Yenilenen üst düzey temaslara rağmen derin güvensizlik sürüyor.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, bu hafta İskandinav ülkelerini kapsayan bir tur gerçekleştirdi ve bazı başkentlerde yaklaşık çeyrek asırdır ilk kez bir Çin dışişleri bakanı diplomatik temaslarda bulundu.
Uzmanlara göre bu ziyaret, stratejik yatırımlar, casusluk skandalları, Çin gemilerinin Baltık Denizi altyapısına zarar vermesi ve Pekin’in Moskova’ya verdiği güçlü destek nedeniyle devam eden ikili gerilimlere rağmen, Avrupa’nın Çin’e en şüpheci yaklaşan bölgelerinden biriyle ilişkileri geliştirme girişimiydi. Çinli yetkililer, daha pragmatik bir temasta bulundular.
Aynı zamanda bu ziyaret, özellikle Danimarka başta olmak üzere İskandinav ülkelerine, Amerika Birleşik Devletleri giderek daha öngörülemez hale gelirken Çin’in her zaman alternatif bir ortak olarak beklediğini hatırlatma fırsatı sundu.
Kopenhag’daki Danimarka Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nde Çin uzmanı olan Andreas Forsby, “İskandinav ülkeleri, ABD’nin artık güvenilir bir ortak olmadığını fark ediyor.
Buna karşılık Çin, Çin pazarının büyüklüğü, Çin tedarik zincirlerinin merkezi rolü ve Çin’in yeşil teknolojilerdeki üstünlüğü nedeniyle giderek vazgeçilmez bir aktör haline geldi.” dedi.
2000’li yılların başlarında, Batılı ülkelerin çoğu Pekin ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalışırken, İskandinav ülkeleri de Çin’le en yakın ortaklığa sahip olabilmek için adeta birbirleriyle yarışıyordu.
Ancak Forsby’nin belirttiğine göre, 2018’den itibaren ABD-Çin rekabetinin yoğunlaşmasıyla birlikte bu ülkeler Pekin ile bir dizi ikili anlaşmazlığın içine sürüklendi. Çin’in Ukrayna savaşında Rusya’ya verdiği destek ise ilişkileri daha da gergin hale getirdi.
Bölgesel görüşmeler
Wang bu hafta İskandinav ülkelerini gezerken, kırmızı halı ve nezaket dolu tokalaşmaların ötesinde hâlâ ciddi rahatsızlıkların bulunduğunu biliyordu. Her başkentin kendine özgü şikâyetleri ve öncelikleri vardı.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin tarafıyla “yüksek düzeyde sağlamlık içeren açık ve özgür bir görüşme” yapmak istediğini ve “farklı bakış açılarına sahip olduğumuz gerçeğine saygı gösterilmesi gerektiğini” söyledi.
Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ise Çin’in Kremlin üzerindeki etkisini kullanarak Ukrayna savaşının müzakere yoluyla sona erdirilmesine katkı sağlamasını istediğini, bunun da nihayetinde Çin-Avrupa ilişkilerini iyileştireceğini ifade etti.
Gahr Støre, “Çin muhtemelen Rus liderliğine en iyi ve en doğrudan erişime sahip ülkedir. Çin’den bu kanalı kullanmasını bekliyor, umuyor ve bunu güçlü şekilde talep ediyoruz.” dedi.
Finlandiya ise Çin’in Ukrayna’daki gerilimin tırmanmasına karşı yaptığı son açıklamaları memnuniyetle karşılarken, Pekin ile Helsinki arasında çözülememiş gerilimlerin varlığını da kabul etti.
Haziran ayında Finlandiya Güvenlik Polisi (Supo), ulusal savunma açısından stratejik öneme sahip bölgelerin yakınlarında 10 taşınmaz satın alma girişiminde bulunan Çin bağlantılı bir planı ortaya çıkardı. Bundan yalnızca birkaç hafta sonra ise Çinli yetkililer, LGBTQ topluluklarına destek amacıyla düzenlenen sözde “gökkuşağı koşusu” organizasyonu nedeniyle Finlandiya’nın Pekin Büyükelçiliğini sert şekilde eleştirdi.
Tüm bu sorunlara rağmen, İskandinav ülkeleri Çin ile ilişkilerinde yeni ve daha gerçekçi (realpolitik) bir yaklaşım benimsemeye başlamış görünüyor. Ancak diplomatik temasların sergilediği olumlu görüntünün altında gerilimler varlığını sürdürüyor.
Forsby, “Bu yeni pragmatizme rağmen İskandinav ülkeleri, Çin’in Ukrayna savaşında Rusya’ya verdiği destek, Xi Jinping yönetimindeki otoriter rejimi ve Avrupa’nın ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit eden giderek daha dengesiz ticaret uygulamaları nedeniyle Çin’e karşı derin bir güvensizlik beslemeye devam ediyor.” dedi.
Ortak Arktik hedefleri
İskandinav ülkeleri ile Çin’in çıkarlarının kesiştiği temel alanlardan biri Arktik bölgesidir.
Geçmişte Pekin’in bölgeye yönelik hedefleri arasında araştırma istasyonlarından derin su limanlarına ve Arktik keşifleri için pist inşasına kadar uzanan projeler bulunuyordu.
Ancak İskandinav ülkeleri, Pekin’i güvenilir bir ortak olarak görmedikleri için bu önerilerin büyük bölümünü engelledi. Washington da Çin’in bölgede stratejik bir ayak izi kazanmasına izin verilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştu.
Bununla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland konusundaki sert tutumu, Çin’in İskandinav ülkelerinin direncinde bir gedik oluştuğunu düşünmesine yol açtı.
Helsinki Üniversitesi Asya Çalışmaları Bölümü’nden Dr. Julie Chen, “Stratejik açıdan bakıldığında, İskandinav ülkeleri Pekin için giderek daha önemli hale geliyor. Özellikle Rusya’nın faaliyet gösterdiği ve Çin’in de varlık göstermek istediği Arktik bölgesinde. Bu nedenle Çin, İskandinav ülkelerini bir tür nabız yoklama zemini olarak kullanıyor.” dedi.
Bununla birlikte Wang, Danimarkalı mevkidaşıyla görüşmeler gerçekleştirmiş, çalışma yemeğine katılmış ve Kral Frederik X tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, Çin’e karşı sert tutumuyla bilinen Başbakan Mette Frederiksen ile görüşmedi. Frederiksen, görevde bulunduğu iki dönem boyunca henüz Pekin’i ziyaret etmiş değil.
Chen, “Çin birçok açıdan güçlü, İskandinav ülkeleri ise küçük. Ancak bu, daha zayıf ülkelerin mutlaka kaybedeceği anlamına gelmez. Sadece oyunu doğru oynamanız gerekir.” dedi ve beş İskandinav ülkesinin tamamının artık NATO üyesi olduğunu, ayrıca kendilerini koruma kapasitelerini önemli ölçüde güçlendirdiklerini belirtti.
Chen, “Onlar, Çin ile her alanda ilişki kurmanın belirli riskler taşıdığını biliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Euractiv