Nevin Silyanoğlu Aydemir: "Sloven filozof Slavoj Žižek, Avrupa Birliği’nin NATO’dan bağımsız şekilde Grönland’a asker konuşlandırması gerektiğini savunarak, Avrupa güvenlik mimarisine dair ezberleri zorlayan bir çıkış yaptı."
Bu konuyu ve ard alanının ne olduğunu farklı bir gözle değerlendirmek adına TGM köşe yazarı, Kamuoyu araştırmacısı ve Analist Nevin Silyanoğlu Aydemir'in görüşlerini aktarıyoruz...
ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka’ya bağlı özerk bölge Grönland üzerindeki egemenlik iddiaları ve “zorla edinme” tehdidi, Avrupa’da Soğuk Savaş’tan bu yana görülen en ciddi güvenlik ve hukuk krizlerinden birini tetiklerken, tartışmaya bu kez felsefi ama bir o kadar da politik ağırlığı olan bir isim dahil oldu.
TGM Yazarlarından Nevin Silyanoğlu Aydemir'e göre; Žižek’in çağrısı ilk bakışta provokatif ve algı yönetimi içeren bir entelektüel refleks gibi görünse de, arka planında Avrupa’nın son yıllarda giderek daha fazla yüzleştiği yapısal bir sorun yatıyor:
"ABD’nin artık yalnızca Avrupa’nın “güvenlik garantörü” değil, aynı zamanda potansiyel bir baskı unsuru haline gelmesi".
Trump’ın, bir NATO müttefiki ve AB üyesi olan Danimarka’nın toprağı üzerindeki egemenliğini sorgulaması, yalnızca transatlantik ilişkileri değil, uluslararası hukukun temel ilkelerini de doğrudan hedef alıyor.
Silyanoğlu Aydemir, bu noktada "Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, bir devletin başka bir devletin toprağını güç kullanma tehdidiyle talep etmesi, Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık ihlali anlamına geldiğini belirtirken, bu tehditin, ittifak ilişkileriyle örülü bir bağlamda ortaya çıktığında, mevcut güvenlik mimarisinin içsel çelişkilerini daha görünür kıldığına da vurgu yapıyor".
"Žižek’in önerisi tam da bu noktaya işaret ediyor: Eğer Avrupa, egemenlik ve hukukun üstünlüğü söylemini ciddiye alıyorsa, bunu yalnızca diplomatik açıklamalarla değil, gerektiğinde caydırıcı güçle de desteklemek zorunda".
Silyanoğlu Aydemir'e göre Žižek, Yamuk Bakmak adlı eserinde, bakışın zenginliğine ve doğru anlaşılmanın perspektif değişikliğiyle değişebileceğine ve anlamlı bir sonuca dönüşebileceğine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla bu konuda da politik sahnenin yerine akademik ve felsefi bir düşünceden beslenmek oldukça anlamlı olabilir.
Žižek’in söylemleri, bütünleşme ve ortaklık algısının ne düzeyde değişim geçirdiği ve AB'nin gerçek kimliğini de bu söylem ile bir bakıma algı yönetimi ve çerçeveleme yapıyor olsa da ittifak dinamiklerinin de düzeyine vurgu yapıyor.
Avrupa'nın güçlü bir felsefesi içinde etik sistem ve kurallara uymak postmodern düzenin önemli bir kazanımı olarak sıklıkla dile getirilebilmektedir. Ancak sorun burada başlıyor. Avrupa Birliği’nin etik değerlerinin askeri ve birlik içindeki ilişkilerde yalpalamasıyla işler karışıyor.
Avrupa'nın mevcut hukuki ve kurumsal yapısı, böyle bir askeri adımı atmaktan oldukça uzak. AB Antlaşmaları çerçevesinde Birliğin daimi bir ordusu bulunmuyor; savunma ve güvenlik alanındaki kararlar ise üye devletlerin oybirliğine dayanıyor.
Bu durum, Žižek’in çağrısını hukuken hemen uygulanabilir olmaktan çıkarıyor. Yine de son dönemde sıkça tartışılan “Avrupa Güvenlik Konseyi” ya da sınırlı katılımlı savunma mekanizmaları, Grönland kriziyle birlikte daha somut bir zemin kazanmış durumda.
Bu tablo, NATO açısından da ciddi bir meşruiyet sınavı anlamına geliyor. NATO’nun lideri konumundaki ABD’nin, ittifak içindeki bir ülkeye karşı güç siyaseti yürütmesi, ittifakın temel dayanağı olan kolektif savunma ve güven ilkesini aşındırıyor.
Silyanoğlu Aydemir'in özellikle vurguladığı bir başka nokta ise AB ve NATO'nun ikilemi...
Avrupa’nın bu koşullarda tamamen NATO’ya yaslanmasının giderek daha riskli hale geldiği yönündeki görüşler, artık yalnızca Fransa gibi ülkelerin stratejik söylemleriyle sınırlı değil; Brüksel’de ve birçok başkentte açıkça dillendiriliyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise gelişmeler dolaylı ama kritik sonuçlar barındırıyor. NATO üyesi ancak AB üyesi olmayan Türkiye, bir yandan ABD’nin ittifak içindeki tek belirleyici aktör olma rolünün zayıflamasından stratejik olarak fayda sağlayabilir.
Öte yandan, AB’nin savunma alanında kendi içinde daha kapalı ve kurumsallaşmış bir yapıya yönelmesi, Türkiye’nin bu yeni güvenlik mimarisinin dışında kalma riskini artırıyor. Daha da önemlisi, müttefikler arası egemenlik tartışmalarının normalleşmesi, Doğu Akdeniz ve Ege gibi hassas bölgeler açısından tehlikeli emsaller yaratabilir.
Silyanoğlu Aydemir'in analizine göre "Žižek’in çıkışı bu yönüyle, uygulanabilir bir askeri plan sunmaktan ziyade, Avrupa’yı rahatsız edici bir gerçekle yüzleştiriyor: Kurallara dayalı uluslararası düzen, artık yalnızca metinler ve bildirilerle ayakta kalmıyor.
Eğer Avrupa, egemenlik, hukuk ve çok taraflılık iddiasını sürdürmek istiyorsa, bunları koruyacak siyasi irade ve kapasiteyi de inşa etmek zorunda."
Grönland krizi, bu anlamda Avrupa için yalnızca bir dış politika sorunu değil; Birliğin stratejik kimliğini, NATO ile ilişkilerini ve küresel güç dengeleri içindeki yerini yeniden tanımlayacağı bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor.
Žižek’in çağrısı ise bu kırılmanın entelektüel değil, artık somut ve ertelenemez olduğunu hatırlatıyor.
TGM haber Merkezi