GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.953.893 ₺ 🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.953.893 ₺ 🇺🇸USD: 46,7290 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.520,29 ₺ BTC: 2.953.893 ₺
04 Temmuz 2026 - 21:12

info@turkglobalmedia.com

Zamanın Aynası, Mekânın Gölgesi

Zamanın Aynası, Mekânın Gölgesi

Köşe Yazıları
04.07.2026 11:28
TGM Haber Merkezi

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "Yaşamın tasarımsal sürecinde insanın; zaman, mekan ve bellek üzerinden kimliğinin nasıl şekillenebileceğini", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu haberi paylaş:

Hayatın herkes için aynı takvim üzerinde ilerlediğine inanmak, modern çağın büyük yanılgılarından bir diğeridir. 

Daha çocukken elimize görünmez bir cetvel verilir: Şu yaşta okul bitecek, bu yaşta meslek kurulacak; başarı, mutluluk, aile ve huzur belirlenmiş duraklarda sırayla karşımıza çıkacaktır. 

Hayat, sanki istasyonları önceden belirlenmiş kusursuz bir tren hattıdır. 

Oysa insanın hikâyesi hiçbir zaman cetvelle çizilmedi.

Çünkü bu görünmez cetvel yalnızca başarıyı değil, zamanı da tek düzlemli sanır. Herkesin aynı mevsimde çiçek açacağını, aynı yolları yürüyeceğini varsayar. 

Oysa hiçbir hayat, başka bir hayatın takvimiyle okunamaz. Zaman da mekân da her insanın içinde farklı biçimde akar; aynı güneşin altında yaşasak bile aynı saatte sabahı yaşamayız.

İnsan belki de hiçbir zaman yaşadığı çağa tam anlamıyla ait olamadı. Bedeni bugünün sokaklarında dolaşırken, zihni çoktan dünün odalarında unutulmuş bir kapıyı, bir çocukluk sesini ya da pencereye düşen akşam güneşini aramaktadır. İnsan, yürüdüğü şehirden çok hatırladığı şehirde yaşar. 

Bu yüzden mekân, haritaların gösterdiği koordinatlar değil; hafızanın sessizce ördüğü görünmez bir yapıdır. Çocukluğumuzun evi, yıllar sonra gittiğimiz şehirlerden daha uzun süre bizimle kalır. Bazı sokaklardan ayrılırız ama onlar bizden hiç ayrılmaz.

Hafıza kronolojiyi sevmez; onun zamanı doğrusal değil, döngüseldir. Geçmiş bitmez, yalnızca biçim değiştirir. Belki de aynı güneşin her sabah yeniden doğuyor görünmesinin nedeni budur: O, her gün yeni bir sabahı değil, içimizde saklı duran eski bir hatırayı aydınlatır.

İşte kıyas tam da burada başlar. 

Biz çoğu zaman başkalarının bugününü, kendi hafızamızdaki eksik geçmişle karşılaştırırız. Zamanı doğrusal sandığımız anda, kendi yolumuzu başkasının yolu ile ölçmeye başlarız. Oysa çizgiler yalnızca kâğıtta düzdür; hayat ise kıvrılır, kendi üzerine kapanır ve başladığı yere başka bir adla geri döner. 

Bugün karşılaştığımız birçok insanın yüzünde yıllar önce kaybettiğimiz insanların bakışları dolaşır. İlerlediğimizi sanırken, belki de yalnızca saatlerden örülmüş, koridorları yıllar, kapıları ihtimaller olan ve çıkışı olmayan bir labirentte yürümekteyizdir.

Labirentin amacı çıkışı bulmak değildir belki; aynı koridorlardan geçerken değişen kişinin kim olduğunu fark etmektir. Hayatın bize öğrettiği en büyük gerçek, yönümüzden çok dönüşümümüzdür.

Ne var ki yaşadığımız çağ bütün bu farklılıkları tek tipe dönüştürme isteğinde. Herkes aynı yaşta başarılı olmalı, aynı hızda yükselmeli, aynı biçimde yaşamalı... Sanki hayatın değeri yaşanmışlığın derinliğiyle değil, takvime uygun ilerlemekle ölçülüyor. Bu yüzden zaman, saat olmaktan çıkıp görünmez bir mahkemeye dönüşüyor ve takvimler hâkim koltuğuna oturuyor: 

Otuz yaşında ne yaptın?

Kırkta neredeydin?

Elliğe kadar neyi tamamladın?

Sorular çoğalıyor, cevaplar eksiliyor. Oysa insanın ömrü kronolojiyle değil, yoğunlukla ölçülür. 

Bazen bir saat bir ömür kadar uzundur, bazen bir ömür tek bir pazar sabahı kadar kısa gelir insana. Belki de zaman akan bir nehir değil, bize bakan bir aynadır. Yaş aldıkça o ayna derinleşir. 

İçinde yalnızca bugünkü yüzümüzü değil; yaşanmamış hayatların sessiz kalabalığını, seçilmemiş yolların görünmez mezarlığını ve her kararın ardında usulca kaybolmuş başka ihtimalleri de görmeye başlarız.

Mekân ise bu sessiz tanıklığın parçasıdır. Bazı şehirler bizi büyütmez, saklar; bazı evler bizi korumaz, hatırlar. Taşların da hafızası vardır, duvarların da... 

Eski kapılar kendilerinden geçen insanların isimlerini bilmez ama sessizliklerini unutmaz. Bu yüzden terk edilmiş evler hiçbir zaman bütünüyle boş değildir; içlerinde kimse yaşamaz ama zaman oturmaya devam eder.

Gerçek, bir zirveye ulaşmak değildir; yürüdüğümüz yolların bizi sadece bir yere götürmediğini, aynı zamanda bizi inşa ettiğini fark etmektir. Her adım yürüyeni de değiştirir ve bu yüzden aynı köprüden iki kez geçemeyiz. Köprü aynı değildir, nehir aynı değildir; en önemlisi, geçen insan artık aynı insan değildir.

Ömrün sonunda geriye ne servet kalır ne unvan ne de başkalarıyla yaptığımız bitmek bilmeyen kıyaslar. Geriye yalnızca içimizde dolaşmayı sürdüren mekânlar ve o mekânları birbirine bağlayan görünmez zaman kalır. 

İnsan, hatırladığı yerlerle unuttuğu zamanlar arasında kurulmuş kırılgan bir köprüden ibarettir.

Bugün kendimizi başkalarının saatine göre yargılamadan önce şu soruyu sormaya cesaret edelim: Gerçekten geç mi kaldık; yoksa yalnızca başkasının saatini kendi kalbimizin üzerine mi koyduk?

 

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL

Yayınlanma: 04.07.2026 11:28
Ana Sayfaya Dön