GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.978.325 ₺ 🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.978.325 ₺ 🇺🇸USD: 46,5116 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.489,96 ₺ BTC: 2.978.325 ₺
21 Haziran 2026 - 21:57

info@turkglobalmedia.com

Kılıçdaroğlu ve Sözcü TV
Köşe Yazısı

Kılıçdaroğlu ve Sözcü TV

21.06.2026 13:59
Dr.Ahmet GÜLER
5

Kentbilimci ve Siyasal İletişim Uzmanı Dr. Ahmet GÜLER,  "Mutlak Butlan sürecinde Kılıçdaroğlu'nun Sözcü TV'deki son röportajının siyasal iletişim açısından analizini" TGM için kaleme aldı... 

Bu köşe yazısını paylaş:

Sözcü TV o röportaj ilanını yayınladığında, ülke ikiye bölündü.

Bir yarısı, “Biz bu kanalı kapattık, artık bakmıyoruz” diyerek ekranını karartıp protesto etti. Öteki yarısı ise, “Dur bakalım, ne diyecek” deyip bekledi. Ben ikinci gruptaydım. İzledim, sonuna kadar izledim. 

Ve izledikçe, kapatanların öfkesi ile bekleyenlerin merakının aynı yere çıktığını gördüm: Karşımızdaki adamın, bu memlekete söyleyecek tek bir dürüst sözü yoktu.

Kararın arkasında kim var? “Nereden bileyim.” İktidar yargıya müdahale etti mi? “Bilmiyorum.” Yakın medyaya ödeme yapıldı mı? “Kanalları bilmiyorum.” İddianameleri okudun mu? “Tamamını okumadım.” 

Saatlerce konuştu; geriye koca bir “ben nereden bileyim” sessizliği kaldı. Okumadığı dosyadan kesin hüküm çıkaran, hukukçu olmadığını söyleyip mahkeme gibi karar veren bir adam.

Ama yanılmayalım. Bu “bilmiyorum”lar bilgisizliğin değil, hizanın dilidir. Çünkü o akşam, her cümlenin arasından tek bir gerçek sızdı: Bu adam, emperyalizmin Türkiye’deki en işlevli maşasıdır.

Uşaklığın kanıtları

Büyük laf mı? Bakalım.

Bir: Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması için, bunca yıldan sonra, kameralar önünde “Pişman değilim” dedi. Bugün olsa yine yapardı. Muhalefetin kendi eliyle tasfiye edilmesinin kapısını açan o hamleyi, yıllar sonra göğsünü gere gere savundu. Kime yarayan bir tutumdur bu? Meydanı tek adama bırakmak isteyenlere.

İki: CHP’li belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkındaki davalar için “Bunlar siyasi dava değildir” dedi. Yani muhalefeti yargı eliyle dizayn eden iktidarın iddianamelerini, bizzat CHP’nin koltuğundan onayladı. Savcının işini savcıdan önce yaptı.

Üç: Yayından sonra onu kim savundu? Soruları kim “saldırgan” buldu, gazetecileri kim hedef aldı? İktidarın kalemşorları. Bir muhalefet liderini, parçalanmış bir CHP’den en çok kazanacak olanlar kucaklıyorsa, mesele kapanmıştır.

Bu üç tablo yan yana geldiğinde ortaya çıkan resim nettir: Kılıçdaroğlu’na verilen görev, Cumhuriyet Halk Partisi’ni içeriden bölmek, parçalamak, çökertmektir. Ve o bu görevi ne kendi iradesiyle ne de bir vicdan muhasebesiyle yapıyor; sadece kendisinden bekleneni yerine getiriyor. 

Para almasına da sözleşme imzalamasına da gerek yok. Zihni zaten bu işe göre ayarlı. En tehlikeli uşak, uşaklığının farkında bile olmayandır.

Orman yanıyor, o birkaç ağaçtan söz ediyor

İşte benim asıl meselem bu.

Bu ülkede yaşananlar bir kurultay kavgası, bir koltuk tartışması değildir. Türkiye yanıyor. Emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri, bu memleketi parçalanmış, güçsüz, dışa bağımlı, tipik bir Orta Doğu devletine çevirmek için çalışıyor. Planlı, sabırlı, sistemli bir yangın bu. Ve güçlü, dik duran bir muhalefet, bu yangının önündeki en büyük settir.

O seddi yıkmak için ne gerekir? Muhalefeti içeriden bölecek bir el. Kılıçdaroğlu tam da bu eldir. 

Memleket alev alev tutuşmuşken o ekrana çıkıp “ormanda birkaç ağaç yandı” diyor; arınmadan, ahlaki üstünlükten dem vuruyor. Çünkü görevi yangını söndürmek değil, söndürecek olanı bölmektir.

Hayal kırıklığının bilançosu

Millet bu röportajı heyecanla bekledi. Sonuç, koca bir hayal kırıklığı oldu. Bir zamanlar ona oy vermiş insanlar, ekranın karşısında kendilerine kızdılar: “On üç yıl biz bu adama nasıl kandık?” Çalınan yıllarına, boşa akıtılan umutlarına yandılar.

Ve işin en acı ironisi şu: Kılıçdaroğlu bu röportajla kendi siyasi hayatını kendi elleriyle bitirdi. Özgür Özel’e ve dimdik durmaya çalışan muhalefete, hiç ummadıkları büyük bir hizmette bulundu. 

Onu bu koltuğa taşıyanlar ise saçlarını başlarını yoldu: “Biz bu adama bu görevi nasıl verdik?”

Bir maşa, kullanılamayacak kadar körse, onu kullanmak isteyenin eline de zarar verir. O akşam ekranda olan tam da buydu.

Son söz

Sözcü’yü kapatanlar haklıydı: Böyle bir figüre ekran açmak, ona meşruiyet taşımaktır. Ama izleyenler de kazançlı çıktı. Çünkü o birkaç saat, hiçbir köşe yazısının anlatamayacağı bir açıklıkla gösterdi: Bu adam bir muhalefet lideri değil, bir yangının maşasıdır.

Asıl trajedi, evinde oturması gereken bu figürün, bu memleketin en kıymetli şeyini — kavga edecek vaktini, birleşecek enerjisini — çalıyor olmasıdır.

Türkiye yanıyor. O, birkaç ağacı işaret ediyor. Aradaki o uçurum, ihanetin ta kendisidir.

 

Dr. Ahmet GÜLER

Yayınlanma: 21.06.2026 13:59