GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,0829 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.430,14 ₺ BTC: 2.863.966 ₺ 🇺🇸USD: 46,0829 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.430,14 ₺ BTC: 2.863.966 ₺ 🇺🇸USD: 46,0829 ₺ 🇪🇺EUR: 53,1915 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.430,14 ₺ BTC: 2.863.966 ₺
07 Haziran 2026 - 21:30

info@turkglobalmedia.com

Her Şeyi Görüp Kendini Görememek: Kendine Körleşen İnsan

Her Şeyi Görüp Kendini Görememek: Kendine Körleşen İnsan

Köşe Yazıları
07.06.2026 14:14
TGM Haber Merkezi

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL, "İnsanın kendi olabilme gerçekliği ve sosyal ağlar ile felsefi olarak 'Uçan Adam' olma metaforu üzerinden tüketilen duyusal bilinci", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu haberi paylaş:

Yaklaşık bin yıl önce İbn Sînâ, insanın kendilik bilincini sorgulayan çarpıcı bir düşünce deneyi ortaya koydu: Uçan Adam (er-Racul el-Muallak; Asılı Adam). 

Batı felsefesinde ise bu düşünce deneyi genellikle Flying Man Argument veya Floating Man Argument adıyla anılmakta ve bilinç, öz-farkındalık ve zihin-beden ilişkisi tartışmalarının en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İbn Sînâ'nın hayalindeki insan, hiçbir şey görmeyen, duymayan, dokunmayan ve hatta kendi bedenini bile hissetmeyen bir varlıktı. Ardından şu soruyu yöneltti:

"Bu insan yine de var olduğunu bilebilir mi?"

İbn Sînâ'nın cevabı açıktı: Evet.

Çünkü insanın kendisini bilmesi için önce dünyaya değil, kendisine ihtiyacı vardı. Ona göre öz-farkındalık, dış dünyadan gelen duyusal verilerden daha temel bir gerçeklikti.

Bugün ise bu düşünce deneyini yeniden okumamızın nedeni, insanlığın tam ters uçta yaşıyor olmasıdır.

İbn Sînâ'nın adamı hiçbir uyarana sahip değildi; modern insan ise tarihte eşi görülmemiş bir uyaran bombardımanı altında yaşamaktadır. 

Belki de bu nedenle artık soru, duyulardan yoksun bir insanın kendini bilip bilemeyeceği değil; duyulara ve verilere boğulmuş bir insanın kendisini hâlâ duyup duyamadığıdır.

Aradan bin yıl geçti.

Bugün aynı soruyu tersinden sormak zorundayız.

Çünkü artık boşlukta asılı duran bir insan yok.

Artık ekrana çivilenmiş bir insan var.

 

Duyusal Bolluk Çağının Ruhsal Açlığı

İnsanlık tarihinde hiçbir nesil bugünkü kadar bilgiye ulaşmadı. Hiçbir nesil bu kadar görüntü izlemedi. Bu kadar ses duymadı. Bu kadar konuşmadı. Bu kadar paylaşmadı. Ve hiçbir nesil kendisine bu kadar yabancılaşmadı.

Her sabah gözümüzü açar açmaz başkalarının hayatlarına bakıyoruz.

Başkalarının fikirleriyle düşünüyor, başkalarının öfkeleriyle öfkeleniyor, başkalarının arzularıyla arzuluyoruz. Kendi zihnimizin sahibi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa günümüz insanı tarihte ilk kez kendi dikkatinin sahibi değil.

Biz sadece ekranlara bakmıyoruz. Ekranlar bizi biçimlendiriyor. Biz algoritmaları kullanmıyoruz. Algoritmalar bizi kullanıyor. Ve biz bu durumda sadece birer gönüllüyüz.

Modern çağın en büyük bağımlılığı uyuşturucu değil, görünür olmaktır. En büyük korkusu ölüm değil, unutulmaktır. En büyük ihtiyacı gerçekler değil, onaylanmaktır.

 

Yeni Çağın Sessiz Köleliği

Geçmiş çağlarda insanlar zincirlerle kontrol edilirdi. Bugün bildirimlerle kontrol ediliyor.

Eskiden insanın emeği sömürülürdü. Bugün zihni sömürülüyor. Her kaydırma hareketi, her tıklama, her beğeni, her birkaç saniyelik dikkat kırıntısı devasa veri ekonomisinin hammaddesine dönüşüyor.

Modern insan ise kendisini özgür sanıyor. Çünkü kafesinde demir parmaklıklar yok. Sadece 5G ve Wi-Fi var. Ve çoğu zaman bu kafesi cebinde taşıyor.

 

Asıl Felaket

Asıl felaket teknoloji değil elbette. Asıl felaket, insanın artık sessiz kalamamasıdır. Çünkü sessizlik tehlikelidir. Sessizlikte bastırılmış sorular ortaya çıkar.

Kim olduğumuz.

Neden yaşadığımız.

Nereye gittiğimiz.

Ne uğruna çalıştığımız.

Ne uğruna yorulduğumuz.

Bu yüzden ekranlar sadece eğlendirmez.

Oyalar.

Uyuşturur.

Erteletir.

İnsan kendisinden kaçarken ona eşlik eder.

İbn-i Sina'nın uçan adamı hiçbir şey hissetmediği halde kendisini bulabiliyordu.

Dijital çağın insanı ise her saniye milyonlarca uyaranın bombardımanı altında olmasına rağmen kendisini kaybediyor. Bin yıl önce soru şuydu:

"Bütün duyuların elinden alınsaydı, yine de var olduğunu bilebilir miydin?"

 

Bugün ise sorulması gereken soru şu olmalı;

"Bütün ekranlar kapatılsa, bütün ağlar çökse, bütün hesapların silinse ve seni tanımladığını sandığın bütün dijital izler yok olsa; geriye gerçekten sen kalır mıydın?"

 

Çağın büyük varoluşsal sorunu ile karşı karşıyayız.

İnsan artık ruhunu kaybettiğini fark edecek kadar bile yalnız değil!

 

Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL 

Yayınlanma: 07.06.2026 14:14
Ana Sayfaya Dön