GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 47,3934 ₺ 🇪🇺EUR: 54,6448 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.613,00 ₺ BTC: 2.986.774 ₺ 🇺🇸USD: 47,3934 ₺ 🇪🇺EUR: 54,6448 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.613,00 ₺ BTC: 2.986.774 ₺ 🇺🇸USD: 47,3934 ₺ 🇪🇺EUR: 54,6448 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.613,00 ₺ BTC: 2.986.774 ₺
01 Ağustos 2026 - 00:12

info@turkglobalmedia.com

Avrupa’nın Dijital Geleceği: Bağımlılık Mı? Özerklik Mi?

Avrupa’nın Dijital Geleceği: Bağımlılık Mı? Özerklik Mi?

Köşe Yazıları
31.07.2026 16:07
TGM Haber Merkezi

Doç. Dr. Mustafa AYDEMİR, “AB'nin 2028-2032 dönemini için belirlenen yeni strateji raporu üzerinden Kıta Avrupa'sının teknoloji politikalarını ve muhtemel yol haritasını" TGM için analiz etti. Keyifli okumalar…

Bu haberi paylaş:

Avrupa Birliği’nin son yıllarda ABD ve Çin merkezli teknoloji şirketlerinin kuşatıcı etkisi altında kıta Avrupa’sını ve birlik üyesi vatandaşları koruma politikasının arka planında “Merkezi Denetim ve Pazar Yönetimi” konusunda yüksek bir hassasiyet gösterdiği görülmektedir. 

Burada dikkat çekici bir unsur olarak kıtanın dış dünyaya kendisini kapatması yerine yasadışı ya da güvenlik zafiyetlerine karşılık yeni politikalar oluşturma refleksini canlı tuttuğunu söylemek mümkündür. 

Son 20 yıllık süreçte dünyada teknoloji şirketlerinin destekleyici modeller yerine yönetici ve hâkim kimlikler üstlenmesi sıklıkla eleştirilmektedir. 

Özellikle ABD şirketlerinin sonsuz ticaret ve kişisel verilere yönelik politikaları ile Çin merkezli şirketlerin yarattığı kaotik durum karşısında AB yeni düzenlemeler ve hukuki yaptırımlar ile cevap verebilmeyi hedeflemektedir. 

Son birkaç yılda teknoloji şirketlerinin dünyada gerek teknoloji gerekse borsa gibi konularda güçlü pazar payına sahip olmaları, yönetişim politikaları açısından AB politikalarını negatif eksende etkilemektedir. 

Zira sonsuz teknolojik çerçeve ve satın almak davranışları karşısında özerki bir teknolojik yapının sağlıklı kurulması ya da hukuki olarak denetimlerin yapılması da engelleyici karşıt politikalar (Trump’ın tarife tehdidi gibi) nedeniyle AB kurumlarını, Komisyonları ve Konseyleri yeni kararlar almaya zorunlu kılmaktadır. 

AB politikalarında son yıllarda “Yapay Zekâ Yasası, Dijital Hizmetler Yasası, Telif Yasası ve Sosyal Medya Düzenlemeleri” ile birliğin bağımlılık yerine yeni bir yol oluşturma çabasını görmekteyiz. 

AB’nin son on yıllık stratejik eylemlerine bu açıdan baktığımızda, teknolojik gelişmelere odaklanmak kadar ekonomik değer ve stratejik özerkliği koruma çabasıyla kapasitesini artırma yoluna gittiğini söyleyebiliriz. 

Geçtiğimiz haftalarda Avrupa Komisyonu tarafından 7 Veri Merkezi kurulmasına ilişkin karar alınmasıyla birlikte teknoloji sahasını revize etme, birlik içinde teknolojik eksenli bir denetim modelinin inşa edilmesi konusunda refleks geliştirmeye çalıştığını gözlemledik. 

Avrupa Komisyonu’nun 2028-2034 yıllarını içeren Birlik Dijital Kapasite Yönetim Kuralları; kıtanın dijital yönetiminde yol haritasını vurgularken kırılgan teknoloji politikalarının da varlığına işaret etmektedir. 

AB’nin kurumlarıyla bürokratik sisteminin inşa edilmesi karşısında ABD’de Elon Musk, Sam Altman gibi teknoloji figürlerinin Steve Jobs ve Bill Gates’in yerine geçtiği bir süreçte AB’nin kendi aktörlerini oluştur(a)maması önemli bir zafiyet olarak düşünülebilir. 

Bu kişilerin gerek kendi ülkesinde gerekse dünya teknoloji politikalarında sürekli yönlendirici bir misyon üstlenmesi karşısında AB’nin teknoloji karakterleri yerine denetleyici ve düzenleyici kurullarıyla cevap verme çabası ciddi bir risk oluşturmaktadır. 

AB’nin geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni konsept politikalarında 2028-2032 vizyon belgesinde girişimcilik alanına vurgu yapılırken ölçeklendirme yapılmaması ve “Unicorn” şirket politikalarının oluşmaması nedeniyle adeta “Genç ve Yaşlı Boksör Maçına” dönüşmesi vizyoner kimliğinin zarar görebileceğini de ortaya çıkarmaktadır. 

Bu nedenle AB’nin kendi kıta şirketlerini, çıkarlarını korumak ve kendi kurallarını oluşturmak yerine diğer kıta aktörlerinin politikalarına karşıt politika geliştirmesi de anlamlı görülmemektedir. 

Bu tabloya özellikle yapay zekâ alanı içinden bakacak olursak; büyük dil modeli eğitimi, altyapı kurulması, enerji yatırımı ve gelir modellerinin inşa edilmesi konusundaki zafiyetler de eklendiğinde verimli bir politikanın inşa edilmesini güçleştirmektedir.

Kıta Avrupa’sının kendi teknoloji kampüslerini kurabilmesi, Kıta içinde birliğe yeni ülkelerin alınması ya da alınmaması, Ukrayna ve bağlı enerji krizleri karşısında yol haritasının oluşmaması önemli handikaplar olarak gözlemlenmektedir.

Bu noktada kaynakların yokluğu yerine yönetimi ve israfın önüne geçilmesi dijital dönüşüme ayrılan fonların adil dağıtılmaması gibi faktörler de eklenince olumsuz tablo daha da derinleşmektedir.

Günümüzde yeni fabrikaların insan yerine makine, işgücü yerine teknik altyapı ile değiştiğini kabul edersek, gelecek dönemde rekabetçilik alanının yapay zekâ, kripto, bulut altyapısı ve blok zinciri gibi teknolojinin başat hale geldiği tekno-toplum modeline eşzamanlı politikalar ile ayakta kalınabileceği de açıktır. 

Bu bağlamda meydan okuma ya da öncü olabilme reflekslerinde yapılacak iyileştirmeler ile AB kurumlarının 2028 sonrası teknoloji pazarı içerisinde sağlam bir yer kazanması önemlidir. 

Yine bağımlılık yerine veri koruma standartlarının ya da açık kaynakların yönetilmesinin bir adım önüne geçerek güven esanslı koruyuculuk modelinin küresel alana yayılmasını da destekleyebilecektir.

Sonuç itibariyle AB’nin 2028-2032 teknoloji raporunda dikkat edileceği üzere; kamu sektöründeki dijital dönüşüm hızının, kurumsal liderlik ve risk yönetimindeki başarıyla doğrudan ilişkisi olacağı anlaşılmaktadır. 

Bu nedenle AB’nin yeni teknoloji politikalarında; statik bürokratlar yerine başarılı genç teknokratlar yetiştirmeyi, yeni teknoloji sistemlerine AR-GE desteğinin hızlı verilmesini başat görmelidir. 

Ayrıca Türkiye gibi genç teknoloji ülkesinin de aktör olarak yer aldığı özel bir modelde gelişimini sürdürmesi, kreatif bir politika olarak önerilmektedir. 

Avrupa için mesele artık teknolojiyi adapte etmek yerine üretmek ve etkin bir biçimde hayata geçirerek gerçek bağımsızlığını inşa edebilmektir. 

 

 

Doç.Dr. Mustafa AYDEMİR

Yayınlanma: 31.07.2026 16:07
Ana Sayfaya Dön