Apple’ın Siri yapay zekâsındaki gecikme, AB'nin Dijital Pazarlar Yasası'nı (DMA) Brüksel’deki elit tartışmadan çıkarıp tüketiciyi ilgilendiren bir meseleye dönüştürdü.
DMA, adil piyasa hedefliyor. Peki tüketici ve girişimci için somut fayda ne?
Apple’ın, Siri adlı yapay zekâsının Dijital Pazarlar Yasası (DMA) nedeniyle Avrupa Birliği’nde devreye alınmasının erteleneceğini açıklaması, Avrupa Komisyonu’nu gözle görülür şekilde kızdırdı.
Giderek artan sayıda teknoloji şirketi, AB’de özellik ve hizmetlerini ertelemeyi ya da hiç sunmamayı tercih ediyor. Bu arada teknoloji politikasına ilişkin tartışma yavaş yavaş Brüksel balonunun dışına taşarak tüketicilerin ve yerel siyasetçilerin gündemine giriyor.
Örneğin META ve Google’ın, AB’nin Siyasi Reklamların Şeffaflığı ve Hedeflenmesine İlişkin Tüzüğü’ne (TTPA) yanıt olarak geçen yıl siyasi reklamlara kısıtlama getirme kararı, şimdiden hem siyasetçilerin hem de sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekti.
“AB hiçbir istisna tanımayacak. Tıpkı bir polis memurunun sürücüyü hız sınırına uymaktan muaf tutmaması gibi.”
Avrupa Komisyonu sözcüsünün son basın toplantısında konuyla ilgili kullandığı ton ve verdiği mesaj, bütünüyle alıntılanmayı hak ediyor:
“Bazı şeyleri netleştirmemiz gerekiyor. Siri yapay zekâya izin vermeme kararı tamamen Apple’a aittir. Zira DMA’de Apple’ın AB’de yeni ürünler sunmasını yasaklayan hiçbir hüküm yok. Ancak Apple’ın, tıpkı diğer tüm geçit bekçileri gibi, yapamayacağı şey piyasayı kapatmaktır. Avrupa’da kimin yenilik yapacağına karar vermek onlara düşmez; AB vatandaşlarımızın hangi yapay zekâ araçlarını kullanıp kullanamayacağını seçmek de onların işi değildir.”
“Apple, AB’nin temel gizlilik ve güvenlik standartlarını karşılayan birlikte işlerlik çözümleri geliştirmeyi başaramadı. Uygun bir uyum çözümü bulmaya çalışmak yerine, birlikte işlerlik yükümlülüklerinden DMA kapsamında muaf tutulmak için Avrupa Komisyonu’na başvurmakla yetindi.”
“Ne var ki, böyle bir seçenek yok. Çünkü bu, Google tarafından desteklenen Siri yapay zekâ dışında hiçbir yapay zekâ aracının iPhone kullanıcıları tarafından tercih edilme konusunda eşit şansa sahip olamayacağı anlamına gelir. Daha da önemlisi, AB hukukunda pazarlık yapılamaz; AB hiçbir istisna tanımaz, tıpkı bir polis memurunun sürücüyü hız sınırına uymaktan muaf tutmaması gibi.”
DMA’yi trafik kurallarına benzetmek muhtemelen Brüksel balonundan gelen “sert yanıt” beklentisini karşılamaya yönelikti. Ancak bunun arkasındaki mantık pek net değil. Trafik kuralları, davranışa ilişkin açık ve sabit kurallar koyar. Oysa DMA, birçok teknoloji devinin “hareketli kale direkleri” olarak tanımladığı, Komisyon’un elindeki dinamik bir önlem setine dayanıyor.
DMA, geçit bekçilerine gerçekten de ex ante yükümlülükler getiriyor. (Örneğin birlikte işlerlik, kullanıcıların kendi verilerine erişimi, kendini kayırmaktan kaçınma gibi). Ancak teknoloji devlerinin önerdiği çözümlerin pratikte nasıl uygulanacağı ve nasıl değerlendirileceği belirsiz. Bunlar Komisyon’un sürekli ve esnek değerlendirmesine tabi.
Teoride Komisyon’un bu kale direklerini yerinden oynatmak için geniş bir araç seti bulunuyor:
“DMA’nın uygulayıcısı olarak Komisyon, uyumsuzluk kararları alabilir; ihlalleri tespit etmek için piyasa incelemeleri yapabilir; gerektiğinde geçit bekçilerinin yükümlülüklerini (uygulama tasarruflarıyla) güncelleyebilir ve DMA kurallarının sistematik ihlallerini ele almak için önlemler tasarlayabilir. Geçit bekçilerinden bilgi talep edebilir; röportajlar veya yerinde denetimler yoluyla herhangi bir veri ve algoritmaya erişebilir. Acil durumlarda ise geçit bekçilerine karşı geçici tedbirler alma yetkisine sahiptir.”
Tüketiciler ve girişimciler için DMA’nın faydalarını incelemek
Pek çok küçük girişim, ölçek büyüten şirket ve kurucu, ister otomotivde, ister ilaçta, gıdada ya da teknolojide olsun, büyük şirketlere eleştirel yaklaşıyor.
Çoğu zaman, platformlarına erişmelerini engelleyen (örneğin bir oyun uygulamasının bir uygulama mağazasında öne çıkarılmak istemesi) ya da kendi ürünlerini geliştirmek için ihtiyaç duydukları verileri satın almalarının önüne geçen (örneğin bir veri girişiminin, diyelim ki Mercedes’ten araçlara ilişkin veri almak istemesi) adaletsiz sözleşme uygulamalarına dikkat çekiyorlar.
Bu nedenle Veri Yasası (Data Act) ve Dijital Pazarlar Yasası (DMA) gibi düzenlemeler hayata geçirildi. Ancak niyetlerin her zaman somut faydalara dönüşmediği yönündeki evrensel kural burada da geçerli.
Veri Yasası’nın amaçlarından biri de veri paylaşımında daha adil kurallar tesis etmekti. Örneğin veri sahiplerinin, ihtiyaç duydukları verilere erişmek ya da onları satın almak isteyen küçük oyuncuları, adil olmayan sözleşme şartlarıyla engellemesinin önüne geçmek.
Yasa ancak 2025’te uygulanmaya başladı ve şimdiden AB’nin Veri Birliği Stratejisi doğrultusunda değişikliklere konu oluyor. Henüz olgunlaşmış veri yok; bu nedenle yalnızca küçük şirketlerden gelen anlık izlenimlere dayanabiliyoruz.
Bu şirketler, Veri Yasası’nın etkileri konusunda genellikle eleştirel kalıyor: Kurallar kâğıt üzerinde mevcut olsa da pratikte durum farklı; özellikle Avrupa merkezli olanlar başta olmak üzere, büyüme odaklı şirketlerden çok azı, gelecekteki işbirliklerini riske atma pahasına büyük şirketlere meydan okumaya istekli.
Buna karşılık Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve belirlenmiş geçit bekçileri konusundaki tartışma daha az temkinli; zira belirlenmiş geçit bekçilerinin çoğu AB dışından geliyor; Hollanda merkezli Booking.com bunun istisnası.
Avrupa Komisyonu, Gatekeepers portalı
DMA sayesinde AB’li siyasetçiler zaman zaman ABD merkezli teknoloji şirketlerine kesilen cezaları açıktan kutluyor; Avrupa Komisyonu ise bir yandan DMA’yi teknolojik egemenlik araç setinin bir parçası olarak sunma yönünde Freudçu sürçmeler yaşarken, diğer yandan DMA’nin her şeyden önce ABD’li şirketleri hedef aldığı yönündeki Amerikan suçlamalarını reddediyor.
Teknolojik egemenlik hedefini ve “günlerini göstermek” duygusunu bir kenara bırakırsak, DMA’nin Avrupa’daki tüketiciler ve girişimciler için gerçek faydaları neler? DMA, 2023’ten bu yana öngörülen sonuçlara ulaştı mı? Kolayca takip edilebilecek ekonomik kazanımlar var mı?
Avrupa Komisyonu kısa süre önce DMA’ye ilişkin üç yıllık bir değerlendirme yayımladı; bu incelemede, yasayla belirlenen hedeflerin, aralarında girişimcilerin, KOBİ’lerin ve tüketicilerin de bulunduğu aktörler için daha adil bir pazar yaratacak sonuçlara yansıyıp yansımadığı sorgulanıyor.
Beklendiği üzere rapor, genel yönün doğru olduğunu, geçit bekçilerinin davranışlarının değişmeye başladığını, ancak daha fazla uygulama ve denetime ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.
83 sayfalık Personel Çalışma Belgesi, sağlam ekonomik göstergelere ya da sayısallaştırılmış bir maliyet-fayda analizine dayanmıyor gibi görünüyor. Bunun yerine geniş bir delil setine yaslanıyor ve DMA’nin bazı etkilerinin hâlâ tam olarak gözlemlenemediğini kabul ediyor.
Dikkat çekici biçimde, belgede “ekonomik” sözcüğü yalnızca 6 kez geçiyor. Küçük (veya daha küçük) işletmeler için olumlu bir ekonomik faydadan söz edilen tek örneğe rastladık:
“DMA’nin 6(3). maddesine uyum için geliştirilen çözümler, şimdiden daha küçük şirketlere fayda sağlıyor. Aloha21, Opera22 ve Vivaldi23 gibi alternatif web tarayıcıları yeni kullanıcılar kazanıyor ve hizmetlerindeki trafik artıyor.
Özellikle Aloha, yeni kullanıcı sayısında yüzde 250’lik bir sıçrama bildirdi; Firefox’un ise Almanya ve Fransa’da iOS üzerindeki günlük aktif kullanıcı sayısı ikiye katlandı.”
Bu tür raporlar satır aralarını okumayı gerektiriyor, ancak görünen o ki normalde büyük teknoloji şirketlerine karşı eleştirel olan sivil toplum grupları bile DMA’nin tüketiciler ve girişimciler için gerçekten bir değişim yaratıp yaratmadığından tam emin değil ve DMA kaynaklı değişikliklerin belgelenmesini talep ediyor.
“Son kullanıcıların DMA ve şeffaflık konusunda farkındalığı. Sivil toplum kuruluşları, DMA kaynaklı değişiklikleri belgeleyen kamuya açık veri havuzları, kullanıcı haklarını anlatan etkileşimli portallar ve çok dilli eğitim materyalleri önerdi. Çok sayıda son kullanıcı, özellikle rıza akışlarının ve ayarların şeffaflığı konusunda bu önerilere katıldı.”
Euro News