Soğuk Savaş sonrası kurulan uluslararası düzenin çöküşüyle birlikte, büyük güçler arasında yazılı olmayan yeni bir denge arayışı ortaya çıkıyor.
Bu yeni düzen, eskiden Yalta’da belirlenen etki alanlarının günümüz versiyonunda aktif hâle gelmesiyle şekilleniyor: ABD kendi stratejik bölgelerini güçlendiriyor, Rusya güvenlik çevresini kontrol etmeye çalışıyor, Çin bölgesel nüfuzunu genişletiyor.
Bu dönüşümde Avrupa Birliği zayıf bir konumda kalıyor.
Soğuk Savaş’ın simgesel sonu sayılan Berlin Duvarı’nın yıkılması, 1989’da yalnızca sembolik bir olay değildi; aynı zamanda Yalta Konferansı ile kurulmuş olan uluslararası düzenin fiilen işlevsiz hâle gelmesine yol açtı.
Bu eski düzen, paylaşılmış değerler üzerine değil, güç dengesi ve açıkça tanımlanmış etki alanları üzerine kurulmuştu. O dönemdeki istikrar, çatışmaların tamamen yokluğundan değil, kuralların belirliliğinden kaynaklanıyordu.
Ancak 1989’dan sonra bu düzen yerine konulmadı; terk edildi. Batı, küresel piyasaların, çok taraflı kurumların ve uluslararası hukukun kendi başına yeni bir düzen kuracağına dair bir yanılsama geliştirdi.
Ne var ki bu kurumlar, karşılıklı güven ve ortak kurallar olmaksızın sadece formalite olarak kaldı; gerçek anlamda sistemi işletir siyasi güvenceler yoktu.
Böylece uzun bir jeopolitik anarşi dönemi başladı — bu anarşi kaos değil, ortak kabul gören kuralları yürüten bir otoritenin yokluğu anlamına geliyor. Bu boşlukta bölgesel çatışmalar, toprak revizyonistleri, hibrit savaşlar ve sistemik rekabetler çoğaldı.
Ancak tam da anarşi derinleşirken, karşıt bir eğilim olarak yeni etki alanlarının fiili olarak yeniden oluşması gözlemleniyor.
Bu dönemde güç ilkesinin ülke ve bölgesel güçler açısından güncel analizi şu şekilde yapılabilir;
- ABD ve Etki Alanı Mantığı
Amerika Birleşik Devletleri, stratejik olarak kritik bölgelerde kendi düzenleyici rolünü yeniden güçlendirme eğiliminde. Bu bağlamda eski Monroe Doktrini’nin çağdaş bir versiyonu, ABD’nin kendisini “reddedilemez” çıkarlar alanı olarak gördüğü bölgelerde etkisini koruma isteğiyle ilişkilendiriliyor.
- Rusya ve Güvenlik Derinliği
Rusya, güvenliğe dayalı bir strateji ile çevresel jeopolitik kontrolü talep ediyor. Ukrayna gibi örneklerde Moskova, kendi belirlediği güvenlik çevresi içinde nüfuz kurmaya çalışıyor.
Çin’in Yükselişi
Japonya gibi bölgelerde daha aktif bir siyasi ve askeri tavır benimseyen aktörlerin yanı sıra, Çin özellikle ekonomik ve diplomatik araçlarla küresel dengede merkezî bir rol oynuyor. Bu durum Batı tarafından boş bırakılmış alanları Çin’in doldurduğunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
ABD–Venezuela İlişkisi
Washington’un Venezuela politikaları da bu yeni etki alanı anlayışının bir tekrarı olarak değerlendiriliyor. Retorik çoğu zaman demokrasi gibi değerlere odaklansa da, fiilen Amerika kıtası içinde ABD’nin birincil nüfuz alanı ilkesini yeniden teyit ettiği söyleniyor.
Avrupa Birliği’nin Eksikliği
Bu yeni küresel düzen arayışında Avrupa Birliği’nin en büyük eksikliği, ekonomik güce karşın jeopolitik ve askeri egemenlikten yoksun olmasıdır. Böyle bir yapısal zayıflık, Avrupa’yı uluslararası karar alma süreçlerinde pasif bir konuma düşürüyor.
“Yazılmamış Yeni Yalta” Kavramı
Resmî bir konferans veya imzalı antlaşma olmaksızın, büyük güçlerin sahada fiilen nüfuz alanlarını yeniden çizdiği ve karşılıklı “sessiz kabuller” yoluyla yeni bir denge aradığı bir süreci ifade etmektedir. Bu yeni sistemde kurallar kabul edilmiş bir metinle değil, fiili ilişki ve güç dengesiyle şekilleniyor.
Kısa Yorum
Bu analiz, uluslararası sistemde güç dengelerinin yeniden tanımlandığını ileri sürüyor. Soğuk Savaş sonrası küresel düzenin belirsizliğine dikkat çekerken büyük güçlerin sahadaki etki alanlarını fiilen tanıma eğilimini tarihsel Yalta konseptiyle ilişkilendiriyor.
Karar alma süreçleri artık yalnızca kurumlar üzerinden değil, fiili kabuller ve “sessiz mutabakatlar” üzerinden yürütülüyor; bu da yeni bir çok kutuplu jeopolitik mimarinin sinyalini veriyor.
Scenari Economici