük bütünün ihtişamını fark edebilmekte. Çünkü insan önemlidir, fakat merkez değildir. Güçlüdür, fakat sınırsız değildir. Bilir, fakat her şeyi değil.

Modern çağın tüm teknolojik başarılarına rağmen unutmaya yüz tuttuğu en önemli gerçek budur. Kendimizi büyütmek için harcadığımız enerjinin küçük bir kısmını anlamaya, dinlemeye ve öğrenmeye ayırabilseydik, muhtemelen daha bilge bir toplum olabilirdik. 

Çünkü kibir insana yüksekte olduğu hissini verebilir; fakat yalnızca alçakgönüllülük ona gerçekten nerede durduğunu gösterebilir.

İnsanın gerçek olgunluğu, dünyayı kendi etrafında dönen bir sahne olarak görmekten vazgeçip kendisini bu büyük senfoninin mütevazı ama vazgeçilmez bir notası olarak kabul ettiği anda başlayacaktır.

 

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL

Yayınlanma: 25.06.2026 08:16