Çabaları çeviride kayboldu
Ekonomik olarak Çin’le rekabete ve kendi dış politika hedeflerine odaklanan Trump yönetimi, Avrupa’yı dinliyor gibi görünmüyor.
Avrupalı maliye yetkilileri bu hafta IMF ve Dünya Bankası bahar toplantıları için ABD’nin başkentine gelirken, İran savaşı kaynaklı ekonomik etkilerden küresel finans sistemine yönelik tehditlere ve Ukrayna’ya desteğe kadar kıtanın karşı karşıya olduğu varoluşsal ekonomik sorunları Amerikalılarla ele almaya çalıştı.
Tüm çabalarına rağmen mesajlarının karşılık bulmadığı görülüyor; zira ABD, Çin ile ekonomik rekabete ve kendi dış politika hedeflerine odaklanmış durumda.
Kasvetli toplantı odalarında, büyükelçilik teraslarında ve şehir merkezindeki lüks restoranlarda bir araya gelen ABD ve Avrupa’dan şirket yöneticileri, üst düzey yetkililer ve önde gelen lobiciler, transatlantik ilişkinin mevcut durumuna dair bir tablo çizdi.
Bu tabloya göre, Rusya’dan gelen jeopolitik tehditten enerji arz şoklarına ve ABD’deki banka dışı kredi faaliyetlerinin Avrupa finans piyasalarına yönelik risklerine kadar Avrupa’nın kaygıları, Amerikalılar tarafından tali görülüyor.
Paul Gruenwald, “Avrupa bazen iki büyük oyuncu arasında kayboluyor,” diyerek ABD ve Çin’i kastetti.
Washington’daki sıcak bir günde kahve içerken yaptığı değerlendirmede, Avrupa’nın ABD’deki ekonomik tartışmalarda genellikle “hafif olumsuz” bir tonla ele alındığını, Rusya’nın ise “güvenlik sorunu olarak değil, küresel enerji piyasasındaki rolü üzerinden” konuşulduğunu söyledi.
Bu hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarına katılanlar arasında, ABD’nin — yerli yapay zekâ sektöründen aldığı ekonomik ivme ve enerji bağımsızlığı sayesinde İran savaşının finansal etkilerinden görece az etkilenmesi nedeniyle — daha içe dönük davranma lüksüne sahip olduğu görüşü hâkimdi.
Ancak Avrupa, büyüme sıkıntısı çekerken, başlatmadığı bir savaşın ekonomik sonuçlarına daha açık durumda ve İran’daki askeri operasyonlara katılmadığı için Trump yönetiminin siyasi baskısıyla karşı karşıya.
Bu nedenle dışa dönük olmak zorunda.
Kamuoyuna yapılan açıklamalar bile Atlantik’in iki yakasında farklı hikâyeler anlatıyor.
İran savaşının ekonomik sonuçlarına dair bu hafta yapılan iki önemli açıklamadan biri — ABD’nin yer almadığı — geçici bir maliye bakanları grubundan, diğeri ise G7 görüşmelerine başkanlık eden Fransız maliye bakanlığından geldi.
Fransız tarafına göre G7 maliye bakanları, ABD dahil olmak üzere, uzun sürecek bir çatışmanın küresel ekonomiye maliyetini sınırlama konusunda “oybirliği” içindeydi.
Amerikan tarafına göre ise Hazine Bakanı Scott Bessent, Avrupalı mevkidaşlarıyla görüşmelerinde “ABD Hazine Bakanlığı’nın Ekonomik Öfke (Economic Fury) politikasına bağlılığını” vurguladı.
Büyüme sancıları
Washington’daki finans sektörü buluşmalarında — ofis binalarında ve tarihi otellerde — AB’nin sermaye piyasalarındaki parçalanmayı azaltarak büyümeyi artırma ve yatırımı teşvik etme çabaları, sektör temsilcileri ve düzenleyiciler tarafından ya tam anlaşılmadığı için merakla ya da AB’nin iç çekişmeleri aşamayacağı düşüncesiyle şüpheyle karşılandı.
Bessent bu hafta ABD’nin klasik söylemini yineledi: “Finansal istikrar için en büyük risk büyüme eksikliğidir.”
Bessent, AB’yi, büyümeyi artırmaya yönelik Draghi Raporu’nu uygulayamamakla suçladı. Birliğin varlığının “üye ülkeler arasındaki ticareti kolaylaştırması, daha sorunsuz hale getirmesi ve refah yaratması gerektiğini” ancak bunun “muhtemelen bir engel haline geldiğini” söyledi.
Avrupalılar ise daha uzlaşmacı bir ton benimsedi. Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves, ABD ile yapılacak ticaret anlaşmasının “her iki ülkenin de çıkarına” olduğunu ve sermaye piyasaları ile finansal hizmetlerin geleceğine dair teknik çalışmaların sürdüğünü belirtti: “Bu ilişki ve iş birliği devam ediyor.”
AB Ekonomi Komiseri Valdis Dombrovskis de transatlantik bağların önemini vurguladı:
“Ortak zorluklar karşısında ABD ve AB birlikte daha güçlü. Farklılıklar açık olsa da bunların üstesinden her zaman geldik ve gelmeye devam etmeliyiz.”
Ancak büyüme tahminlerinin düşürülmesi, enerji güvenliğini sağlama çabaları ve güçlü yapay zekânın Avrupa bankalarına yönelik riskleriyle mücadele edilmesi gibi gelişmelerin ardından, bu diplomatik kararlılığın zayıflamaya başlamış olabileceği belirtiliyor.
Dombrovskis, AB’nin ABD ile “yapıcı ilişkiler” sürdürme taahhüdüne rağmen, “çıkarlarımıza yönelik risklere göz yummayacağız” dedi.
Politico