Teknoloji, yapay zekâ, görsel kültür ve dijital yayıncılık alanlarında başarılı projeleriyle dikkat çeken Sinem PARSADAN, sektördeki dönüşümlere farklı perspektifler getiriyor.
Sayın PARSADAN, Teknoloji ve sanatın kesiştiği alanlarda çok yönlü bir isim olarak dikkat çekiyor.
Birden fazla şapkası/ altın bileziği olan bu özel isim ile TGM okuyucuları için buluştuk.
Sayın PARSADAN, Bu özel röportajda eğitim yaklaşımından yaratıcı süreçlere, dijital yayıncılığın geleceğinden gençlerin yeni medya kullanımındaki risklere kadar birçok konudaki görüşlerini paylaştı.
- Sayın Parsadan; "Akademisyen, Üretken Yapay Zekâ Eğitmeni, Veri Bilimci ve Kreatif Direktör" kimlikleriniz bir arada düşünüldüğünde bu çok katmanlı yapı eğitim ve yaratım yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?
Bu çok katmanlı yapı, pratiğimi hem disiplinler arası hem de kendi tarzımda bir zemin üzerinde konumlandırmamı sağlıyor. Akademi, eleştirel düşünme ve kavramsallaştırma yetimi beslerken; veri bilimi, karar alma süreçlerinde analitik bir çerçeve sunuyor.
Kreatif direktörlük ise bu iki alanı estetik ve sanatsal anlamda somutlaştıran bir üretim alanı açıyor bana. İşte bu katmanların birleşiminde, kendimi en iyi ifade edebildiğim kültür ve sanat gibi insanlığın derinlikli sihrini "prompt" kavramı ile birleştirebiliyorum.
Bunu kendi şansım olarak görüyor ve yeni nesil bir simyacı olmaya çalışıyorum.
- Eğitimlerinizde özellikle hangi yapay zekâ araçlarına ve üretim pratiklerine odaklanıyorsunuz? Bu araçları seçerken hangi kriterleri önceliklendiriyorsunuz?
"20+ Yapay Zeka Aracı Öğreniyorum" başlıklı eğitimlerimde yüzlerce kişiyle birçok aracın kullanımını deneyimledik. Araçlar değişiyor ama ben esasen araçların tanıtımından ziyade mantığını anlatan bir atölye deneyimi yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorum.
Kullandığım araçlar —görsel üretim sistemleri, metin tabanlı büyük dil modelleri ve video/ses üretim platformları— belirli kriterler doğrultusunda seçiliyor: Kontrol edilebilirlik, tekrarlanabilirlik, üretim çıktısının izlenebilirliği ve estetik varyasyon kapasitesi.
- Yapay zekâ destekli üretim süreçlerinde “yaratıcılık” kavramı sizce nasıl dönüşüyor? İnsan ve makine arasındaki yaratıcı sınır nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Yaratıcılık kavramı, klasik anlamda özgün üretimden ziyade, olasılık uzayında konumlanma ve seçim yapma pratiğine evriliyor. Yapay zekâ sistemleri yüksek hacimli varyasyon üretirken, insan bu varyasyonlar arasında anlamlı ilişkiler kuran bir özne olarak öne çıkıyor.
Bu çerçevede sınır; üretim kapasitesinde değil, anlamlandırma ve bağlamsallaştırma yetisinde ortaya çıkıyor. Bir konu hakkındaki backgroundumuz, o konu hakkında prompt yazarken ya da dil modelinden aldığımız cevabı çıktılarımızda kullanırken bizim seçimlerimize kalıyor.
Yaratıcılık artık sıfırdan var etmek değil, devasa bir olasılık okyanusunda doğru seçimi yapma sanatı. Yapay zeka binlerce kapı açıyor ama hangi kapıdan içeri girileceğine hâlâ insan karar veriyor.
Sınır, üretim kapasitesinde değil, "anlandırma" yetisinde bitiyor. Makine kusursuz bir taklit yapabilir ama o taklidin neden yapıldığına dair bir dert (context) taşıyamaz. O "dert" sadece bizde var.
Röportajın tamamına "Röportajlar" Bölümünden erişebilirsiniz.
TGM Haber Merkezi