Prof. Dr. Cem GÜZELOĞLU, "Srebrenitsa Soykırımının yıl dönümünde, geçmiş bugün ve gelecek arasındaki barış arayışında toplumla hafızanın rolünü” TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
Bazı görüntüler vardır; üzerinden otuz yıl da geçse, insanın zihninden silinmez. Hafızanın en derin yerine yerleşir, zamanı geldiğinde yeniden canlanır ve kalbinizin bir köşesini sessizce sızlatır.
Benim çocukluğumdan bugüne taşıdığım böyle görüntüler var.
İnternetin henüz medya olmadığı o dönemde Bosna Savaşı’nın televizyon ekranlarına, gazetelerin sayfalarına yansıyan o acı kareleri…
Ağlayan anneler, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar, endişe ve panikle sokaklarda hızla koşan insanlar, korkuyla birbirine sarılan çocuklar… Ama nedense aklımda kalan ve içime en çok işleyen görüntü, Saraybosna’da insanların alışveriş yaptığı bir pazar yerine düşen havan toplarıydı.
Birkaç dakika öncesine kadar sebze meyve seçen, ekmeğini almak için pazara çıkan insanlar, bir anda savaşın hedefi olmuştu. O gün buranın Markale Pazarı olduğunu bilmiyordum. Tarihini de bilmiyordum. Sadece bir çocuktum ve televizyonda bir anda giren haber yayını ile buz kesilmiştim adeta.
Belki de beni bu kadar etkileyen şey, kendimi onların yerine koyabilmiş olmamdı. Çünkü ben de çocukluğum boyunca her hafta sonu babamın elinden tutarak mahalle pazarına giderdim.
Pazar benim için annemin istediği meyveleri almak, babamın pazarlık yapmasını izlemek, eve dönüşte poşetlerden gizlice kiraz aşırmak demekti. Hiçbir çocuk, babasıyla çıktığı bir pazar alışverişinin hayatının son günü olabileceğini düşünmez. Düşünmemelidir de…
Sanırım savaşın ne olduğunu ilk kez o gün anlamaya başladım. Savaş sadece cephede yaşanmıyordu. Savaş; pazarda, okul yolunda, evinin penceresinde ya da sokakta yürüyen sıradan insanların hayatına düşüyordu.
Aradan yıllar geçti. Çocukluk geride kaldı. Akademik hayatın içinde, sanatı, tasarımı ve iletişimi anlamaya çalışan bir insan oldum. Fakat o görüntüler hafızamdan hiç silinmedi.
Çünkü bazı fotoğraflar yalnızca bir anı göstermez; insanlığın vicdanına kazınmış bir gerçeği de taşır.
11 Temmuz 1995’te, Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da sekiz binden fazla ağırlıkla Boşnak erkek ve çocuk sistematik biçimde katledildi. Srebrenitsa'dan Tuzla'ya kaçmaya çalışan on binlerce kişi de dağlık yolda keskin nişancı ve pusu saldırılarıyla “avlandı”!
Uluslararası mahkemeler bu suçu “soykırım” olarak tanımladı. Tarih yaşananları kayda geçirdi, hukuk onları isimlendirdi; fakat hiçbir mahkeme kararı yarım kalmış hayatları geri getiremedi.
Srebrenitsa’yı düşündüğümde aklıma yalnızca o gün yaşananlar gelmiyor. Saraybosna sokaklarında keskin nişancıların hedefi olan masum insanlar geliyor. Anne ve babasının yanı başında vurulduğu çocuklar geliyor.
Sığınaklara dönüşen bodrum katları geliyor. Çocukluğumun televizyon ekranında izlediğim bütün o görüntüler, aradan geçen yıllara rağmen hafızamın bir yerinde yaşamaya devam ediyor.
Belki de Bosna’nın en ağır tarafı, bütün bunların dünyanın gözleri önünde yaşanmış olmasıdır.
Tamam internet ya da sosyal medya yoktu ama kameralar vardı. Gazeteciler vardı. Uluslararası kuruluşlar vardı. İnsanlık olan biteni görebiliyordu. Buna rağmen binlerce masum insan kurtarılamadı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, yalnızca yaşanan acıyı değil; uluslararası toplumun hafızasında derin iz bırakan büyük bir çaresizliği de görüyoruz.
Yıllar sonra bu kez bir baba olarak Bosna-Hersek’e gittim.
Kızımın elinden tutarak Saraybosna sokaklarında yürüdüm.
Bugün Saraybosna, kültürüyle, tarihiyle ve canlı yaşamıyla modern bir Balkan şehri. Meydanlarında insanlar kahve içiyor, çocuklar parklarda oynuyor, turistler Başçarşı’nın taş sokaklarında dolaşıyor, yöresel tatların keyfini sürüyor…Hayat bütün gücüyle devam ediyor.
Ama biraz dikkatle baktığınızda, şehir size başka şeyler anlatıyor.
Binaların duvarlarında hâlâ kurşun izleri var. Havan mermilerinin düştüğü noktalarda oluşturulan “Saraybosna Gülleri”, sessiz birer anıt gibi sokakların ortasında duruyor. Bir zamanlar insanların koşarak geçmeye çalıştığı, keskin nişancıların hedef aldığı caddelerde bugün çocuklar bisiklet sürüyor.
Kızım yürürken ben yalnızca bugünü görmüyordum.
Çocukluğumun televizyon ekranındaki görüntüleri de yeniden görüyordum.
O an şunu düşündüm: Şehirler yeniden inşa edilebilir. Binalar onarılabilir. Hayat yeniden başlayabilir. Ama savaşın bıraktığı izler, yalnızca duvarlarda değil; insanların hafızasında yaşamaya devam ediyor.
İşte tam da bu yüzden sanatın, tasarımın ve iletişimin çok önemli bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Bizler yalnızca güzel olanı üretmek için değil, unutulmaması gerekenleri de görünür kılmak için çalışıyoruz. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya her zaman biraz daha yakındır.
Srebrenitsa’yı anmak benim için yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir acıyı hatırlamanın çok ötesinde. Bu tarih, insan hayatının kimlikten, dilden, inançtan ve etnik kökenden bağımsız olarak ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlatan evrensel bir vicdan çağrısıdır.
Bir annenin gözyaşının milliyeti yoktur. Bir babanın yakarışında etnik köken yoktur. Bir çocuğun korkusunun dini yoktur. Masumiyetin sınırı yoktur!
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yine savaşlar yaşanıyor. Maalesef. Yine çocuklar evsiz kalıyor, yine anneler evlatlarını toprağa veriyor. Demek ki geçmişi bilmek tek başına yeterli olmuyor; önemli olan geçmişten ahlaki bir ders çıkarabilmek.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yıllar önce “Yurtta sulh, cihanda sulh.” derken yalnızca bir devletin dış politika anlayışını ifade etmiyordu. Aynı zamanda insanlığın geleceğine bırakılmış evrensel bir ilkeyi dile getiriyordu.
Çünkü barış, sadece silahların susması değildir. Barış; insan onuruna saygı duymak, farklılıklarla birlikte yaşayabilmek ve hiçbir çocuğun savaşın ne demek olduğunu televizyon ekranlarından ya da yaşadığı sokaklardan öğrenmek zorunda kalmamasıdır.
Bugün 11 Temmuz
Srebrenitsa’nın acısını paylaşırken, aslında insanlığın ortak hafızasını da diri tutmaya çalışıyoruz. Çünkü unutulan her acı, gelecekte yaşanabilecek yeni acılar için sessiz bir zemin hazırlar.
Ben çocukluğumda televizyon ekranında gördüğüm, gazetelerde sayfa sayfa gördüğüm o pazar yerini unutmadım. Yıllar sonra kızımla yürüdüğüm o güzelim Saraybosna sokaklarını da unutmayacağım.
Ve inanıyorum ki insanlık, gerçek gücünü geçmişteki acıları unutarak değil; onları hatırlayıp bir daha yaşanmaması için ortak bir vicdan inşa edebildiğinde gösterecektir.
Bu insanlık dışı yaşanan savaşta hayatını kaybetmiş tüm Bosna Hersek halkına rahmet ve saygıyla…
Prof. Dr. Cem GÜZELOĞLU