GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.388.481 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.388.481 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.388.481 ₺
30 Mayıs 2026 - 20:56

info@turkglobalmedia.com

Özden Biçime: Şekilciliğin Kuşattığı Toplum

Özden Biçime: Şekilciliğin Kuşattığı Toplum

Köşe Yazıları
30.05.2026 12:39
TGM Haber Merkezi

Sosyolog ve Kültür Bilimci, Dr. Mehmet Raci HOŞGÖR, "Yeni çağın önemli bir sorunu olarak tanımladığı şekilci toplum olma konusunu ve ortaya çıkan kaotik denklemi", TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…

Bu haberi paylaş:

Yeni çağın beraberinde getirdiği en önemli sorunlardan biri, hiç kuşkusuz, giderek daha şekilci bir toplum hâline gelmemizdir. 

Trendleri takip etme, markalara yetişme ve görünür olma arzusu hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Öyle ki çoğu zaman ihtiyacımız olmadığı hâlde alışveriş yapıyor, tüketimi bir mutluluk ve rahatlama aracı olarak görüyoruz. Oysa sahip olduklarımızın yalnızca küçük bir kısmını gerçekten kullanabiliyoruz.

Günümüzde evler küçüldü, aileler küçüldü; buna karşılık gösteriş merakı büyüdü. İnsanlar karakterleriyle, bilgi birikimleriyle ya da değerleriyle değil, dış görünüşleri ve sahip olduklarıyla değerlendirilmeye başlandı. 

Toplumsal hayatın görünmez kuralları adeta şöyle diyor: "Kendin gibi olma, insanların görmek istediği kişi ol."

Böylece özün yerini biçim aldı. Kalitenin yerini ambalaj, içeriğin yerini sunum aldı. İnsanlar artık çoğu zaman giysinin içindeki insanı değil, yalnızca giysiyi görüyor. Saygınlık; bilgiye, ahlaka ve karaktere değil, görüntüye ve statü sembollerine bağlanıyor.

Peki neden böyle oldu?

Belki de bunun temelinde yüzeyselliğin giderek yaygınlaşması yatıyor. Derinlikli düşüncenin, kültürel birikimin ve entelektüel gelişimin geri plana itildiği bir ortamda görünüş, doğal olarak daha fazla önem kazanıyor. Oysa insanı değerli kılan; zekâsı, kültürü, ahlakı ve dünyaya kattıklarıdır.

Bir an için aynayı kendimize çevirelim. Kimi taklit etmeye çalışıyoruz? Özellikle genç kuşaklarda birbirine benzeme çabası dikkat çekiyor. 

Sosyal medya kültürü, kopyacılığı ve benzeşmeyi teşvik ediyor. Dilimiz bile bundan etkileniyor. Kalıplaşmış ifadeler, düşünmeden verilen tepkiler ve giderek yoksullaşan bir iletişim diliyle karşı karşıyayız. Oysa dil, zihnin aynasıdır.

Benzer bir yüzeyselleşmeyi toplumsal değerlerde de görüyoruz. Alçak gönüllülük, kanaatkârlık, nezaket ve empati gibi erdemler giderek zayıflıyor. 

İnsanlar daha görünür olmak, daha fazla dikkat çekmek ve daha çok öne çıkmak için çaba gösterirken, mütevazılık çoğu zaman geri planda kalıyor.

Ekonomik gelişme ile kültürel gelişmenin aynı hızda ilerlemediği toplumlarda bu durum daha belirgin hâle geliyor.

İnsanlar gelir düzeylerini artırabiliyor; ancak aynı ölçüde kültürel birikim, estetik anlayış ve toplumsal sorumluluk geliştiremeyebiliyor. Sonuçta tüketim artıyor ama yaşam kalitesi aynı oranda yükselmiyor.

Bugün trafikte, kamusal alanlarda, hatta ibadet mekânlarında bile başkalarını dikkate almayan davranışlarla sık sık karşılaşıyoruz. 

Hakların sürekli vurgulandığı; ancak sorumlulukların geri plana itildiği bir anlayış, toplumsal yaşamı zorlaştırıyor. Gürültü, kuralsızlık ve bencillik sıradanlaşırken, ortak yaşam kültürü zayıflıyor.

Bunun yanında insanlar arasındaki güven ilişkileri de aşınıyor. Teknolojik olarak her zamankinden daha bağlı görünsek de, duygusal olarak birbirimizden uzaklaşıyoruz. 

Büyük şehirlerde sosyalleşmek hem zaman hem de maliyet gerektiriyor. Bu durum yalnızlığı artırırken, insan ilişkilerini de daha kırılgan hâle getiriyor.

Oysa insan, insanla tamamlanan bir varlıktır. Hiçbir dijital etkileşim, samimi bir sohbetin yerini tutamaz. İnsan insanın aynasıdır; gelişimi de büyük ölçüde çevresindeki insanların niteliğiyle şekillenir.

Toplumların gerçek ilerlemesi yalnızca ekonomik büyüme ile değil, kültürel olgunlaşma ile mümkündür. Daha adil, daha huzurlu ve daha yaşanabilir bir toplum istiyorsak; görüntüden çok içeriğe, gösterişten çok niteliğe, haklardan çok sorumluluk bilincine önem vermek zorundayız.

Çünkü bir toplumun gerçek değeri, sahip olduğu markalarla değil; yetiştirdiği insanlar, koruduğu değerler ve geliştirdiği ortak yaşam kültürüyle ölçülür.

 

Dr. Mehmet Raci HOŞGÖR

Yayınlanma: 30.05.2026 12:39
Ana Sayfaya Dön