GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 45,4545 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.342,45 ₺ BTC: 3.662.475 ₺ 🇺🇸USD: 45,4545 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.342,45 ₺ BTC: 3.662.475 ₺ 🇺🇸USD: 45,4545 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.342,45 ₺ BTC: 3.662.475 ₺
13 Mayıs 2026 - 14:51

info@turkglobalmedia.com

Trump, Pekin’e Kozsuz Gidiyor

Trump, Pekin’e Kozsuz Gidiyor

Politika
12.05.2026 21:35
TGM Haber Merkezi

Kendisini bir “anlaşma ustası” olarak tanımlayan bir başkan, Pekin’den eli boş dönemez.

Bu haberi paylaş:

Diplomaside, anlaşmaya daha fazla ihtiyaç duyan taraf daha fazla taviz verir. 

Donald Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerindeki Pekin ziyareti, son yılların en yüksek siyasi kırılganlık taşıyan başkanlık ziyaretlerinden biri olarak öne çıkıyor. 

Trump bu ziyarete yalnızca ikili bir anlaşmazlıkta zayıf taraf olarak değil, aynı zamanda kendi pazarlık gücünü sistematik biçimde aşındırmış bir lider olarak gidiyor.

Müttefiklerini yabancılaştırmış, rakiplerini cesaretlendirmiş ve Pekin’e beklemediği bir jeopolitik fırsat sunmuş durumda.

Washington’un zor durumundan sessiz bir memnuniyet duymaya eğilimli Avrupalı gözlemciler için bir uyarı: Çin karşısında zayıflamış bir ABD, Avrupa için iyi haber değildir. Aksine, bu durum doğrudan Avrupa’nın masasına düşen bir sorundur.

Zirve öncesindeki en kritik değişim, Washington’un stratejik avantajını oluşturan ittifak mimarisinin çökmesidir. 

Trump’ın gümrük tarifeleri ve NATO yükümlülüklerine yönelik küçümseyici yaklaşımı nedeniyle yıpranan Avrupa, Çin konusunda koordineli bir transatlantik duruştan geri çekilmiş durumda.

Hint-Pasifik ortakları da benzer şekilde kararsız. ABD’nin Asya’daki temel dayanak noktası olan Japonya, Pekin ile sessiz bir yakınlaşma sürecine girmiş durumda. 

Güney Kore ve Avustralya da son aylarda Çin’e üst düzey heyetler gönderdi. En yakın ortaklarınız sizden önce rakip başkente gidiyorsa, mesaj nettir: ittifak çözülmüştür ve bunun en büyük kazananı Şi Cinping’dir.

Şi, bu kırılmayı ustaca anlatan bir lider oldu. Pekin, ABD’nin istikrarsızlaştırdığı uluslararası düzende kendisini “sorumlu aktör” olarak konumlandırdı. 

Bu anlatı özellikle İran krizi bağlamında etkili oldu. Trump’ın İsrail ile koordinasyon içinde yürüttüğü ve defalarca bozulan ateşkeslerle şekillenen askeri angajmanı, Şi’ye güçlü bir karşı anlatı sundu: Küresel istikrarsızlığın kaynağı Çin değil, Trump’tır.

Şi zirveye istikrar söylemiyle gelirken, Trump bitmemiş bir savaşın gölgesiyle, net bir çıkış stratejisi olmadan ve iç kamuoyunda azalan destekle masaya oturuyor.

Bu iç baskı oldukça ciddi. Anketler, Trump’ın Kasım ara seçimlerini belirleyecek kritik eyaletlerde geride olduğunu gösteriyor. 

Gümrük tarifelerinin tüketiciler üzerindeki baskısı, İran krizinin enflasyonist etkileri ve dış müdahalelere yönelik toplumsal yorgunluk ciddi bir maliyet yarattı. 

Kendini “anlaşma yapıcı” olarak tanımlayan bir lider için Pekin’den eli boş dönmek mümkün değil. 

Bu da Şi’nin Trump’ın ne kadar acil bir başarı hikâyesine ihtiyaç duyduğunu çok iyi bildiği anlamına geliyor.

Diplomaside kural nettir: Anlaşmaya daha çok ihtiyacı olan daha fazla taviz verir.

ABD’nin hâlâ güçlü olduğu bir alan var: ekonomi. Tüketim harcamaları güçlü, işsizlik düşük ve yapay zekâ yatırımları hız kesmeden devam ediyor. 

Teorik olarak bu teknolojik liderlik, müzakere masasında önemli bir koz olmalı. Ancak pratikte, bu koz zirve başlamadan elden çıkarılıyor.

Trump, yarı iletken sektöründen gelen yoğun baskı altında. Nvidia gibi şirketler Çin pazarında milyarlarca dolarlık gelir kaybı riskiyle karşı karşıya. 

Washington daha önce, geçen Ekim’deki Busan Zirvesi’nde olduğu gibi, sınırlamaları gevşetmeye istekli olduğunu göstermişti. 

Böylece ABD’nin teknolojik üstünlüğü bir avantaj olarak kullanılmak yerine, iç baskıları hafifletmek için pazarlık konusu haline geliyor.

Trump’ın eve götürebileceği somut kazanım ne olabilir? En olası sonuç tarım ürünleri. 

Çin’in Amerikan soya, mısır veya domuz eti alımına ilişkin büyük rakamlar açıklaması Beyaz Saray’a bir başarı hikâyesi sunabilir. Bunun ötesinde tablo karanlık.

Şi Cinping’in temel hedefi ise Tayvan konusunda Çin’in pozisyonunu adım adım güçlendirmek. Bunun için ani bir taviz gerekmiyor; önemli olan yönelim. Yani Taipei’nin artık ABD’nin koşulsuz desteğine güvenemeyeceği mesajı.

Geçen Aralık’ta Kongre tarafından onaylanan 11 milyar dolarlık silah paketi hâlâ Dışişleri Bakanlığı sürecinde bekletiliyor. 

Trump’ın Şubat ayında Şi ile yaptığı ve Tayvan’a silah satışını Taipei ile görüşmeden önce Pekin ile ele aldığı telefon görüşmesi, endişe verici bir emsal oluşturdu. 

Tayvan’ın güvenliği artık stratejik bir taahhüt değil, pazarlık unsuru gibi ele alınıyor.

Avrupa’nın tam da bu noktada dikkatli olması gerekiyor. Trump’ın zayıflığı, dengeyi yeniden kurmaz; sadece dezavantajı yeniden dağıtır.

En acil risk ticari

Eğer Washington, bir anlaşma gösterebilmek adına Çin’e ABD pazarına daha kolay erişim sağlarsa—daha düşük tarifeler, gevşetilmiş yatırım denetimleri veya esnetilmiş teknoloji kısıtları yoluyla—Avrupalı şirketler hem kendi pazarlarında hem de ABD’de daha sert Çin rekabetiyle karşılaşacak.

Zaten ABD pazarına giremeyen Çin ürünleri Avrupa’ya yönelmiş durumda: çelik, elektrikli araçlar ve güneş panelleri bunun örnekleri. 

ABD-Çin arasında yeni bir uzlaşma, bu baskıyı daha da artırabilir ve Avrupa’yı iki taraf arasında sıkıştırabilir.

Avrupa son iki yılda Çin’e yönelik özerk bir strateji geliştirmeye çalıştı: kritik sektörleri koruyan ama ekonomik ilişkileri sürdüren bir denge. 

Ancak bu strateji, transatlantik koordinasyon varsayımına dayanıyordu. Trump-Şi anlaşması bu zemini tamamen aşındırabilir.

Şi, Pekin’den kayıpla ayrılmayacak. 

Asıl soru şu: Trump bir fotoğraf ve manşet uğruna ne kadar taviz verecek?

Washington için bu kısa vadeli bir siyasi kazanım olabilir.
Ama Avrupa için bu, çok daha zorlu bir rekabet döneminin başlangıcıdır.

 

Euractiv

Yayınlanma: 12.05.2026 21:35
Ana Sayfaya Dön