Türkiye’de eğitimin yalnızca sınıf duvarları arasında değil, hayatın tüm katmanlarında şekillendiğini savunan isimlerden biri olan Hızır MURTEZAOĞLU, hem Kurucusu olduğu KENT KOLEJİ hem de Başkanlığını yürüttüğü Karadeniz Konfederasyonu ile dikkat çeken bir eğitim vizyonu ortaya koyuyor.
Türk Global Media için gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda MURTEZAOĞLU, eğitimi yalnızca akademik başarıya indirgemeyen; onu toplumsal dönüşümün en güçlü aracı olarak gören yaklaşımını derinlemesine paylaşıyor.
Kökleri, Köy Enstitüleri geleneğine uzanan bir eğitim anlayışıyla yetişen MURTEZAOĞLU, çocukluk yıllarında babasından edindiği deneyimlerin bugün kurduğu sistemin temelini oluşturduğunu ifade ediyor.
Ona göre eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil; bireyin dünyaya dokunma biçimini şekillendirmek, hatta dünyaya müdahale edebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle her bir öğrencinin bir gelecek inşası olduğunu vurgulayan MURTEZAOĞLU, Kurucusu olduğu KENT KOLEJİ markası ile eğitimin dönüştürücü gücünü somut örneklerle anlatıyor.
“Çağdaş, aydın ve dünya vatandaşları yetiştirmek” hedefiyle hareket eden MURTEZAOĞLU, eğitimde evrensel değerler ile yerel kültürü dengeli biçimde buluşturmayı amaçlıyor.
Bu röportajda; eğitim-felsefe ilişkisi, toplumsal sorumluluk, yeni nesil birey yetiştirme anlayışı ve Türkiye’nin eğitim geleceğine dair çarpıcı değerlendirmeleriyle dikkat çeken bir perspektif sizleri bekliyor.
- Sayın MURTEZAOĞLU, “Mühendis, Sanayici ve Emekli Binbaşı” olarak çok yönlü bir isimsiniz. Tüm bu deneyimlerin ışığında, Kent Koleji’nin kuruluş hikâyesini ve bu yolculuğun arkasındaki vizyonu bizimle paylaşır mısınız?
Şöyle özetleyebilirim. Ben gençliğimde hatta çocukluğumda köyde eğitim enstitüsü, köy enstitüsü mezunu olan babam öğretmendi. O zaman köylünün ihtiyaç duyduğu arazi paylaşımında tutun da her türlü teknik detaya kadar çalışmalarını o köy enstitüsünden tuttuğu notlardan yapardı. Ben babamın yanına giderdim. Arazi bölmeleri dahil o notlarına bakarak sorunları çözerdi. Ben de yaşamımda sanıyorum o zamanlar ilk okul seviyesindeydim. Belki de ilk okul yeni bitmişti.
“Eğitim ile yaşam arasındaki bağlantıyı, Köy Enstitüsü öğretmeni olan babamdan ve tuttuğu notlardan öğrendim”.
Eğitim ile yaşam arasındaki bağlantıyı o yaşlarda orada gördüm, öğrendim. O Eski sarı yapraklı defterlerini açar, örneklerine bakar ona göre; üçgen, beşgen, altıgen araziyi böler, kardeşler arasındaki sınırları ve payları belirlerdi. Bu çok etkilendiğim bir olaydı. Ve elime ilk fırsat geçtiğinde TSK’dan binbaşı olarak emekli olduktan sonra imkânımız vardı. Bir yerimiz vardı. Kiradaydı… Okul olarak işletiliyordu. Elime fırsat geçti orayı boşaltmışlardı. Aynı yıl o hayalimi gerçekleştirdim.
Eğitim aslında dünyaya müdahale edebilmektedir. Eğittiğiniz her çocuk, dokunduğunuz her çocuk, geleceği tayin ediyor. TSK’da meslek hayatımın son beş yılında eğitim grup amiri olarak görev yaptım. Orada yeterince eğitime ilişkin yetiştirildik, deneyimlendik. O ergenlik ve üst yaş eğitimleriydi. Sonra burada çok saygın devlet adamlarıyla bir araya gelerek bir vizyon belirleyip, 2011 yılında “KENT” markasıyla K12 düzeyinde eğitim faaliyetine başladık. Çok heyecanlandığım bir alandır.
- Kurulduğunuz günden bu yana Kent Koleji nasıl bir gelişim süreci geçirdi? Bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet… Bir kampüsle başladık. Şu anda biri müstakil ana okulu olmak üzere beş kampüsümüz var. Her kampüsümüzün “Ana, İlk, Orta, Lise, Anadolu Lisesi” bölümü var. Akademik eğitim açısından başarımızla öğünüyoruz. Ama ben onun ötesinde başka başarılarla yani Türkiye’nin geleceğine dokunmakla öğünüyorum.
Çağdaş…Aydın… Atatürk’ü doğru anlayan doğru sorgulayan, geleceğe ilişkin hedefleri olan aslında bu biraz kıskanç bir ifade olabilir ama kendini aşan yurtsever dünya vatandaşları yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu tanım çok önemli. Yani siz çocuklarınızı yetiştirirken onları dünyanın varlığından ve gelişmelerinden bağımsız kapalı bir toplumla yetiştirirseniz onlar dünyaya entegre olamaz, dünyadaki gelişmelerden haberdar olmaz. Ve öyle bir nesil dünyadaki gelişmeler karşısında kendisini de konumlandıramaz.
Bundan 20 gün önce Küba’daydım... Hep merak ederdim. Ancak oradaki gençliğin Dünya’dan biraz izole olduğunu gördüm. Evet sizin ulusal değerleriniz olmalı. Geleneksel değerleriniz olmalı. Bunlar gençlere aşılanmalı. Milli birlik öyle oluşuyor. Değerlerle inşa ediliyor. Atatürk’ün tarif ettiği, kültür milliyetçiliği gibi ama bütün bunların üzerine çağın değerlerini de koymak zorundayız. Biz, geldiğimiz noktada bu değerleri gençlere doğru verdiğimizi düşünüyoruz. Doğru bir heyecan yarattığımızı düşünüyoruz. O şekilde özetleyebilirim.
Eğitim aslında dünyaya müdahale edebilmektedir. Eğittiğiniz her çocuk, dokunduğunuz her çocuk, geleceği tayin ediyor.
- Eğitim anlayışınızı tanımlayan temel değerler nelerdir? Bu değerler öğrencilerinize nasıl yansıyor?
Kent’in eğitim değerleri… Birçok kurum bunları aslında ifade eder… Ahlaktır, Dürüstlüktür, Özgüvendir, Kendini ifade etmedir, Başkalarının hakkına saygıdır, Kararlılıktır, Mücadeledir…Temelde altı değer üzerine kimlik geliştirmek için KENT KOLEJİ iddialıdır. Kent Koleji’nde örneğin her öğrenci mutlaka bir kere sahneye çıkar. Mutlaka mikrofonla tanışır. Mutlaka kitlelere hitap eder.
Bizim bütün katlarımızda (İlk, Orta, lise) serbest kürsü uygulamamız vardır. Çocuklar, bir konuyu anlatacağı zaman kendisi bir konu bulur, dinleyicisini kendisi bulur ve insanlara kendisini dinletir. Bu konuda (dinleyici bulma konusunda) sıkıntı çekenlere öğretmenlerimiz kolaylaştırıcı görev yapar. Ve onların da kendini ifade etmesini sağlar. Çok çeşitli faaliyetler ile öğrencilerimizin kendini bu değerler üzerinde geliştirmesi için çaba gösteriyoruz. Tabi bunların ayrıntısına girecek olursak 12x36 ay gibi çok çarpıcı bir program dahilinde o ilkelerin geliştirilmesi için titizlikle bütün kadromuz çalışıyor.
- “Öğrenci odaklı eğitim” yaklaşımınızın Kent Koleji’ndeki uygulamalarından örnekler verebilir misiniz?
Eğitim; yalnızca çocuklara örnek olmak, ödev vermek ya da akademik anlatımda bulunmak değildir. Mesela eğitimde Kent kolejinde var olan sizin de şöyle bir hedefiniz olduğunu düşünelim. “Çocuklara okuma becerisi kazandırmak isteyelim. Siz çocuklara okuma saati de dahil birçok şey yapabilirsiniz. Kent koleji bunu nasıl yapıyor? Bizde öğrencilerimiz 1. Sınıftan 12. Sınıfa kadar her yıl kitap yazarlar. Öyküler yazarlar ve biz onları dağıtırız. Dolayısıyla çocuklarımız okuldan mezun olduğunda aralarında kendilerinin de yazar olarak yer aldığı kütüphanesinde 12 tane kitabı olur.
Siz bir Akademisyen olarak Türkiye’deki hanelerde kişi başına kitap oranına bakacak olursanız, Kent Koleji’nden mezun bir öğrencinin kütüphanesinde mezun olduğunda 12 tane kitabının olmasının ne anlama geldiğini çok iyi değerlendirirsiniz. Çocuklarımız bu kitaplardan elde ettiği telif gelirleriyle bizim vakfımıza bağış yaparlar. O vakıfta üniversite öğrencilerine burs verir. Birçok çocuk anneleriyle kermesler yapar. Sosyal yardım kuruluşlarına yardımlar yapar. Kent Koleji’nin öğrencileri bunu kitap yazarak yapıyor. Aradaki müthiş iddiayı siz takdir edersiniz.
Bu arada vaktiniz olursa bekleriz. “17 Mayıs’ta bizim Bilim-Bahar Şenliğimiz var. Gaziemir etkinlik alanında eserlerini sergileyecekler. Yılda bir defa eserlerini sergilerler, takdim ederler. Gelen ziyaretçilere sunumlar yaparlar. Hem çalıştıkları alanda proje alanını paylaşmış olurlar hem de kendilerini ifade yeteneklerini geliştirirler. Birçok örnek verebiliriz ama bu örnekler yeterli olacaktır sanırım.
- Akademik başarı ile sosyal, kültürel ve sportif gelişimi nasıl dengeliyorsunuz?
Evet. Bence bunların hepsi birbiri kadar önemli. Hepsi, birbirini besleyen gelişmeler. Burada önemli olan öğrencinin bunlardan hangisine sahip olduğu ve öğrencinin hangisini geliştirmek istediğidir. Bunu doğru anlamak lazım. Hani meşhur bir hikâye vardır.
“Derenin kenarında bir organizatör yarış düzenlemek istiyor. Orada doğada bulunan canlılara düzenlemek istiyor bu yarışı. Siz eğitimci olarak bunu bilirsiniz. Yarışın konusu da hemen derenin dibindeki ağaca tırmanmak. En hızlı ve yükseğe tırmanma yarışı. Düdük çalıyor, yarış başlıyor.
Maymun geliyor birkaç şeye tırmanıyor. Bakıyorlar bu birinci olabilir diyorlar. Ayı geliyor bir pati atıyor. En fazla bir dal çıkabiliyor. Cüsse ağır diye düşüyor. Yılan geliyor sarılıyor, yavaş yavaş çıkıyor. O da yukarı çıkıyor ama çıkış sürati zayıf. Balık geliyor sıçrıyor, bir böcek yakalamak için bir dal kadar sıçrayabiliyor. Kuş geliyor en tepeden konuyor. Evet… Birinci kuş diyorlar.”
Hayır, değil. Çünkü bu yarışmayı doğadaki o ağaca tırmanma değil de denize dalma olarak yapsaydınız. Balık birinci olacaktı. Doğada güç yarışı olsaydı Ayı birinci olacaktı. Sürünme yarışı olsaydı, Yılan birinci olacaktı. Dolayısıyla insanları yaratılış yeteneklerine ve içlerinde var olan istidatlara göre gelişmesini sağlamak, bence eğitimin temeli. Biz buna özen gösteriyoruz. Bunu geliştiriyoruz diyebilirim.
- Eğitimde teknolojinin rolünü nasıl görüyorsunuz? Kent Koleji’nde dijital dönüşüm adına hangi adımlar atılıyor?
Kent Koleji bu konuda iddialı bir kurum. 6 yıla yakın “Eğitim, yönetim yazılımı” üzerinde çalıştık. Kendi özel yazılım grubumuz var. Şimdi onu devrettik. Bir başka grup yeni bir yazılımı bizim için geliştiriyorlar. Bizim bütün eğitim yönetimimiz kendi yazılımımız ile oluyor.
Onun için bütün “ödev, eğitim, yönetim, öğrencilerin sınav analizleri, görevlendirme, sınav sonu eksikliklerin tamamlanması, personel yönetimi ve mali idare” hepsi o yönetiminin içindeydi. Şimdi sistem gelişti. Daha profesyonel bir yazılım haline gelmesi için nitelikli bir şekilde kullanımını sağlayacak bir modeli de inşa ettik.
Biz; “Çağdaş, aydın, dünya vatandaşları yetiştiriyoruz.”
- Öğretmen kadronuzun gelişimi ve motivasyonu için nasıl bir yönetim yaklaşımı benimsiyorsunuz?
Bizim öğretim kadromuz hem idarecileri hem de öğretmenleri çok önemli. Bir kere onlara biz insan olarak değer veriyoruz. Öğretmenler meslek olarak değer veriyoruz. Onların özel alanlarına idareci olarak girmiyoruz. Göreve ilişkin denetim haklarımızı “mevzuat çerçevesinde sınırlı olarak” uyguluyoruz. Tabi öğretmenlerin en fazla mutlu etmesi gereken şeylerden bir tanesi de öğretmenlerin çalışma koşulları.
Şimdi çalışma koşulları “Yalnızca çalıştığı ofisin güzelliği, sandalyenin güzelliği, servis imkânı, öğlen verdiğiniz yemek değil.” Artık bugün içinde yaşadığımız dönemde insanlar iyi gelir elde etmek istiyor. Burada biz elimizden geleni yapıyoruz. Ancak bu yeterli mi? Derseniz bu konuda daha çok çalışmamız lazım. Tabi bunun tek belirleyicisi bizim kurumumuz değil.
Bu, maalesef Türkiye’de, biraz sitem kabul edin isterseniz; Veliler reklam değeri çok yüksek, kampanyaları çok güçlü olan okullara büyük paralar yatırıyorlar. Tabi çok yüksek ücret tahsil eden okullar ile iyi eğitim verdiği halde o kadar yüksek ücret tahsil edemeyen okullar arasında ciddi bir bütçelendirme sıkıntısı yaşanıyor. Böyle zorluklar ama genel olarak bizim öğretmenlerimiz çok mutlu diyebilirim.
- Velilerle kurduğunuz iletişim modeli hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu iş birliği öğrenci başarısını nasıl etkiliyor?
Çok etkiliyor. Bizim, o konuda çok özel bir yöntemimiz var. Bizim eğitim yönetim sistemi içinde senede dört kere veliye koçluk gelişim raporu gönderilir. Bu gelişim raporunda çocuğun hem akademik hem rehberlik hem spor hem de okul sosyal hayatındaki bütün projeleri, çalışmaları 5-6 sayfalık bir raporla dijital bir ortamda veliye tebliğ edilir. Veli onu okur, inceler. Dolayısıyla bu her çeyrek dönemin başında ve sonunda raporlaştırılır. Onun dışında koçluk gelişmeleri çok kıymetlidir bizde. Zaman zaman biz dijital kayıtlardan inceleriz ve okulda yarı dönemde biz üç dört görüşme yapılması gerekir. Bunu yapan velilerimizden de memnun oluruz, mutlu oluruz.
- İzmir merkezli güçlü bir eğitim markası olarak Kent Koleji’nin fark yaratan yönleri nelerdir?
Biz; “Çağdaş, aydın, dünya vatandaşları yetiştiriyoruz.”
Akademik yönden çok başarılıyız. İngilizce eğitiminde çok başarılıyız. Başka okulları kastederek söylemek istemem ama kendimiz ile kendimiz ile yarışmaya devam ettiğimizi söyleyebilirim.
- Öğrencilerinizi geleceğe hazırlarken hangi beceri ve yetkinlikleri önceliklendiriyorsunuz?
Birinci olarak iletişim becerilerini önceliklendiriyoruz. İlke olarak belirlediğimiz “Dürüstlük, saygı, empati, yurtseverlik, çağdaş ve aydın insan olma değerlerini öncelik olarak görüyoruz. Akademik anlamda bunları yapmak adına taviz vermenize hiç gerek yok tabi. Akademi, burada hep ayrı bir çalışma olarak devam eder. Onun yanında da bu değerleri öncelikli doğrular olarak belirleriz. Bu değerlerin bir kısmı akademik yaşantının da içinde gelişiyor. Mesela, sınavlarda öğrencilerin dürüst davranışları, sizin adil seçme ve yarışma imkânı sağlamanız hep çocuklara rol model oluyor. Bunları yaparak öğrencilerimizin bu konuda gelişmesini sağladığımızı düşünüyorum.
- Sayın MURTEZAOĞLU, Kurum kültürünüzü sürdürülebilir kılmak adına ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Kurum kültürüyle ilgili olarak çeşitli uzmanların konferanslar verdiği, öğretmenlerimizin periyodik olarak bazı günlerde yaptığı toplantılarla, dergilerimizle yayınlarımızla sağlarız. Kent Koleji’nde her hafta her düzeyde toplantılar yapılır. Bütün kampüslerimizin idarecileri, müdürleri bizim de katıldığımız toplantılar düzenler. Etkinlikler düzenleriz. Tabi yukarıda bizim yönetim gruplarımızla da bunu gerçekleştiririz. Sık sık okulları ziyaret ederiz. Öğretmen odalarını ziyaret ederiz. Onlarla birlikte oluruz. Dolayısıyla Kent Koleji’nin hem eğitim ilkeleri bakımından hem de sosyal ilişkiler bakımından kabul edilmiş oturmuş “Kent Kültürü” vardır diyebilirim.
- Ulusal ve uluslararası alanda büyüme hedeflerinizden bahseder misiniz?
Bugünün ekonomik koşullarında fiziksel büyümenin çok kolay olduğunu düşünmüyorum. İleride ne olur bilemem. Ancak ben büyümeyi daha çok okul daha çok bütçe vs. olarak görmüyorum. Daha çok öğrenciye dokunabilme olarak algılıyorum. Doğrusunu isterseniz, daha çok öğrenciye dokunmak ister miydiniz? diye sorarsanız, evet isterdim. Şartlar olur, fırsat doğarsa daha çok öğrenciye dokunmayı arzu ederim. Çünkü dokunduğunuz her öğrenci ülkenin geleceğini tayin eden ana aktörlerden birisi.
Kimin nerede hangi pozisyonda karşınıza çıkacağı, toplumun karşısına çıkacağını bugünden göremezsiniz. Siz yeter ki dokunun, doğru sokunun, doğru ilkeleri kazandırın. Onun; sosyal, sportif ve bilimsel alanda gelişmesini sağlayın, arkası kendiliğinden gelecektir. Bunun sayısını artırmak çok kıymetli. O bakımdan doğacak fırsatları reddetmem ama bugünkü ekonomideki zorluklar da eğitimi kendi kendini finanse edip çok rahat yürütecek bir alan olarak çıkarmak üzere. Bu bakımdan çok dikkatli hareket etmekte çok yarar görürüm.
- Kent Koleji’nin sosyal sorumluluk projeleri ve topluma katkı vizyonu hakkında neler söylemek istersiniz?
Mesela, bizim bir vakfımız var. O vakfı geçen sene kurduk. Bir aile olarak gerekli desteği veriyoruz. Veliler de destek veriyor. O vakıf sanıyorum şu an 60 üniversite öğrencisine burs veriyor. Bence en kıymetlisi ve belki de dünyada örneği olmayan bir özelliği var. Bugün belki 60 kişi. O vakıfta çok ciddi miktarda öğrencilerimiz yazdıkları kitaplarla elde ettikleri telif haklarından feragat ederek, –O kitapları kendilerini yazıyor. Biz, baskı masraflarını biz üstleniyoruz- ailelerin satın aldığı kitaplar sayesinde, gelirin önemli bir bölümünü vakfa bağışlıyorlar. Onlar ile üniversitelerde çocuklar okutuluyor.
Yani bilmiyorum dünyada başka bir örneği var mı? Bu konuda bilimsel bir veri sunamam ama tespit, his ve değerlendirmelerime göre söylüyorum. Evet, 2000’e yakın öğrencinin abi ve ablalarına burs verebildiği tek örnek olarak düşünülebilir. Bu, sosyal sorumluluk projesi olarak çok değerli bulduğumuz bir projedir. Onun dışında öğrencilerimiz, okul aile birliklerimiz onlar da çok ciddi sosyal sorumluluk projelerine zaman zaman farklı projelere yer veriyorlar. Fakat son zamanlarda vakıftaki bu öğrencilerin desteğiyle oluşan burs, -bizimkini ayrı tutuyorum, biz zaten gerekli desteği vermekle yükümlüyüz- heyecan yarattı katlanarak büyüyor. Onu söyleyebilirim.
Karadeniz’de doğdum, o kültürün içinde yoğruldum.
- Sayın MURTEZAOĞLU, Eğitimci kimliğinizin yanı sıra STK Konusunda da aktif bir kişisiniz. İzmir’de Karadeniz Konfederasyonu Genel Başkanısınız. Karadeniz Konfederasyonu’nun çalışmaları nelerdir?
Karadeniz Konfederasyonunu bir Karadenizli olarak ülkede diaspora tanımını kullanmak çok doğru değil ama tabi doğduğumuz yerlerden uzaktayız. Lise 2’ye kadar Karadeniz’de büyüdüm. İstanbul Haydarpaşa mezunuyum. Lise 2’de oraya geçiş yapmıştım. O zamana kadar Karadeniz’de doğdum, o kültürün içinde yoğruldum. Oradaki her şey beni çok etkiledi. Her yaz giderdik. Halen orada akrabalarımız, yakınlarımız var. Uzakta olduğunuz zaman o kültürü daha çok özlüyorsunuz. O özlem beni Karadeniz cemiyetlerinin içine çekti. Oradaki arkadaşlarımız da bana başkanlık, yöneticilik görevi verdiler. Ciddi bir sorumluluk, yerine getirmeye çalışıyoruz.
Peki neler yapıyoruz? Karadeniz’in kalkınması için çok ciddi projelerimiz var. Bugünlerde “Destination Black Sea” diye Karadeniz Turizminin kalkınması için çeşitli konferanslar ve arkasından çeşitli turizm hamlelerini içeren ciddi bir proje çalışmamız var. Onun dışında buradaki İzmir içindeki sürekli yapılan Karadeniz etkinliklerimiz var.
O etkinlikler daha çok Karadeniz’den uzakta yaşayan insanların Karadeniz kültürünü burada doğru bir şekilde yaşaması, bizden sonraki nesillere de bir taraftan doyduğu kentin kültürüyle kaynaşmasını sağlarken diğer taraftan da aile büyüklerinin doğduğu bölgelerin kültürleriyle de biraz onların ilgilenmesini sağlamak bize heyecan veriyor. Bunun başarılmasına İzmir’de Konfederasyon başkanı olarak çok katkım olduğunu düşünüyorum. Bununla da onur duyuyorum.
- Konfederasyon olarak önemli isimlerden oluşan yönetim kuruluna sahipsiniz. Son olarak Konfederasyon ile Kent Koleji’nin ortak etkileşim modeli nedir? Bu bağlamda hedeflerinizi ve vermek istediğiniz mesajı bizimle paylaşır mısınız?
Tabi. Orada ortaklık Karadeniz Konfederasyonu, Karadeniz ile ilgili değerli isimlerin teveccühüyle bir arada bulunuyor. Kent Koleji’ndeki o vizyonu paylaştığımız o isimlerle ilgili şunu net olarak ifade edebilirim; “Bu isimler çok saygın devlet adamları”. Esasen Türkiye’de çok saygın bir devlet adamıysanız, mutlaka siyasete bir şekilde dokunmuşsunuzdur.
Bu isimler, günlük parti politikacıları değiller. Devlete hizmet etmiş, devlet umuru görmüş, siyasetin kanallarından geçmiş, bugün de devlet sorumluluğu içinde Cumhuriyete ve onun değerlerine bağlı ilkeler içinde bir araya gelen ve tecrübelerini gelecek nesilleri yetiştirmek üzere kullanmak için bir eğitim kurumunda rol üstlenen değerli büyüklerimiz. Yoksa onları hiçbirisi burada herhangi bir beklenti karşılığında görev yapmıyorlar.
Tamamen yeni yetişecek olan nesle varlıklarıyla, vizyonlarıyla, görüşleriyle koyacakları katkıların heyecanını duyacakları için buradalar. Cemiyette de aynı. Katkı koyan değerli dostlarımız, belki de benim her iki tarafta da görev almamdan dolayı benim bu konuda iyi bir hizmetkar olduğumu düşünüyorlar. Ben de o hizmetkarlığa devam ediyorum diyebilirim.
- Sayın MURTEZAOĞLU, Türk Global Media olarak çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
Röportaj: Doç.Dr. Mustafa AYDEMİR