Başyazarımız Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "Beynin, algoritmik davranış setleri üzerinden nöroplastisite yeteneği ve öngörüsel kodlama özellikleriyle insanı nasıl dönüştürebileceğini", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
Günün ilk ışıklarıyla birlikte gözlerinizi açtığınızda, odanın duvarlarını, pencerelerden süzülen ışığı ve dışarıdaki hafif gürültüyü olduğu gibi algıladığınızı düşünürsünüz.
Oysa nörobilimin son yıllarda ortaya koyduğu en çarpıcı gerçeklerden biri şudur: Beyin, dış dünyayı analog bir kamera gibi kaydetmez; onu geçmiş tecrübelere ve beklentilere dayanarak aktif bir şekilde inşa eder.
Günlük hayatta "gerçeklik" adını verdiğimiz şey, aslında organlarımızın beyne ilettiği kısıtlı elektrik sinyallerinin yüksek düzeyde işlenmiş bir simülasyonudur.
Klasik nörolojik yaklaşım, duyularımızın dışarıdan veri topladığını ve beynin bu verileri işleyerek bir tablo oluşturduğunu varsayardı.
Ancak modern "öngörüsel kodlama" teorisi durumu tam tersine çeviriyor. Beynimiz sürekli olarak bir sonraki salisede ne olacağına dair tahminlerde bulunur.
Gözlerimizden veya kulaklarımızdan gelen sinyaller, sıfırdan bir resim çizmek için değil; beynin zaten kurmuş olduğu içsel modeli düzeltmek ve güncellemek için kullanılır.
Yanılsamalar, dejavu hissi veya görsel illüzyonlar tam da bu mekanizmanın açık verdiği anlardır.
Beyin, hızlı karar alabilmek adına eksik verileri kendi algoritmalarıyla tamamlar. Yani her birimiz, teknik olarak her an kişiye özel bir sanal gerçeklik deneyimi yaşarız.
Zamanın Esnemesi ve Hatıraların Kırılganlığı
Hiç dikkat ettiniz mi; tehlikeli bir an yaşarken veya yoğun bir heyecan içindeyken zaman sanki yavaşlar. Buna karşılık, rutin ve tekdüze geçen haftalar takvimden adeta uçup gider.
Zamanın bu göreceli hissi tamamen beyindeki nöronal ağların yoğunluğuyla ilgilidir.
Öngörülebilir ve rutin durumlarda beyin "otomatik pilot" moduna geçer ve daha az veri kaydeder. Yeni, şaşırtıcı veya tehditkâr durumlarda ise amigdala ve hipokampus yüksek alarm durumuna geçerek saniyedeki "kare sayısını" artırır.
Dönüp geriye baktığımızda, daha fazla ayrıntı kaydedilmiş o kısa anları daha uzunmuş gibi hatırlarız. Hayatın hızla aktığından şikâyet ediyorsanız, bunun ilacı zihni rutin dışına çıkaracak yeni deneyimler ve öğrenme süreçleridir.
Benzer şekilde, hafızamız da bir dijital sabit disk gibi çalışmaz. Bir anıyı her hatırladığımızda, onu arşivden olduğu gibi çıkarmayız; her defasında o anıyı yeniden inşa ederiz. Bu süreçte mevcut ruh halimiz, edindiğimiz yeni bilgiler ve beklentilerimiz hatıranın içine sızar. Bir bakıma, geçmişimiz bile şimdiki zihnimizin kalemiyle yeniden yazılır.
Kararlarımız Gerçekten Bize mi Ait?
Beyin fonksiyonlarının hayata dair belki de en sarsıcı yansıması karar alma mekanizmalarımızda görülür.
İşlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmaları, belirli bir kararı verdiğimizi "bilinçli olarak" hissetmeden birkaç saniye önce, beynin ilgili motor bölgelerinde hareketliliğin başladığını gösteriyor.
Bilinçli zihin, çoğu zaman derinlerde çalışan devasa bir biyolojik bilgisayarın aldığı kararları rasyonelleştiren bir sözcü gibidir.
Mantığımızla aldığımızı sandığımız kararların arkasında; uykusuzluk seviyemizden kan şekerimize, mikroplastik maruziyetinden geçmiş travmalarımıza kadar yüzlerce nörobiyolojik değişken yatar.
Plastisite: Zihnin Şekil Değiştirme Gücü
Tüm bu karmaşık yapı içinde belki de en umut verici gerçek, beynin nöroplastisite yeteneğidir. Beyin, yaşımız ne olursa olsun, kurduğumuz her yeni düşünce kalıbı ve edindiğimiz her yeni beceriyle fiziksel yapısını yeniden organize edebilir.
Bir müzik aleti öğrenmek, yeni bir dil konuşmak, hatta bakış açımızı kasıtlı olarak değiştirmek; nöronlar arasındaki sinaptik bağların haritasını günceller.
Biyolojik yapımız kaderimiz değildir; zihnimizi neyle beslersek, beynimizin fiziksel dokusu da o yönde şekillenir.
Nihayetinde, kafatasımızın karanlık boşluğunda yer alan bu yaklaşık 1.5 kilogramlık doku, yalnızca yaşamsal fonksiyonları yöneten bir organ değildir.
O; algılarımızı, zaman duygumuzu, kararlarımızı ve en nihayetinde "ben" dediğimiz hikâyeyi yazan bir sanatçıdır. Bu mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamak, sadece bilimsel bir merakı gidermekle kalmaz; kendi hayatımızın direksiyonunda kimin oturduğunu daha net görmemizi sağlar.
Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL