Dr. Halil İbrahim AKBAY, "YÖK tarafından öngörülen düzenlemeler ve belirlenen cezalar ile akademik yükselme ölçütlerinin yeni akademik sistemde nasıl işleyebileceğini" TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar…
Yükseköğretim Kurulu’nun temmuz ayı başında meclise sunduğu kanun teklifinde yer alan bir madde, akademi çevrelerinde dikkatle karşılandı.
Teklifte, kişisel emek ve birikime dayanmayan, başkaları tarafından ücretli ya da ücretsiz olarak üretilmiş çalışmaların akademik yükselme, atama ve unvan kazanımında kullanılmasına yönelik cezai yaptırımlar öngörülüyor.
Bu düzenleme, özellikle “akademik simsarlık” olarak tanımlanabilecek bir faaliyetin önüne geçmeyi hedefliyor. Ancak sorunun kaynağına inildiğinde, sadece cezai önlemlerin yeterli olup olmayacağı sorusu akla geliyor.
Bugün lisansüstü eğitimde, özellikle yüksek lisans, doktora ve tıpta uzmanlık tezlerinde yaşanan sıkıntıların temelinde, tez sürecinin giderek bir “ünvan edinme prosedürü” haline gelmesi yatıyor.
Birçok öğrenci için tez yazmak, bilimsel bir katkı sunmaktan ziyade, uzmanlık belgesi ya da akademik unvan kazanabilmek için tamamlanması gereken zorunlu bir basamak olarak görülüyor.
Bu algı, süreci zihinsel ve duygusal olarak değersizleştiriyor. Öğrenci, “nasıl olsa bitirmek gerekiyor” düşüncesiyle konuya asgari düzeyde emek harcıyor.
Bu durumun en ağır hissedildiği alanlardan biri tıpta uzmanlık eğitimidir. Yoğun nöbetler, sürekli hasta bakımı ve yorucu mesai saatleri arasında sıkışan bir hekimin, kalan sınırlı zamanda kaliteli bir tez üretmesi neredeyse imkânsızdır. Bu baskı altında “konu bulma” süreci ise ayrı bir çıkmaza dönüşüyor.
Danışman-öğrenci iletişimi çoğu zaman belirsizliklerle dolu ilerliyor. Hangi konunun uygun olduğu, literatürde gerçekten neyin eksik kaldığı, çalışmanın yönteminin nasıl belirleneceği gibi temel sorulara net cevaplar bulunamıyor. Sonuçta tez, bilimsel bir araştırma sürecinden çok, “teslim edilmesi gereken bir ürün” haline geliyor.
Günümüzde gelecek plan ve kaygılarında artış nedeniyle, yüksek lisans veya doktora diploması için bile, akademik kaygı taşımadan sadece elimizde bulunsun ne olur ne olmaz düşüncesinin yaygınlaşması da rant için pusuda bekleyenlere adeta davetiye çıkarmaktadır.
Hal böyle olunca da ortaya katma değeri düşük, zorlama çalışmalar çıkabiliyor. “Daha önce hiç çalışılmamış”, ‘‘bu parametreye hiç bakılmamış’’ ya da “literatürde bu konuda çalışmaya rastlanmadı” gibi ifadelerle dünyayı bu büyük boşluktan kurtarmayı hedefleyen, ancak gerçekte ne bilimsel derinlik ne de anlamlı bir katkı taşıyan çalışmalar üretilebiliyor.
Biraz nostalji yaparsak o meşhur, mahalle arası dolaşan minibüslerden yükselen “Hanımların dikkatine; overlok makinesi, ayağınıza geldi. Halı, kilim, yolluk, paspas kenarına, halıfleks kenarına overlok çekilir. Beş dakikada yapılır, hemen teslim edilir.” Çağrısının çoğumuzun kulaklarında halen yankılandığını farkederiz.
Tam da bu süreçte buna benzer bir müjdeyle!!! ‘öğrencilerin dikkatine; tez yazım merkezi ayağınıza geldi, yüksek lisans tezi, doktora tezi, tıpta uzmanlık tezi, bitirme projesi veya tezi itinayla yazılır, en kısa sürede teslim edilir. ’ sesi duyulur. Böylece özellikle süresi kısıtlı ve süreci prosedür olarak gören öğrenciler için- bazı akademik simsarlar da sahneye çıkmış olur.
Tez konusu bulma aşamasından literatür taramasına, materyal-metoddan yazım sürecine kadar neredeyse anahtar teslim hizmet sunan bu yapı, öğrencinin en kırılgan döneminde ortaya çıkıyor. ‘Zaten gününüz yoğun geçiyor bir de akşamları o can sıkıcı zorlu tez süreciyle uğraşmayın, akşamlarınız size kalsın’ bonus teklifiyle de akıl çelebiliyor maalesef.
Peki bu sarmaldan çıkış mümkün mü? YÖK’ün hazırladığı kanun teklifi, meslekten çıkarma, ciddi para cezaları ve hapis cezası gibi ağır yaptırımlar getirerek simsarların faaliyetini caydırmayı hedefliyor.
Bu düzenlemenin caydırıcı etkisi olabilir ancak görünüşe bakacak olursak; belki de kanun teklifi henüz Meclisten geçip yasalaşmadığı için olsa gerek, reklamlar son sürat devam ediyor. Dolayısıyla sadece cezai önlemlerle, sistemin temelinde yatan yapısal sorunların çözülebilmesi biraz zor görünüyor.
Akademik yazım sürecinin profesyonel olarak desteklenmediği, konu belirleme aşamasında ciddi belirsizliklerin yaşandığı ve tez yazımının neredeyse “ünvan alma prosedürü”ne indirgendiği bir ortamda, talep olduğu sürece bu tür hizmetlerin bir şekilde devam etmesi kuvvetle muhtemel.
Bu illegal çarkın gerçekten önlenebilmesi için, sadece kötü niyetli aktörleri cezalandırmak yeterli midir?
Yoksa sürecin baştan veya mevcut halinde radikal iyileştirmelerle daha sağlıklı, daha yapılandırılmış ve daha etik bir zemine oturtulması mı gerekmektedir? Ve bu nasıl yapılabilir?
Çözüm önerileri bir sonraki yazıda. Sağlıkla ve sağlıcakla kalın.
Dr. Halil İbrahim AKBAY