GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 46,9484 ₺ 🇪🇺EUR: 53,7634 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.550,90 ₺ BTC: 3.020.057 ₺ 🇺🇸USD: 46,9484 ₺ 🇪🇺EUR: 53,7634 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.550,90 ₺ BTC: 3.020.057 ₺ 🇺🇸USD: 46,9484 ₺ 🇪🇺EUR: 53,7634 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.550,90 ₺ BTC: 3.020.057 ₺
11 Temmuz 2026 - 20:57

info@turkglobalmedia.com

Kayıp Kütüphaneler ve Yangında İlk Kurtarılacaklar

Kayıp Kütüphaneler ve Yangında İlk Kurtarılacaklar

Köşe Yazıları
11.07.2026 13:10
TGM Haber Merkezi

Dr. Halil İbrahim AKBAY, "Dünyanın bilgi kümesini tanımlayan kütüphanelerin hızlı yok oluşları ve bilginin de insanlığın hizmetinden çekilmesinde önem atfetme kavramının, geçmiş ve bugün örneğiyle nasıl bir kurtarma paradoksuna dönüştüğünü". TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar…

Bu haberi paylaş:

Binlerce yıl önce İskenderiye’nin görkemli kütüphanesinde, papirüs ruloları üzerinde titreyen lambaların ışığında insanlığın biriktirdiği bilgi bir yangınla küle döndü. 

Tarihçiler hâlâ o kayıpların acısını anlatır: Arşimet’in kayıp eserleri, unutulmuş Yunan trajedileri, eski Mısır’ın gizemli tıp metinleri… Yıllar, hatta asırlar boyunca o küllerin arasında bir mucize aranmıştır. Aynı şekilde 1258’de Bağdat’ın kütüphaneleri Moğol ordularının ayakları altında ezilirken Dicle Nehri’nin suları mürekkep renginde akmıştır. 

O kayıp eserlerin peşine düşen âlimler, kâtipler ve seyyahlar nesiller boyu yollara düşmüştür. Çünkü o sayfalar ne ödül ne unvan ne de puan için yazılmıştı; saf bir merakla, hakikati yakalama arzusuyla kaleme alınmıştı.

Peki bugün, bizim kütüphanemiz —dijital arşivlerimiz, dergi veritabanlarımız, üniversite reposu— bir yangınla, bir siber felaketle ya da herhangi bir sebeple yok olsa, o eski kütüphanelerin peşine düşüldüğü gibi kaç kişi “Acaba ne kaybettik?” diye geceler boyu uykusuz kalacaktır? 

Kaç kişi o “ölü” dosyaların izini sürerek arşivlerin tozlu köşelerinde ya da yedek sunucuların derinliklerinde bir iz arayacaktır?

Bu soru, akademinin içinde bulunduğu hâl düşünüldüğünde içimizi burkacaktır. Dijital çağın nimetleri elbette inkâr edilmemektedir. Bir tıkla milyonlarca makaleye ulaşmak, bulut yedeklemeler, DOI’lar, kalıcı linkler… Bunlar gerçekten büyük bir nimettir. Ancak bu bolluk içinde bir paradoks da ortaya çıkmaktadır.

Bilgi hiç bu kadar erişilebilir olmamışken, üretilen eserlerin kalıcılığı ve derinliği konusunda giderek artan bir kaygı duyulmaktadır. Nicelikteki bu patlama, maalesef niteliğin gölgede kalmasına yol açabilmekte; birçok çalışma, anlık metrik ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanırken kalıcı bir miras bırakma potansiyelini yitirebilmektedir.

Yangında İlk Kurtarılacaklar

Çoğumuzun ofisinde, evinde ya da aklımızın bir köşesinde “Yangında ilk kurtarılacaklar” listesi vardır: Aile fotoğrafları, önemli evraklar, çocuklarımızın ilk çizimleri, anne-babanın el yazısı mektuplar, belki eski bir defter… Peki akademik yayınlarımız bu listede nerede durmaktadır?

Bir yangın çıksa, duman yükselse, telaşla neyin kapılıp dışarı koşulacağı düşünüldüğünde, o yüksek atıf alan meşhur indeksli dergilerde yayınlanan makalelerin mi yoksa gerçekten içimizde bir yer eden, bir öğrenciye veya meslektaşa ya da topluma ilham veren, bir soruna çözüm sunan o nadir metinlerin mi öncelik taşıyacağı sorgulanmalıdır. 

Ancak birçok çalışma, nicelik odaklı kaygılarla aceleyle kaleme alındığı için, o listede aksesuarların, hatta belki eski bir kalemliğin gerisinde kalacaktır. Üzerinde açıkça yazılmasa da içten içe “yangında en son kurtarılacak” etiketi taşıyor gibi görünecektir.

Hem hak ve hakikat arayışı içinde olan hem de niceliksel gereklilikleri karşılamaya çalışan bir akademisyen olarak bu yazı, akademiyi ya da kıymetli hocalarımızı eleştirmek amacıyla kaleme alınmamıştır. 

Aksine, bugün içinde bulunduğumuz sistemin hangi yöne evrildiğini duyarlı akademisyenlerle birlikte sorgulamayı amaçlamaktadır. 

Zira kadim kütüphanelerdeki el yazması eserler ne “Web of Science” indeksi ne de “Scopus” kaygısı taşımaktaydı. 

Yazarları o günün şartlarında belki bir ustadan ya da hocadan destek görürdü; ancak asıl motivasyonları merak, tutku ve kalıcı bir iz bırakma isteğiydi. Bugün ise tablo büyük ölçüde tersine dönmüş görünmektedir. 

Önce metrikler belirlenmekte, sonra bu metrikleri karşılayacak çalışmalar üretilmektedir. Derinlik, orijinallik ve kalıcılık ise ikincil hale gelebilmektedir.

Öz ve Biçim

Ölçütlerin varlığı elbette gereklidir. Akademik durağanlığı önlemek için önemlidir de. Ayrıca kaynak dağılımı, terfi ve teşvik mekanizmaları olmadan sistemin işlemesi de zordur. 

Ancak bu ölçütler amaca dönüştüğünde, araç olmaktan çıktığında asıl kaybedilenin ne olduğu sorgulanmalıdır. 

Bir makale binlerce kez okunsa dahi eğer insanlığın büyük sorularına, ülkemizin gerçek sorunlarına dokunmuyorsa, o ateşten bir kıvılcım taşıyabilir mi? Yoksa sadece istatistiklerde parlayan, ancak ruhu olmayan bir rakam mı geriye kalacaktır? 

Kayıp kütüphanelerin peşindeki o kadim arayış, aslında bir saygı duruşuydu. İnsanlar o eserlerin içinde birikmiş hikmeti, o günün dünyasına ve belki de geleceğe ışık tutan birikimi değerli görmüştür. Bugün de aynı saygının kendi ürettiğimiz bilgiye gösterilip gösterilmediği sorgulanmalıdır.

Bu, bir özeleştiri çağrısı olarak okunmalıdır. Kâinatın ve gezegenin son demlerinde yaşandığı düşünülen bu dönemde, şekil ve metrik odaklı sistemin girdabında özün kaçırılmaması ortak bir çaba gerektirmektedir. 

Akademik teşvikler artsın, ülkemiz hak ettiği maddi ve manevi katma değeri üretsin; ancak bu artış gerçekten okunacak, alıntılanacak, nesiller boyu başvurulacak eserler doğursun.

Bir yangın çıksa, umulur ki kurtarmak için can atılacak metinler arasında, “İşte bu bizim mirasımız” denebilecek eserler de yer alsın. 

Aksi takdirde tarih, bizim dönemimizi de “kaybedilen kütüphaneler” arasında sayarken, arkamızdan “Acaba neyi kaybettik?” diye soran çok az ses duyulacaktır.

 

Dr. Halil İbrahim AKBAY

Yayınlanma: 11.07.2026 13:10
Ana Sayfaya Dön