ABD’li bir kuruma gönderilen mektuplarda, teknoloji şirketlerinin yansıtıcı uydular kullanma ve alçak Dünya yörüngesindeki uydu sayısını artırma planlarına ilişkin endişeler dile getirildi.
Uyku ve sirkadiyen ritim araştırmacılarına göre, yansıtıcı aynalar ve alçak Dünya yörüngesine yerleştirilecek 1 milyona kadar yeni uydu, insan sağlığı ve ekosistemler üzerinde geniş çaplı sonuçlar doğurabilir.
30’dan fazla ülkeden yaklaşık 2.500 araştırmacıyı temsil eden dört uluslararası bilimsel derneğin başkanları da, ABD Federal İletişim Komisyonu’na (Federal Communications Commission – FCC) gönderdikleri mektuplarla bu kaygıları dile getirenler arasında yer alıyor.
Düzenleyici kurum, girişim Reflect Orbital’ın gece saatlerinde Dünya’nın bazı bölgelerini yansıtıcı uydularla aydınlatma planını ve SpaceX’in alçak Dünya yörüngesindeki uydu sayısını büyük ölçüde artırma başvurularını değerlendiriyor.
Avrupa Biyolojik Ritimler Derneği (EBRS), Biyolojik Ritimler Araştırma Derneği, Japon Kronobiyoloji Derneği ve Kanada Kronobiyoloji Derneği başkanları, “Önerilen yörünge yerleşim ölçeği, gezegen çapında doğal gece ışık ortamında önemli bir değişim anlamına geliyor,” dedi.
Bilim insanlarına göre ışık-karanlık döngüsünün değiştirilmesi; insan ve hayvanlarda uyku ile hormon salgısını düzenleyen biyolojik saatleri, gece aktif türlerin göçünü, bitkilerin mevsimsel döngülerini ve okyanus besin zincirinin temelini oluşturan deniz fitoplanktonunun ritimlerini bozabilir.
Araştırmacılar, düzenleyicilere kapsamlı bir çevresel etki değerlendirmesi yapılması ve uydu yansıtıcılığı ile toplam gece gökyüzü parlaklığına sınırlar getirilmesi çağrısında bulundu.
Leicester Üniversitesi’nden genetikçi ve EBRS başkanı Charalambos Kyriacou, “Bu adımı atmadan önce lütfen düşünün; çünkü bunun gıda güvenliği gibi alanlarda küresel sonuçları olabilir. Bitkilerin geceye ihtiyacı var. Onu ortadan kaldıramazsınız,” dedi.
Reflect Orbital, büyük yansıtıcı aynalarla donatılmış uydular aracılığıyla güneş ışığını “talep üzerine” yaklaşık 5–6 kilometre genişliğindeki alanlara yönlendirmeyi planlıyor.
Parlaklık, “dolunay seviyesinden öğle güneşi seviyesine” kadar ayarlanabilecek.
Şirket, bu sistemin akşam saatlerinde güneş enerjisi üretimini uzatabileceğini ve inşaat projeleri, afet müdahalesi ve tarım için aydınlatma sağlayabileceğini savunuyor.
Öte yandan SpaceX, yapay zekâ iş yüklerini çalıştırmak üzere yörüngede güneş enerjisiyle çalışan dev bir bilgi işlem ağı kurmak için 1 milyona kadar uydu fırlatmayı önerdi.
Şirket, bu sistemin yeryüzündeki veri merkezlerinin enerji ve soğutma ihtiyacını azaltabileceğini belirtiyor.
Doğal gece gökyüzünü korumaya odaklanan sivil toplum kuruluşu DarkSky International’ın CEO’su Ruskin Hartley, bu fikirlerin bilim kurgu gibi görünse de son derece gerçek olduğunu söyledi.
Hartley, mevcut uydu sayısının bile gece gökyüzü parlaklığını yaklaşık %10 artırdığını belirtti.
Slovak Bilimler Akademisi’nden Miroslav Kocifaj, uyduların gece gökyüzünü iki şekilde etkilediğini ifade etti:
Teleskop görüntülerinde izler bırakmaları ve yansıttıkları güneş ışığıyla gökyüzünü aydınlatmaları.
Kocifaj’ın modellemelerine göre bu nesneler hâlihazırda gece parlaklığına metrekare başına 3 ila 8 mikrokandela katkı sağlıyor; 2035’e kadar bu değerin 5 ila 19 mikrokandelaya çıkabileceği öngörülüyor.
Her ne kadar bu parlaklık ay ışığından çok daha düşük olsa da Kocifaj, “Bu olgunun gerçek, küresel ve kaçınılmaz olduğunu ve mevcut eğilimler sürerse önümüzdeki on yılda ciddi biçimde artacağını güvenle söyleyebilirim,” dedi.
Guelph Üniversitesi’nden ve Kanada Kronobiyoloji Derneği Başkanı Tami Martino ise asıl sorunun parlaklığın ay ışığıyla kıyaslanması değil, biyolojik sistemlerin bu değişimi algılayıp algılayamayacağı olduğunu vurguladı.
- “Sirkadiyen sistemler, insanların parlak olarak algıladığından çok daha düşük ışık seviyelerine duyarlıdır.
- Gece gökyüzü kalıcı olarak daha parlak hâle gelirse, bunun ekosistemler üzerinde henüz tam olarak anlayamadığımız etkileri olabilir,” dedi.
Ayrı bir mektupta Dünya Uyku Derneği ve diğer uyku araştırma kuruluşları, sirkadiyen ritim bozulmasının yalnızca bir rahatsızlık değil, ciddi sağlık sorunlarına yol açan fizyolojik bir mekanizma olduğunu belirtti.
Açıklamada, gece gökyüzünün değiştirilmesinin iklim değişikliği ve okyanus asitlenmesi gibi küresel çevresel değişimlerle aynı ciddiyetle ele alınması gerektiği ifade edildi:
“Işık ve karanlığın dönüşümü, önemsiz bir arka plan koşulu değildir; Dünya’daki yaşamın en eski düzenleyici ilkelerinden biridir.”
Hartley ayrıca, uydu sayısı arttıkça hızlı hareket eden yapay cisimlerin gece gökyüzünde baskın hâle gelebileceğini ve bazı yerlerde görünür yıldızlardan daha fazla uydu görülebileceğini söyledi.
Bu durumun yıldızlara göre yön bulan kuşlar ve bazı böcekler üzerinde etkili olabileceği gibi, insanların gece gökyüzü deneyimini de köklü biçimde değiştirebileceği ifade edildi.
Reflect Orbital’ın planlarının, sonuçları büyük ölçüde bilinmeyen yeni bir ışık kirliliği türü yaratabileceği ve kamu güvenliği riskleri doğurabileceği de belirtiliyor.
Hartley, “Bu ışınlar hareket ederken yoğun parlamalar veya kör edici ışık patlamaları oluşabilir, özellikle sistem arızalanırsa. Bu tür riskler mutlaka dikkatle incelenmeli,” dedi.
The Guardian