Kocatepe'den Geleceğe Bakmak
Prof. Dr. Cem GÜZELOĞLU, "30 Ağustos Zaferinin Mimarı, Büyük Taarruza giden yolda verilen stratejik kararları, Türk insanının özverisini ve Atatürk'ün analitik dehasını” TGM için kaleme aldı… Saygı ve Özlemle…
Sabahın ilk ışıkları henüz Afyon'un tepelerine düşmemişti. Kocatepe'de bekleyen insanlar, birkaç saat sonra tarihin yönünü değiştirecek bir harekâtın başlayacağını biliyorlardı.
Fakat onların zihinlerini meşgul eden şeyin yalnızca bir savaşın sonucu olduğunu düşünmek eksik olur. Çünkü o gece verilen kararların merkezinde yalnızca işgal altındaki şehirleri kurtarmak değil, henüz kurulmamış bir geleceği inşa etmek de vardı.
Bugün 30 Ağustos'a baktığımızda çoğu zaman zaferin büyüklüğünü konuşuyoruz. Oysa beni her yıl yeniden düşündüren şey, o zafere giden yolun kendisidir. Büyük Taarruz'un hikâyesi, bir milletin son imkânlarıyla gösterdiği direncin hikâyesi olduğu kadar; planlama, sabır, strateji ve insan iradesinin de hikâyesidir.
Millî Mücadele yıllarında Anadolu'nun içinde bulunduğu şartlar hatırlandığında bunun ne kadar büyük bir başarı olduğu daha iyi anlaşılır. Yıllardır süren savaşlar ülkeyi yormuştu. Ekonomi çökmüş, ulaşım imkânları sınırlanmış, insan kaynağı tükenme noktasına gelmişti.
Buna rağmen Ankara'da kurulan yönetim ve cephedeki komuta kademesi, yalnızca günü kurtarmaya çalışan bir anlayışla hareket etmedi. Önlerinde duran tablo ne kadar karanlık olursa olsun, uzun vadeli düşünmeyi sürdürdüler. Belki de Büyük Taarruz'un en dikkat çekici tarafı da budur.
Tarihte pek çok komutan cesur olmuştur. Ancak her cesur komutan başarılı olamamıştır. Çünkü cesaret tek başına yeterli değildir. Zamanı doğru okumak, rakibin hamlelerini analiz etmek, eldeki kaynakları en verimli şekilde kullanmak ve gerektiğinde beklemeyi bilmek de gerekir.
Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından toplumda ve siyasette bir an önce saldırıya geçilmesi yönünde beklentiler vardı. Ancak Mustafa Kemal Paşa ve komuta heyeti, hazırlıkları tamamlanmadan yapılacak bir harekâtın sonuçlarını biliyordu.
Aylar süren hazırlık dönemi bu yüzden yaşandı. Cephaneler toplandı, birlikler yeniden düzenlendi, lojistik ağlar kuruldu ve en önemlisi büyük bir gizlilik sağlandı.
Bugünün dünyasında strateji kavramı çoğu zaman şirket yönetimlerinde, diplomatik ilişkilerde veya teknoloji alanında konuşuluyor. Oysa Büyük Taarruz'un hazırlık sürecine bakıldığında stratejinin özünün değişmediği görülür. Başarı çoğu zaman daha güçlü olmakla değil, daha doğru planlamakla ilgilidir.
Nitekim 26 Ağustos sabahı Kocatepe'den başlayan harekât, birkaç gün içinde yalnızca bir cephe hattını yarmakla kalmadı; karşı tarafın savaşma iradesini de çökerten bir sonuca ulaştı. Dumlupınar'da alınan kararlar, aylar boyunca yürütülen hazırlıkların sahaya yansımasıydı ve bu süreç, 30 Ağustos'ta Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nin kesin zaferiyle taçlandı.
Stratejiyi anlamlı kılan, onu sahada hayata geçiren insanlardır… bütün askerî değerlendirmelerin ötesinde, 30 Ağustos'u anlamak için asıl onların hikâyesine kulak vermek gerekir.
Cepheye yürüyen askerlerin büyük bölümü ne tarih kitaplarına gireceğini biliyordu ne de adının bir anıtta yer alacağını. Birçoğu yaşadığı köyün dışına ilk kez çıkıyordu. Kimisi ardında eşini bıraktı, kimisi çocuğunu, kimisi yaşlı anne ve babasını. Onları ayakta tutan şey yalnızca emirler değildi. Ortak bir kader duygusu ve ait oldukları toprağa karşı hissettikleri sorumluluktu.
Vatan sevgisini bazen çok yüksek sesle anlatıyoruz. Oysa Millî Mücadele kuşağı bu sevgiyi daha çok davranışlarıyla gösterdi. Kağnısıyla mühimmat taşıyan kadınlar, ürününü orduyla paylaşan çiftçiler, cephe gerisinde çalışan isimsiz insanlar bunun en güçlü örnekleridir. Zira vatan sevgisini sloganlarda aramak yersizdir, esas “vatan sevgisi” fedakârlıkta görünür.
Aradan geçen yüz yılı aşkın süre boyunca Türkiye değişti. Şehirler büyüdü, üniversiteler kuruldu, sanayi gelişti, yeni nesiller yetişti. Ancak şu asla unutulmamalıdır! Bugün sahip olduğumuz imkânların önemli bir kısmı, o dönemde verilen mücadelenin sonucudur.
23 Ağustos’ta Sakarya’da başlayan bu kutlu yürüyüş, bir milletin bağımsız geleceği için attığı ilk adımdır. Bu yüzden 30 Ağustos'u sadece geçmişe dönük bir hatırlama günü olarak görmek bana her zaman eksik gelmiştir. O gün kazanılan zafer, aslında geleceğe bırakılmış bir emanettir. O emaneti korumanın yolu ise sadece geçmişle övünmekten değil; çalışmaktan, üretmekten, düşünmekten ve ülkenin yarınlarına katkı sunmaktan geçer.
Kocatepe'de ufka bakan insanların hayal ettiği şey yalnızca savaşın kazanılması değildi. Egemenliğini koruyabilen, kendi kararlarını verebilen ve geleceğini kendisi şekillendirebilen bir ülkeydi. 30 Ağustos'un asıl değeri de burada saklıdır.
Bir milletin kaderini değiştiren büyük zaferler elbette önemlidir. Ancak o zaferlerden doğan sorumluluk daha da önemlidir. Çünkü tarih, kendisine bırakılan mirası geliştirebilen toplumları hatırlar. Bugün bize düşen görev, o mirasa yalnızca minnet duymak değil; onu bilgiyle, emekle, adaletle ve akılla büyütebilmektir. Kocatepe'den yükselen ses, bir asır sonra hâlâ bunu hatırlatmaya devam ediyor.
Bu vesileyle, bağımsız bir vatan uğruna gözünü kırpmadan şahadete yürüyen aziz şehitlerimizi, cepheden dönüp ömürlerinin geri kalanını gazi olmanın ağır ama onurlu hatırasıyla yaşayan kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kumandanlarına, silah arkadaşlarına ve isimsiz neferlerine borcumuz yalnızca teşekkür değildir; onların bize bıraktığı Cumhuriyet'i aynı kararlılıkla geleceğe taşıyabilmektir.
Çünkü bazı insanlar öldükten sonra toprağa karışır; bazıları ise uğruna mücadele ettikleri vatanın hafızasına. Aradan geçen bunca yıla rağmen, Kocatepe'nin rüzgârında hâlâ onların nefesi, bu toprakların her karışında hâlâ onların izi vardır.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Prof.Dr. Cem GÜZELOĞLU