Pekin, Delhi, Los Angeles ve Rio de Janeiro en kötü etkilenen kentler arasında; talep, arzı aşma noktasına yaklaşıyor.
Yeni bir analiz ve haritalama çalışmasına göre, dünyanın en büyük 100 kentinin yarısı yüksek düzeyde su stresi yaşıyor ve bunların 39’u “aşırı derecede yüksek su stresi” bulunan bölgelerde yer alıyor.
Su stresi, kamu su temini ve sanayi için yapılan su çekimlerinin, mevcut su kaynaklarını neredeyse aşması anlamına geliyor. Bu durum çoğu zaman, iklim krizinin etkileriyle daha da ağırlaşan kötü su yönetimi uygulamalarından kaynaklanıyor.
Watershed Investigations ve The Guardian, şehirleri su stresi altındaki havzalarla eşleştirerek bir haritalama yaptı.
Buna göre Pekin, New York, Los Angeles, Rio de Janeiro ve Delhi aşırı su stresiyle karşı karşıya olan kentler arasında yer alırken; Londra, Bangkok ve Cakarta yüksek su stresi kategorisinde sınıflandırılıyor.
University College London’daki bilim insanları tarafından derlenen NASA uydu verilerine dayalı ayrı bir analiz ise, son 20 yılda en büyük 100 kentin hangilerinin kuruduğunu, hangilerinin ise daha fazla yağış aldığını ortaya koyuyor.
Chennai, Tahran ve Zhengzhou belirgin kuruma eğilimleri gösterirken; Tokyo, Lagos ve Kampala güçlü ıslanma eğilimleri sergiliyor. Tüm 100 şehir ve eğilimleri, yeni oluşturulan etkileşimli bir su güvenliği atlasında görülebiliyor.
Yaklaşık 1,1 milyar insan, uzun vadeli ciddi kuruma yaşayan bölgelerde bulunan büyük metropol alanlarında yaşıyor.
Buna karşılık, güçlü ıslanma eğilimleri gösteren bölgelerdeki kentlerde ve çevresinde yaşayan nüfus yaklaşık 96 milyon. Ancak uydu verileri, yerel ölçekte ayrıntı ve bağlamı göstermek için yeterince hassas değil.
Belirgin şekilde daha fazla yağış alan bölgelerdeki şehirlerin çoğu Sahra Altı Afrika’da bulunuyor; bu grubun dışında yalnızca Tokyo ve Dominik Cumhuriyeti’ndeki Santo Domingo yer alıyor. En güçlü kuruma sinyallerinin görüldüğü kentsel merkezler ise ağırlıklı olarak Asya’da, özellikle Kuzey Hindistan ve Pakistan’da yoğunlaşıyor.
Altıncı yılına giren kuraklıkla birlikte Tahran, vatandaşlarına su sağlanamayacak “sıfır gün” (day zero) noktasına tehlikeli biçimde yaklaştı. Geçen yıl ülkenin cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, kuraklığın sürmesi hâlinde kentin tahliye edilmek zorunda kalabileceğini söylemişti.
Cape Town ve Chennai de geçmişte sıfır güne yaklaşmıştı. Dünyanın en hızlı büyüyen şehirlerinin birçoğu, gelecekte ciddi su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri kuruyan bölgelerde bulunuyor.
UCL Su Krizi ve Risk Azaltma Profesörü Mohammad Shamsudduha, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uzaydan toplam su depolama değişimlerini izleyerek [NASA’nın] GRACE projesi, hangi şehirlerin kuruduğunu, hangilerinin daha fazla su kazandığını gösteriyor ve ortaya çıkan su güvensizliği için erken uyarı sağlıyor.”
Salı günü Birleşmiş Milletler, dünyanın bir ‘su iflası’ durumuna girdiğini ve bazı su kaynaklarındaki bozulmanın kalıcı ve geri döndürülemez hâle geldiğini açıkladı.
BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü Direktörü Prof. Kaveh Madani, su iflasının çoğu zaman kötü yönetimden kaynaklandığını ve iklim krizinin nadiren tek başına belirleyici unsur olduğunu belirtti:
“İklim değişikliği, kötü yönetilen bir işletmenin üzerine gelen bir durgunluk gibidir.”
Kayıplar, her kıtadaki büyük nehir havzalarını etkiliyor.
Dünya Bankası Grubu da alarm veriyor. Gruba göre küresel tatlı su rezervleri son 20 yılda keskin biçimde azaldı ve dünya her yıl yaklaşık 324 milyar metreküp tatlı su kaybediyor. Bu miktar, 280 milyon insanın – yaklaşık Endonezya nüfusu kadar – yıllık su ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde.
İngiltere’de Çevre Ajansı, 2055 yılına kadar kamu su temini talebini karşılayabilmek için günde 5 milyar litre ek su bulunması gerekebileceğini belirtiyor.
Bu miktar, şu anda kamu su şebekesine verilen 14 milyar litrenin üçte birinden fazla. Tarım ve enerji gibi diğer sektörlerin de günde 1 milyar litre ek suya ihtiyaç duyabileceği ifade ediliyor.
Shamsudduha, yeraltı suyunun Birleşik Krallık için iklime daha dayanıklı bir su kaynağı sunduğunu, ancak “sürekli izleme ve daha iyi yönetim olmadan, yoğunlaşan yapılaşma ve iklim baskıları altında bu kaynağı körlemesine yönetme riski bulunduğunu” vurguladı.
Güney İngiltere’nin bazı bölgelerinde yakın zamanda su kesintileri yaşandı. South East Water, bunu kış fırtınalarına bağladı; ancak düzenleyici kurumlar, şirketin arz güvenliği konusunda daha önce “ciddi endişeler” dile getirmişti.
Salı günü hükümet, su sistemini köklü biçimde yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir su beyaz kitabı yayımladı. Belgede yeni bir başmühendislik pozisyonu oluşturulması, su altyapısı için “MOT kontrolleri” ve yeni bir su düzenleyicisine ek yetkiler verilmesi öngörülüyor.
The Guardian