Laboratuvar Sonucumu Aldım, Kendimi Kiminle Karşılaştırıyorum?
Dr. Halil İbrahim AKBAY, "Laboratuvar sonuçları sonrasında hastanın sosyo-psikoojik düzeyde yaşadığı değişimin sonuçların analiz edilmesinde bilimsel mi yoksa kişisel tercihlerle mi karşılaştırma değeri taşıdığını konusunu" TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar…
Telefonunuza kısa bir mesaj düşer: “Tahlil sonuçlarınız hazır.”
Çoğumuz o anda hekimimizle görüşmeyi beklemeyiz; e-Nabız’ı açar, gözümüzü hızla sayıların yanındaki sütuna çeviririz. Aradığımız tek bir şey vardır: Sonuç “aralıkta” mı?
Değerlerin hepsi o aralığın içindeyse içimiz rahatlar. Biri dışarı taşmışsa, yanında küçük bir yıldız ya da kırmızı bir ok belirmişse, kendimizi bir anda internet aramalarının ortasında buluruz.
Oysa bu iki tepki de çoğu zaman aynı soruyu atlar: Biz bu sonucu aslında kiminle karşılaştırıyoruz?
Raporda sonucunuzun yanında yazan aralığa halk arasında “normal değer” denir; biz laboratuvarcılar ise bilinçli olarak referans aralığı demeyi tercih ederiz. Çünkü bu aralık, sağlık ile hastalık arasındaki kesin bir sınır değildir.
Bir referans aralığı belirlenirken uluslararası öneriler doğrultusunda en az 120 sağlıklı bireyden elde edilen sonuçlar sıralanır; en alttaki ve en üstteki yüzde 2,5’lik dilimler dışarıda bırakılır ve ortada kalan yüzde 95’lik bölüm referans aralığı olarak kabul edilir.
Bu tanımın ilginç bir sonucu vardır: Tamamen sağlıklı insanların yirmide biri, sırf istatistik gereği bu aralığın dışında kalır.
Test sayısı arttıkça bu olasılık da büyür. Birbirinden bağımsız yirmi testlik bir pakette, hiçbir sorunu olmayan bir kişinin en az bir sonucunun “aralık dışı” çıkma olasılığı kabaca üçte ikidir. Kırmızı bir ok, her zaman bir hastalığın habercisi değildir; bazen yalnızca o yirmide birlik payın bize düşmesidir.
Bir ayrıntı daha: Her testin yanındaki değer, sağlıklı bir topluluğun dağılımından gelmez. Kolesterol, açlık kan şekeri ya da HbA1c gibi testlerde raporda gördüğümüz sınırlar çoğu zaman uzun yıllar süren izlem çalışmalarına dayanan klinik karar sınırlarıdır.
Bu sınırlar “sağlıklı insanlarda hangi değerler bulunur” sorusunu değil, “hangi değerden sonra risk anlamlı biçimde artar” sorusunu cevaplar. Kolesterolde olduğu gibi hedef değer kişinin kalp-damar riskine göre de değişebilir; aynı LDL kolesterol değeri bir kişi için yeterliyken bir başkası için yüksek kabul edilebilir.
Asıl mesele ise burada başlıyor. Referans aralığı bizi kalabalık bir toplulukla karşılaştırır; oysa vücudumuz kalabalığın ortalamasına göre değil, kendi dengesine göre çalışır.
Laboratuvar değerlerimizin pek çoğu, her birimize özgü bir denge noktası etrafında, oldukça dar bir bantta dalgalanır. Bilim dilinde bireysel biyolojik varyasyon denilen bu bant, birçok test için toplumun referans aralığından çok daha dardır.
Bunu en iyi bir telefon görüşmesi anlatır. Yakın bir arkadaşınızın sesi biraz kısık geldiğinde, daha ilk cümlede bir şeyler olduğunu anlarsınız. Oysa o ses hâlâ “normal insan sesi” sınırları içindedir; onu tanımayan biri hiçbir fark sezmez.
Laboratuvar sonuçlarında da durum benzerdir: Referans aralığı sizi tanımayan bir yabancı gibidir; önceki sonuçlarınız ise sesinizi yıllardır duyan bir dost.
Somut bir örnek verelim. Böbrek işlevini değerlendirmede kullanılan kreatinin, yıllardır 0,75 mg/dL civarında seyreden bir erkekte bir gün 1,10 mg/dL olarak ölçülsün.
Erişkin erkeklerde sık kullanılan referans aralığı yaklaşık 0,7-1,2 mg/dL olduğundan (yönteme ve cihaza göre değişebilir) sonuç “normal” görünür ve raporda hiçbir işaret yer almaz. Oysa bu kişinin kendi değerine göre yaklaşık yüzde 47’lik bir artış söz konusudur.
Kreatinin, kişiden kişiye çok değişen ama aynı kişide oldukça sabit kalan testlerin tipik örneğidir; bu yüzden böyle bir değişim, aralığın içinde kalsa da hekimin dikkatini hak eder.
Artışın nedeni geçici bir sıvı kaybı, yoğun bir egzersiz ya da bol etli bir yemek de olabilir. Bunu anlamanın yolu sonucu görmezden gelmek değil, kişinin kendi geçmişiyle birlikte değerlendirmektir.
Peki iki sonuç arasındaki farkın ne zaman “gerçek” sayılacağını nasıl bileceğiz? Her ölçümde iki tür dalgalanma vardır: Cihazın ve yöntemin kendisinden kaynaklanan küçük ölçüm farkları ile vücudumuzun gün içindeki, haftalar içindeki doğal salınımları.
Tıbbi biyokimyada Referans Değişim Değeri (Reference Change Value, RCV) olarak adlandırılan ölçüt, bu iki dalgalanmayı birlikte hesaba katar ve ardışık iki sonuç arasındaki farkın ne kadar büyük olursa gürültü değil gerçek bir sinyal sayılabileceğini gösterir.
Kreatinin için bu eşik, laboratuvarın ölçüm performansına göre değişmekle birlikte yüzde 15 civarındadır. Örneğimizdeki yüzde 47’lik artış bu eşiğin çok üzerindedir.
Aynı ölçüt ters yönde de işe yarar. Önceki tahlilde aralığın üst sınırına yakın çıkan bir değer, bu kez sınırı hafifçe aşıp raporda “yüksek” işaretiyle görünebilir.
İki sonuç arasındaki fark bu eşiğin altındaysa, karşımızdaki şey çoğu zaman yeni bir sorun değil, bilinen bir değerin olağan dalgalanmasıdır. Kararı elbette hekim verir; ama bu bakış, gereksiz endişelerin ve ardı ardına istenen tetkiklerin önüne geçer.
Kısacası tek bir sonuç bir fotoğraftır; seri sonuçlar ise bir film. Fotoğrafta her şey yerinde görünebilir; hikâyenin nereye gittiğini ise ancak film gösterir.
Ancak filmin doğru okunabilmesi için karelerin benzer koşullarda çekilmesi gerekir. Farklı laboratuvarlar farklı yöntemler ve farklı birimler kullanabilir; bu yüzden sonuçları mümkünse aynı laboratuvarda izlemek ve birimlere dikkat etmek gerekir.
Kanın hangi saatte alındığı, aç olup olmadığınız, bir gün önce yaptığınız ağır egzersiz, alkol, sigara ve kullandığınız ilaçlar sonuçları etkileyebilir. Saç, cilt ve tırnak için kullanılan yüksek doz biyotin takviyeleri ise tiroid hormonları başta olmak üzere bazı testlerde yanıltıcı sonuçlara yol açabilir.
Kullandığınız takviyeleri “nasılsa doğal” diye atlamadan hekiminize ve laboratuvara söylemek, sonucunuzun doğruluğu için kanın doğru alınması kadar önemlidir.
Laboratuvar sonucunuzu aldığınızda şu birkaç noktayı akılda tutmak işinizi kolaylaştırır:
Sonuçlarınızı saklayın ve geçmişe bakın. e-Nabız’da biriken eski tahlilleriniz, yeni sonucunuzu anlamlandırmanın en değerli kaynağıdır.
Benzer koşullarda tekrarlayın. Mümkünse aynı laboratuvarda, benzer saatte ve aynı hazırlıkla test yaptırın.
Kırmızı oka panik, yeşil işarete rehavet yok. “Aralık dışı” hasta olduğunuz, “aralıkta” ise hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmez.
Fazla test, fazla belirsizlik demektir. Gerekçesiz geniş tetkik paketleri, sağlıklı bir kişide bile “aralık dışı” sonuç çıkma ihtimalini artırır.
Yorumu hekiminizle yapın. İnternetteki genel tablolar sizi tanımaz; hekiminiz ise sonuçlarınızı öykünüz, muayeneniz ve geçmiş değerlerinizle birlikte değerlendirir.
Bugün tıbbi biyokimyada bir adım daha ileri gidilerek, kişinin kendi geçmiş sonuçlarından hesaplanan kişiye özel referans aralıkları üzerinde çalışılıyor; bu alanda ülkemizden bilim insanlarının da uluslararası literatüre önemli katkıları var.
Bir önceki yazımızda söz ettiğimiz “sağlam yetişkin izlemi”nin laboratuvardaki karşılığı da tam olarak budur: Kişiyi yalnızca kalabalıkla değil, kendisiyle de karşılaştırmak.
Bir dahaki sefere tahlil sonucunuz telefonunuza düştüğünde, gözünüzü yalnızca sağdaki aralığa değil, geçmiş sonuçlarınıza da çevirin ve hekiminizle birlikte okuyun. Çünkü sizi en iyi tanıyan referans, yine sizsiniz.
Sağlıkla ve sağlıcakla kalın.
Dr.Halil İbrahim AKBAY