GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.929.518 ₺ 🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.929.518 ₺ 🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.929.518 ₺
05 Temmuz 2026 - 21:30

info@turkglobalmedia.com

Sayıların Kibri: Akademinin 'Tekasür' Çıkmazı
Köşe Yazısı

Sayıların Kibri: Akademinin 'Tekasür' Çıkmazı

05.07.2026 10:26
Dr. Halil ibrahim Akbay
33

Dr. Halil İbrahim AKBAY, TGM için ilk köşe yazısında "Akademik yaşamda yükselme arzusu ve liyakatin referans alanı olarak nitelikli olma yerine sayısal değer üzerinden yaşanan kaotik süreçlere dair bir çözümleme sunuyor". Keyifli okumalar…

Bu köşe yazısını paylaş:

Binlerce yıl öncesinin kızgın çöl kumları üzerinde, hangi kabilenin daha üstün olduğuna dair bitmek bilmeyen bir tartışma sürüyordu. 

İnsanlar önce mallarını, mülklerini, sürülerini ve evlatlarını saydılar. Rakamlar birbirine denk düşünce, kibirleri onları öyle bir tatminsizliğe sürükledi ki; çokluk yarışında büyüklüğünü ispat etmek için kabristanlara gidip ölülerini saymaya başladılar. 

Kuran-ı Kerim’deki Tekasür Suresi, insan doğasının bu karanlık, rakamlara tapan ve çoğaltma tutkusuyla kibrini besleyen tarafını tüm çıplaklığıyla yüzümüze vurur.

Peki, o çöl kumlarının üzerindeki kibir yarışı gerçekten bitti mi? Yoksa sadece şekil veya alan mı değiştirdi?

Bir akademisyen olarak, fakülte koridorlarında yürürken, jüri odalarında dosyaları incelerken ya da uluslararası konferansların “kim daha önemli” temalı kahve molalarında dolaşırken, o kadim çölün kumlarının hala cübbelerimizin eteklerinden döküldüğünü hissediyorum.

Sayıların Tahakkümü ve İndeks Kibri

Bugün akademinin tapınakları, hakikati arayan bilgelerin değil, rakamları çoğaltan “tekasür” tüccarlarının işgali altında. Üniversite dediğimiz evrensel aklın yuvası, ne yazık ki bir endüstriye, bir sayı fabrikasına dönüşmüş durumda. 

Masalarımızda artık insanın evrenin veya toplumun gizemlerine dair derin tefekkürler değil; h-indeksi, atıf sayıları, etki faktörü yüksek dergilerdeki yayın adetleri konuşuluyor.

Hakikat arayışı yerini, “Kim daha çok makale veya proje üretti?” yarışına bıraktı. Ürettiğimiz bilginin insanlığa ne kattığı değil, özgeçmişimizde kaç sayfa tuttuğu önem kazandı.

Elbette bir değerlendirme ölçütü olmadan ne kaynak dağılımı ne de adil bir terfi sistemi yürüyebilir. Ama bugün bu ölçütler tek hâkim güç haline geldi; niteliği, derinliği ve insanlığa katkıyı tamamen ikinci plana itti. 

Tıpkı mallarını ve çocuklarını sayarak üstünlük kurmaya çalışan o kadim kabileler gibi, bizler de bugün unvanlarımızı (Dr., Doç., Prof.), girdiğimiz ders saatlerini, yönettiğimiz tez sayısını ve yayın listemizin uzunluğunu sayıyoruz.

Birbirimize üstünlük kurmak, jürilerde rakiplerimizi ezmek veya akademik teşvik ödeneğinden birkaç puan daha fazla koparmak için birbirimizin gözünün içine bakarak, kibrin en sofistike haliyle “benim sayım seninkinden fazla” diyoruz.

Akademik Kabristanlar

En acı olanı da nedir, biliyor musunuz? Tekasür Suresi’ndeki o çarpıcı metafor, bugün akademi dünyasında birebir yaşanıyor. Kadim insanlar yenişemeyince nasıl kabirlere gidip ölülerini saydılarsa, modern akademisyen de unvan yarışında tıkandığında akademik kabristanlara iniyor.

Bu kabristanlar; hiç okunmayan, kimsenin derdine derman olmayan, sırf “puan getirsin” diye yazılmış ve tozlu raflarda (ya da dijital veri tabanlarının karanlık köşelerinde) çürümeye terk edilmiş metinlerden oluşuyor. 

Bir doçentlik dosyası ya da teşvik puanı hesaplanırken rakiplerini geçmek isteyen akademisyen, yıllar önce yazdığı, belki hiçbir atıf almamış, ne bilimsel bir ruh ne de toplumsal bir fayda taşıyan bu metinleri masaya sürüyor. “Benim dosyamda yüz tane yayın var” derken, aslında kabristandaki ölüleri sayarak hayatta kalanlara üstünlük taslıyor.

Bu çarpık düzende:

  • Unvanlar, entelektüel derinliğimizin değil, cehaletimizi gizleyen zırhların adı oldu.
  • Atıflar, aydınlanmanın değil, akademik kabileciliğin ve “sen beni gör, ben seni göreyim” tüccarlığının para birimi haline geldi.
  • Ders yükleri, bir öğretme aşkı değil, alt kademedeki meslektaşlara karşı bir güç gösterisi ve tahakküm aracı kılındı.

Hakikatin Sessizliği

Rakamların bu kadar gürültü kopardığı bir yerde, hakikatin sesi duyulmaz olur. Oysa bilgelik sayılamaz, tartılamaz ve bir veri tabanında indekslenemez. Sokrates’in h-indeksi sıfırdı, çünkü hiç makalesi yoktu. Ancak onun bıraktığı felsefi miras, bugün milyonlarca ölü makalenin toplamından daha fazla nefes alıyor.

Akademik tekasür, bizi bilimin ve düşüncenin özünden uzaklaştırıyor. Sayılara taparken, harflerin ruhunu kaybediyoruz. Kibri bir cübbe gibi giyip, sayılarla inşa ettiğimiz fildişi kulelerden aşağıya bakarken, aslında kendi zihinsel çoraklığımızı ilan ediyoruz.

Kabristanlardan çıkıp hayata, sayılardan sıyrılıp anlama dönme vakti geldi de geçiyor. 

Zira son nefesimizi verdiğimizde, ardımızda bıraktığımız şey CV’mizdeki yayın sayısı değil; bir öğrencinin zihnine ektiğimiz aydınlanma tohumu, insanlığın derdine sunduğumuz gerçek bir merhem veya sadece dürüstçe söylenmiş bir “bilmiyorum” erdemi olacak.

Sayıların kibri hepimizi yutmadan, o kadim uyarıya aklın süzgecinden yeniden kulak vermeliyiz: Çoğaltma tutkusu sizi oyaladı… Ta ki akademik kabristanlarda ölü makalelerinizi sayana dek.

 

 

Dr. Halil İbrahim AKBAY

 

 

Yazar Hakkında: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyokimya alanında Dr.Öğr.Üyesi olarak görev yapan AKBAY, Başhekim yardımcılığı da dahil olmak üzere çeşitli idari görevlerine ek olarak Türkiye'de kendi alanında uluslararası çalışmaları ve projeleri takip edilen saygın bir bilim insanı kimliğiyle akademik kariyerini sürdürmektedir. AKBAY'ın, Tıp alanı dışında Yüksek Teknoloji ve Uzaktan Eğitim ve Dijitallleşme üzerindeki çalışmaları da bulunmaktadır. AKBAY, Bilimsel yayınlarda etik, liyakat ve mesleki sertifikasyon süreçlerine dair eğitmenliği ile de dikkat çekmektedir. 

Yayınlanma: 05.07.2026 10:26