Dr. GÜLER: "Önce Halkı Soydurdunuz, Şimdi Faturayı da Halka mı Keseceksiniz?"
Kentbilimci ve Siyasal İletişim Uzmanı Dr. Ahmet GÜLER, "Son dönemde yaşanan Fon Krizinin arka planını ve süreçte yaşananlar karşısında çözüm önerilerini" TGM için kaleme aldı.. Ketyifli okumalar.
Türkiye yakın tarihinin en büyük finansal skandallarından birini yaşıyor. Yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiyeye alındı. 455 binden fazla yatırımcı mağdur oldu.
Konuşulan kayıp 20 milyar dolara yaklaşıyor. Borsadaki değer kaybı ise bir ayda 100 milyar doları aştı. Bu bir kaza değil. Göz göre göre büyüyen, denetlenmeyen ve organize biçimde yürütülen bir soygunun sonucu.
Denetim neden çalışmadı?
Bu fonlar bir gecede çökmedi. Meclis kürsüsünde de dile getirildi: 2025 sonunda milyarlarca lira nakit varlığı görünen fonlarda, birkaç ay içinde nakit milyonlara indi. İşaretler ortadaydı.
SPK, MASAK ve Hazine ve Maliye Bakanlığı bu tabloyu gördü mü? Gördüyse neden zamanında müdahale etmedi? Görmediyse, bu kurumlar ne iş yapıyor? Denetim görevini yerine getirmeyen bir yönetim, bu krizin sorumluluğunu başkalarına yükleyemez.
Kâr özelde, zarar kamuda
Ekonomi literatüründe bunun bir adı var: ahlaki tehlike. Riskin bedelini başkasının ödeyeceğini bilen kişi, daha fazla risk alır. Bu fonlara giren yatırımcılar yüksek getiri beklentisiyle ve kendi rizikolarıyla hareket etti.
Fonlar düzgün işleseydi, kazancın bir kuruşu Türkiye halkıyla paylaşılacak mıydı? Elbette hayır. O halde kayıp anında halkın kesesine başvurmak hakkaniyetle bağdaşmaz. Kârı özelleştirip zararı kamulaştıran bir anlayış, hem adaleti hem de piyasa disiplinini bozar.
Dolandırılan küçük tasarruf sahibinin mağduriyetini küçümsemiyorum. Onun hakkı korunmalı. Ancak bu hak, parayı götürenlerin mal varlığından ödenmeli; emeklinin, işçinin, esnafın vergisinden değil.
“Hazine’den para çıkmayacak” sözü yeterli değil
Hükümet, ödemelerin Hazine’den değil, fonların kendi varlıklarından ve el konulan mallardan karşılanacağını söylüyor. Bu sözün güvencesi nedir? Fon varlıkları henüz satılmadan 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılıyor. Ödemelere enflasyon farkı eklenmesinden söz ediliyor.
Süreç bir kamu bankası olan Ziraat Bankası üzerinden ve TMSF koordinasyonunda yürütülüyor. Aradaki açık nereden kapanacak?
Bu açığın tek kuruşu bile doğrudan ya da dolaylı biçimde kamu kaynağından karşılanırsa, o para vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen her yurttaşın parasıdır. Kötü yönetim, kendi yarattığı krizi halkın parasıyla kapatamaz.
Meclis araştırmasından neden kaçılıyor?
Fon skandalının araştırılması için verilen önergeler sonuçsuz kaldı. İktidar partisi, “şimdilik gerek yok, yargı çalışıyor” diyerek araştırma komisyonuna kapıyı kapattı.
Oysa yargı suçu yargılar; siyasi ve idari sorumluluğu sorgulamak Meclisin görevidir. Yönetim, bu fonlardan kimin ne kadar götürdüğünü biliyor. Siyasi çevrelere uzanan iddialar da basına yansıdı. Saklanacak bir şey yoksa, Meclisin incelemesinden neden çekiniliyor?
Yapılması gerekenler
Talebimiz açık. Meclis araştırma komisyonu derhal kurulmalı. Fonlardan kimin ne kadar çektiği ve paranın kimlere aktarıldığı kamuoyuna açıklanmalı. Görevini yapmayan denetim kurumlarının yöneticileri hakkında idari ve cezai süreç başlatılmalı.
Zararın tamamı sorumluların el konulan mal varlıklarından karşılanmalı, yurt dışına kaçırılan paralar geri getirilmeli. Son olarak, bu ödemelerde Hazine, kamu bankaları ve TMSF kaynaklarının kullanılmayacağı kanun metnine açıkça yazılmalı.
Hesap verebilirlik, demokratik yönetimin temelidir. Önce halkı soydurup ardından bu soygunun bedelini halkın vergileriyle ödeyemezsiniz. Bu krizi yaratanlar ve buna göz yumanlar, hem yargı önünde hem de Meclis önünde hesap vermelidir.
Dr.Ahmet GÜLER