Alman çevre örgütlerinden Başbakan Merz'e COP31 Antalya tepkisi
COP31: Alman çevre örgütlerinden Başbakan Merz'e Antalya tepkisi
Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in, Antalya'daki COP31'e katılmama kararına Alman çevreçiler tepki gösterdi.
Pek çok kuruluş Alman hükümetini de, iklim koruma politikaları konusunda güvenilir olmamakla suçladı.
Pazartesi günü Antalya'da başlayacak BM İklim Konferansı (COP31) öncesinde, küresel iklim politikasının daha iddialı ve tutarlı olması çağrısında bulunan Alman çevre örgütleri, Başbakan Friedrich Merz'in COP31'e katılmama kararını da sert bir dille eleştirdi.
Almanya Çevre Yardımı Derneği (DUH) Genel Direktörü Sascha Müller-Kraenner, Başbakan Merz'in "başka yükümlülükleri" gerekçe göstererek Antalya'daki Dünya İklim Konferansı'na katılmak istememesinin yıkıcı bir mesaj olduğunu ifade etti.
Başbakan Merz, geçen eylül ayında yaptığı açıklamada, sadece Almanya'da bu yıl sıcaklık nedeniyle tahmini 15 bin kişinin hayatını kaybettiğine değinerek "İklim değişikliği, can ve mal için bir tehdit haline geldi" demişti. Merz diğer yandan iklim koruma önlemlerinin Alman şirketleri için bir büyüme fırsatı olarak da görülmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Almanya Çevre Bakanı Carsten Schneider de, hafta başında yaptığı açıklamada, ülkesinin "kademeli olarak fosil yakıtlardan vazgeçtiğini" dile getirerek "doğru yoldayız" ifadelerini kullanmıştı.
"Almanya'nın güvenilirliği sorgulanıyor"
Alman çevre örgütleri ile iklim bilimciler ise Almanya'nın izlediği çevre ve iklim koruma siyaseti ile ilgili çok farklı değerlendirmelerde bulunuyor.
Greenpeace Almanya örgütünün yöneticisi Martin Kaiser, "Bir yandan fosil yakıtlardan vazgeçileceği duyurulurken diğer yandan fosil yakıt altyapısı planlanıyor" diyerek federal hükümetin yeni gaz santralleri inşa etme planlarına vurgu yaptı.
Kaiser, hükümetin aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasını engellediğini ve Avrupa Birliği (AB) düzeyinde, "Yeşil Anlaşma"nın (Green Deal) büyük bir kısmının geri çekildiğini belirterek tüm bu adımların Almanya'nın güvenilirliğini sorgulattığını ifade etti.
2019 yılında AB Komisyonu tarafından hazırlanan "European Green Deal" ile 2050 yılına dek Avrupa'yı, dünyanın ilk ilklim nötr kıtası yapılması planlanıyor.
"Petrol ve doğal gaza bağımlılık yalnızca bir iklim sorunu değil, aynı zamanda giderek büyüyen bir güvenlik riski" diyen Sascha Müller-Kraenner'e göre ise fosil enerjiden çıkış, aynı zamanda bir enerji güvenliği meselesi.
"COP31, 2023'te kararlaştırılan (fosil enerjiden) çıkışı nihayet somut bir yol haritasıyla ilerletmeli" çağrısında bulunan Müller-Kraenner, ülkelerin metan emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunmasının da önemli olduğunu belirtti.
DUH Genel Direktörü, "DUH olarak federal hükümeti, (sonuç bildirgesinde) iddialı ve somut bir ifade için çaba göstermeye çağırıyoruz" dedi.
Müller-Kraenner ayrıca, federal hükümetin konferansın nihai bildirisinde somut ve sektör bazlı emisyon azaltım hedeflerine yer verilmesi için de çaba göstermesi gerektiğini dile getirdi.

"Güven sarsılıyor"
Yoksulluk, adaletsizlik ve eşitsizlikle mücadele eden sivil toplum kuruluşu Oxfam ise Almanya'nın ve diğer sanayileşmiş ülkelerin uluslararası iklim finansmanına ayırdığı kaynakları azaltmasını eleştirdi.
Oxfam'ın iklim uzmanı Jan Kowalzig, "Bu adım güveni zedeliyor. Böylece hem iklimin korunmasında hem de dünya genelinde fosil enerjiden çıkışta ilerleme kaydetmek zorlaşıyor" dedi.
Kowalzig ayrıca, ülkelerin BM İklim Konferansı'nda kömür, petrol ve doğal gazdan çıkışın hızlandırılması konusunda uzlaşması gerektiğini vurguladı.
Kiliselerden "Küresel Güney" çağrısı
Protestan yardım kuruluşları Brot für die Welt (Dünya için Ekmek) ve Diakonie ise iklim krizinden en çok etkilenen ve bu krize en az neden olan insanlara, ihtiyaç duydukları desteği bir an önce ulaştırılması çağrısında bulunarak Güney Yarım Küre ülkelerine daha fazla destek verilmesini istedi.
İki örgüt, Almanya'nın, bu amaçla her yıl bütçeden 6 milyar euro ayırma sözünü de tutması gerektiğini vurguladı. Dünya için Ekmek ve Diakonie Katastrophenhilfe (Diakonie Afet Yardımı) Başkanı Dagmar Pruin, "Bu, COP31'e Almanya'nın küresel iklim uyumu konusundaki sorumluluğunu ciddiye aldığına dair önemli bir mesaj olur" dedi.
Dünya için Ekmek ayrıca finansman için lüks uçuşlara ek bir vergi getirilmesini önerdi.
Katolik Kilisesi de iklim krizine karşı kararlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Alman Piskoposlar Konferansı'nın İklim Sorumlusu ve Münster Yardımcı Piskoposu Rolf Lohmann, siyasi karar vericilerin "birlikte etkili ve kapsamlı önlemler alabilmek için irade, umut ve ileri görüşlülük göstermesi" gerektiğini dile getirdi.
El Nino uyarısı
Çocuklara yardım kuruluşu World Vision ise beklenen, olağanüstü güçlü El Nino iklim olayının yaratabileceği tehlikelere dikkat çekti. Kuruluşa göre birçok ülkede büyük çapta ürün kaybı, artan gıda fiyatları ve derinleşen açlık krizleri yaşanabilir.
World Vision, böyle bir durumun çocukların gelecek umutlarını da yitirmesine yol açacağını belirttiği açıklamasında, "Süper El Nino"nun etkilerinden şimdiden zarar gören bölgelere hızlı mali yardım yapılması çağrısında bulundu.
"Kadınların karar süreçlerine katılımı artmalı"
Dünyanın en büyük insani yardım kuruluşlarından Care ise iklim politikası kararlarında kadınların daha fazla yer alması gerektiğini vurguladı.
Care International'dan Marlene Achoik, iklim krizinin "mevcut eşitsizlikleri derinleştirdiğini, milyonlarca kadının ve kız çocuğunun eğitim, sağlık ve kendi kaderini tayin edebileceği bir yaşam şansını ellerinden aldığını" ifade etti.
Yardım kuruluşu, kadınların ve kız çocuklarının birçok yerde iklim krizinin sonuçlarından özellikle ağır biçimde etkilendiğini vurguladı.
AFP / DW