24 AB ülkesini kapsayan ankete göre katılımcılar Washington ile Pekin arasında ikiye ayrılıyor.
Avrupa'nın büyük bölümünde ise en yaygın yanıt "bilmiyorum" oldu.
Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin uzun yıllardır süregelen jeopolitik dengeleri değiştirmesiyle birlikte, Avrupalılar Avrupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri'ne mi yoksa Çin'e mi yakınlaşması gerektiği konusunda ikiye bölünmüş durumda.
Araştırma şirketi Public First tarafından haziran ayında 24 AB ülkesinde gerçekleştirilen ankete göre, sekiz ülkedeki katılımcılar Çin ile daha güçlü ilişkiler kurulmasını desteklerken, dokuz ülkede ABD tercih edildi. Yedi ülkede ise iki seçenek arasında belirgin bir üstünlük oluşmadı.
Araştırmaya göre 14 ülkede en yaygın verilen yanıt "Bilmiyorum" oldu. Bu yanıtı verenlerin sayısı hem Washington'u hem de Pekin'i tercih edenlerden daha fazla çıktı.
Sonuçlar, siyasi ve ticari gerilimlerin Avrupa Birliği'nin en büyük iki ticaret ortağı olan ABD ve Çin ile ilişkilerini zorlaştırdığı bir dönemde Brüksel'in karşı karşıya olduğu karmaşık tabloyu ortaya koyuyor.
AB, bir yandan Trump yönetimiyle tek taraflı bir ticaret anlaşmasını uygulamaya koyarken, diğer yandan elektrikli araçlar başta olmak üzere Çin'den gelen ihracat artışının tetiklediği kademeli sanayisizleşmeyle mücadele ediyor.
Public First Kamuoyu Araştırmaları Başkanı Seb Wride şu değerlendirmeyi yaptı:
"Avrupalılar Amerika'dan uzaklaşmanın mümkün olduğunu ve bazı ülkelerde bunun artık çoğunluğun tercihi hâline geldiğini düşünüyor. Çin'e bağımlılığı ise bir tercih değil, zorunluluk olarak görüyorlar. Bu bağımlılığı azaltma çabalarını ise gerçekçi olmayan beklentiler olarak değerlendiriyorlar."
Wride sözlerini şöyle sürdürdü:
"Trump'ın attığı adımların ABD ile Çin arasında bir tercih yapılmasını gerektirecek bir ortam oluşturması pek doğru bir zamana denk gelmedi. Çünkü birçok Avrupalı için ABD isteğe bağlı bir ortak, Çin ise vazgeçilmez bir unsur."
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri de Batı Avrupa'da ABD'nin artık güvenilir bir müttefik olarak görülmemesi.
Örneğin İtalya ve özellikle İspanya, Çin ile daha yakın ilişkilerden yana bir tutum sergiliyor.
Avrupa'nın diğer büyük ülkeleri olan Fransa ve Almanya ise kararsız durumda. Bu iki ülkede katılımcıların çoğu, ABD ile Çin arasında hangisinin tercih edilmesi gerektiğini bilmediğini ifade etti.
Donald Trump, ikinci başkanlık döneminde Avrupa liderlerine yönelik küçümseyici açıklamalar yapmayı alışkanlık hâline getirdi. Avrupa Birliği'ne tek taraflı gümrük tarifeleri uyguladı, ABD askerlerinin bir bölümünü kıtadan çekti ve Danimarka'ya bağlı özerk bölge olan Grönland'ı ilhak etme tehdidinde bulundu.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen gibi birçok Avrupalı liderin Trump'a karşı sert tutum sergilemelerinin ardından kamuoyu desteğini artırması, ABD Başkanı'nın Avrupa dışında ne kadar düşük popülariteye sahip olduğunu da gösteriyor.
Trump'ın geleneksel müttefiklerinden biri olarak görülen İtalya Başbakanı Giorgia Meloni bile son dönemde ondan uzaklaşmaya başladı.
Ancak bu eğilim tüm Avrupa'da aynı değil.
Soğuk Savaş sonrası güvenlik düzeninin temel güvencesi olarak uzun yıllardır ABD'ye yakın duran Doğu Avrupaülkelerinde Amerikan yanlısı yaklaşım devam ediyor.
Örneğin Polonya, Litvanya ve Estonya, açık biçimde Washington'u tercih eden ülkeler arasında yer alıyor.
Bununla birlikte Pekin de ABD'nin tarihsel rolünün yerine geçebilecek kolay bir alternatif olarak görülmüyor.
Çin'den gelen yoğun ithalat, kimya sanayisinden otomotiv sektörüne kadar Avrupa'nın geleneksel üretim alanlarını olumsuz etkiliyor.
Avrupa Komisyonu bu hafta yaptığı açıklamada, Çin ile daha dengeli bir ticaret düzeni oluşturmak amacıyla görüşmeler yürüttüğünü ve ekim ayına kadar bu konuda ilerleme sağlamak istediğini duyurdu.
Anket sonuçları, AB vatandaşlarının Çin ile ticari ilişkileri bir tercih değil, kaçınılmaz bir gerçek olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Araştırmaya katılanların %38'i, Çin'e olan bağımlılığı azaltmanın kulağa hoş geldiğini ancak bunun gerçekçi olmadığını söyledi.
Bu görüş, İsveç ve Danimarka dışında araştırmaya katılan tüm ülkelerde en yaygın yanıt oldu.
İsveç ve Danimarka'da ise benzer oranlarda katılımcı, Avrupa Birliği'nin Çin'e bağımlılığı azaltmaya çalışması gerektiğini savundu.
- AB genelinde katılımcıların yalnızca %26'sı, Çin'e bağımlılığı azaltmanın hem mümkün hem de arzu edilen bir hedef olduğunu belirtti.
- Buna karşılık %19'u, Avrupa Birliği'nin zaten Çin'e olan bağımlılığını azaltmaya çalışmaması gerektiğini ifade etti.
- Araştırma ayrıca Avrupalıların geleceğin en önemli ekonomik ortağı olarak ABD'yi değil, Çin'i gördüğünü ortaya koydu.
Katılımcıların %43'ü, on yıl içinde Avrupa'nın en önemli ticaret ortağının Çin olacağını düşündüğünü söyledi.
ABD'yi tercih edenlerin oranı ise %27'de kaldı.
Ülke bazında bakıldığında, araştırmaya katılan 24 ülkenin 23'ünde daha fazla kişi Çin'in önümüzdeki on yıl içinde Avrupa'nın en büyük ticaret ortağı olacağını öngördü.
ABD'nin gelecekte Avrupa'nın en önemli ticaret ortağı olacağını açık biçimde düşünen tek ülke Litvanya oldu.
Public First araştırma şirketi, 6-22 Haziran tarihleri arasında Avrupa Birliği'nin 24 ülkesinde toplam 23 bin 970 yetişkinle anket gerçekleştirdi.
Her ülkede yaklaşık 1.000 kişiyle görüşüldü.
Sonuçlar yaş, cinsiyet, bölge ve eğitim düzeyine göre ağırlıklandırılarak her ülkenin demografik yapısını yansıtacak şekilde düzenlendi. Daha sonra tüm ülkelerin birleşik veri setine eşit katkı yapması sağlandı.
Avrupa geneline ilişkin sonuçlar nüfus büyüklüğüne göre değil, ülkelerin basit ortalaması alınarak hesaplandı.
Araştırmanın hata payı, toplam örneklem için ±0,6 puan, ülke bazında ise ±3,0 ile ±3,6 puan arasında değişiyor.
Politico