Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, “Platon’un mağarasından dijital çağın ekranlarına evrilen dünyada, algoritmaların inşa ettiği gerçeklik ve modern insanın gölgeyi hakikat sanma yanılsaması”nı TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
Karanlık bir mağarada zincire vurulmuş insanlar, arkalarındaki ateşin duvara yansıttığı gölgeleri gerçek sanıyordu. Onlar için hakikat, yalnızca gördüklerinden ibaretti. Gölge neyse, gerçek oydu.
Tarihte metaforlar, karmaşık fikirleri, felsefi görüşleri ve toplumsal yapıları somutlaştıran güçlü anlatım araçları olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır.
Antik çağda Platon, insanın bilgiyle ilişkisini anlatmak için çarpıcı bir mağara metaforu oluşturdu.
Aradan binlerce yıl geçti. Zincirler değişti, mağara genişledi, gölgeler dijitalleşti. Ama temel sorun aynı kaldı: İnsan hâlâ gördüğünü gerçek sanmaya devam ediyor. Artık ekran taş değil, LED. Gölgeler daha keskin, daha renkli, daha ikna edici.
Sosyal medya akışları, haber başlıkları, algoritmaların seçip önümüze koyduğu içerikler… Hepsi bize gerçeklik sunuyor. Ama bu gerçeklik, çoğu zaman seçilmiş, filtrelenmiş ve yönlendirilmiş bir kurgu.
Modern insanın büyük yanılgılarından birisi de şu: Bilgiye erişim arttıkça gerçeğe yaklaştığını sanmak.
Oysa çoğu zaman olan bunun tam tersi. Bilgi çoğaldıkça, anlam bulanıklaşıyor. Çünkü mesele bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi ayıklayabilmek.
Platon’un mağarasındaki insanlar için sorun cehalet değildi; sorgulamamaktı.
Bugün de sorun aynı değil mi? İnsanlar artık daha çok şey biliyor ama daha az düşünüyor. Çünkü düşünmek zahmetli, sorgulamak rahatsız edici. Gölge oyunlarını seyreylemek basit ve daha zevkli.
Gerçeklerle temas, konforlu değildir. Mağaradan çıkan kişi, önce gözleri kamaştığı için hiçbir şey göremez.
Bu, farkındalığın ilk aşamasıdır: Rahatsızlık. Çünkü gerçek, alıştığımız anlatımları bozar. Kendimizle, inandıklarımızla, kabullerimizle çelişir.
Bugün pek çok insanın farkındalık sandığı şey, aslında yeni bir gölgeye alışmaktan ibaret. Bir düşünce kalıbını bırakıp diğerine sığınmak.
Oysa gerçek farkındalık, hiçbir gölgeye bağımlı kalmamaktır.
Daha net söylenecek olursa; Modern insan mağarasından çıkmak istemiyor. Çünkü dışarısı belirsiz. Gölge ise net. Gölge sade, anlaşılır ve güvenli. Gerçek ise karmaşık, çelişkili ve çoğu zaman rahatsız edici.
Bu yüzden bugün bilinç dediğimiz şey çoğu zaman bir yanılsama.
Matrix isimli filmdeki gibi, insan kendini uyanmış sanabilir; oysa bazen sadece başka bir katmanı fark etmiş oluyor. Neo’nun kırmızı hapı seçmesi, her şeyin bir anda netleşmesi değil, aksine daha karmaşık bir gerçeklikle tanışmasıydı.
Uyanmak, yalnızca görmek değil; gördüğünü anlamlandırmak ve onunla yaşamayı öğrenmekti. Bugün de benzer bir durum söz konusu: Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ama o bilginin neyi değiştirdiği sorusu hâlâ açık.
Çünkü uyanış, yalnızca yeni şeyler öğrenmekten ziyade, o bilgiyi içselleştirecek bir açıklık ve cesaret geliştirmekle mümkün olabilir.
Peki, çıkış nerede?
Çıkış, dışarıda bir yerde değil. Çıkış, insanın kendi zihninde. Kendi kabullerini sorguladığı anda başlıyor. Ben bunu neden böyle düşünüyorum? sorusu, mağaranın duvarında açılan ilk çatlak. O çatlak büyüdükçe ışık sızıyor.
Ama burada kritik bir eşik var: Herkes ışığı görmek istemeyebilir. Çünkü ışık, aynı zamanda sorumluluk demektir. Gerçeği gören kişi artık eskisi gibi yaşayamaz. Gördüğünü inkâr edemez. Bu yüzden çoğu insan, gerçeği değil, huzuru tercih eder.
Platon’un anlatısında mağaradan çıkan kişi geri döndüğünde, diğerleri ona inanmaz. Hatta onunla alay eder. Bugün de farklı değil. Sistem gölgeler üzerine kuruluysa, ışık tehdit sebebidir.
Sonuç olarak, insanlık teknik olarak ilerledi ama epistemolojik olarak hâlâ mağarada. Daha hızlıyız, daha bilgiliyiz. Peki ya bilinç seviyemiz daha mı yüksek? Bu soruya net bir cevabım yok.
"Gerçek farkındalık, yeni bilgiler edinmekten çok, eski kabulleri terk edebilmek değil midir? Ve bu, düşündüğümüzden çok daha zor bir süreç."
Belki de asıl sorulması gereken:
Gördüklerimiz mi gerçek, yoksa görmek istediklerimiz mi?
Eğer ikinci olasılık sizde daha ağır basıyorsa, o zaman şunu kabul etmek gerekir:
"Mağara hâlâ yerinde, sadece sahne ve dekor değişti."
Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL