Bugün kutlanan Uluslararası kadınlar Günü, kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik hak mücadelesinin tarihsel simgelerinden biri olarak görülüyor.
21. yüzyılın yeni mücadele alanı yalnızca iş hayatı ya da siyaset değil; aynı zamanda dijital dünya.
Bu yıl, medya kurumu sıfatıyla bu özel günü farklı bir şekilde ele alalım istedik.
TGM olarak Kadınlar Gününün daha anlamlı olabilmesi adına yeni çağın içinde yaşanılan zorluklara ve verdikleri mücadelenin değerini bir kez daha vurgulayalım.
Teknolojinin hayatın her alanına nüfuz ettiği bir çağda, kadınların karşı karşıya kaldığı eşitsizlikler artık çevrimiçi alanlarda da görünür hâle geliyor.
Son yıllarda yapay zekâ araçları, sosyal medya algoritmaları ve dijital platformlar, kadınların görünürlüğünü artırmak yerine çoğu zaman onları yeni bir denetim ve nesneleştirme mekanizmasının içine çekiyor.
Özellikle yapay zekâ tarafından üretilen sahte görüntüler (deepfake), rıza dışı mahrem görüntülerin paylaşımı ve çevrimiçi taciz biçimleri, kadınların dijital ortamdaki güvenliğini ciddi biçimde tehdit eden unsurlar arasında yer alıyor.
Bu gelişmeler yalnızca bireysel etik sorunlar değil; aynı zamanda teknoloji şirketlerinin tasarım tercihleri ve platform ekonomisinin mantığıyla da yakından ilişkili.
Algoritmaların dikkat ekonomisi içinde çalışması, çoğu zaman cinselleştirilmiş veya sansasyonel içeriklerin daha fazla görünür olmasına yol açıyor.
Böylece dijital platformlar, farkında olarak ya da olmayarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üretme riskini taşıyor.
Öte yandan hükümetler ve uluslararası kurumlar da bu yeni dijital gerçeklik karşısında düzenleme arayışında.
Avrupa Birliği’nin dijital platformlara yönelik yeni düzenlemeleri ve yapay zekâ politikaları, çevrimiçi şiddeti sınırlandırmayı hedefliyor.
Ancak uzmanlara göre asıl mesele yalnızca hukuki düzenleme değil; teknoloji üretim süreçlerinde toplumsal cinsiyet perspektifinin yer alması.
8 Mart, bu nedenle yalnızca geçmişte kazanılan hakların hatırlandığı bir gün değil; aynı zamanda dijital çağın yeni eşitlik mücadelesini de hatırlatan bir tarih.
Kadınların güvenli ve eşit bir şekilde var olabildiği bir dijital kamusal alanın kurulması ise yalnızca teknolojinin değil, toplumsal iradenin de nasıl şekilleneceğine bağlı görünüyor.
TGM Haber Merkezi