Rob Jetten, azınlık hükümetiyle gündemini hayata geçirmek için zorlu bir mücadele verecek.
Hollanda’nın en genç başbakanı olan 38 yaşındaki merkez siyasetçi Rob Jetten, Pazartesi günü yemin ederek göreve başladı ve ülke siyasetinde önceki – Hollanda tarihinin en aşırı sağ hükümeti olan – yönetimi felç eden tıkanmışlık ve kutuplaşmaya son verme sözü verdi.
Ancak Hollanda’nın tarihsel uzlaşı siyaseti geleneğine dönüş vaadi, Jetten için kolay olmayacak. Kırılgan bir azınlık hükümetinin başına geçen Jetten’in sosyal yardım ve sosyal güvenlik harcamalarını kısma planları şimdiden siyasi yelpazenin farklı kesimlerinden tepki görüyor.
Fransa ve Almanya’da aşırı sağ partiler anketlerde önde giderken, Jetten’in Ekim ayındaki zaferi Brüksel’deki geleneksel partiler tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.
Zira AB’nin beşinci büyük ekonomisinde seçmenlerin merkez partileri mi yoksa aşırı sağı mı tercih edeceği son ana kadar belirsizdi.
117 gün süren koalisyon görüşmelerinin ardından Jetten, NATO’nun yüzde 3,5’lik temel savunma harcaması hedefi doğrultusunda savunma bütçesini ciddi biçimde artırmayı ve Avrupa’nın en önemli hayvancılık sektörlerinden birinden kaynaklanan emisyonları azaltmayı içeren iddialı bir programı hayata geçirmek için mücadele ediyor.
Ancak her başlıkta muhalifleri, siyasi kilitlenme pahasına ağır tavizler koparmaya hazır görünüyor.
Danışmanlık şirketi Verisk Maplecroft, Hollanda’yı Bulgaristan ve Moldova’nın ardından Avrupa’da hükümet istikrarı en düşük üçüncü ülke olarak sıraladı.
Şimdi soru şu: Son dört yılda iki hükümetin düştüğü bir eğilimi Jetten’in hükümeti tersine çevirebilecek mi?
Koalisyon anlaşmasına karşı bıçaklar çekildi
Jetten’in liderliğindeki koalisyon — kendi merkez partisi D66’nın yanı sıra merkez sağ Hristiyan Demokratlar (CDA) ve liberal Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi’ni (VVD) de içeriyor — savunma ve konut harcamalarını artırma, gönüllü çiftlik satın alma programlarını yeniden başlatma ve mali disiplini koruma sözü verdi.
Bu harcama artışını finanse etmek için hükümet, gelir üzerinden “özgürlük katkı payı” adı altında yeni bir vergi önermenin yanı sıra sosyal yardım ve sosyal güvenlik harcamalarında sert kesintiler planlıyor.
Koalisyon anlaşması ayrıca, önceki aşırı sağ hükümetin benimsediği katı göç politikasını sürdürmeyi ve emeklilik yaşının artırılmasına yönelik planları hızlandırmayı öngörüyor.
Hem sol hem de aşırı sağ bu anlaşmaya sert tepki gösteriyor.
- Yeşil Sol-İşçi Partisi (GL-PvDA) lideri Jesse Klaver, ancak “tam bir geri dönüş” olması halinde planları destekleyebileceğini söyledi.
- Aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders ise anlaşmaya “diş ve tırnakla” karşı çıkacağını açıkladı.
- Sosyalist Parti (SP) lideri Jimmy Dijk ise hükümet programını “medeniyetimize yönelik cepheden bir saldırı” olarak niteledi.
Ancak Jetten’in ilerleme kaydedebilmesi için bu partilerin desteğine ihtiyacı var. Koalisyon, Temsilciler Meclisi’ndeki 150 sandalyeden yalnızca 66’sına sahip; çoğunluk için 10 sandalye eksiği var. Senato’da ise durum daha da zayıf: 75 sandalyeden sadece 22’si koalisyonun elinde.
Jetten, azınlık hükümetini demokrasinin lehine bir durum olarak savunuyor; çünkü bu yapının muhalefet partilerine daha fazla söz hakkı tanıyacağını belirtiyor.
Ancak bazı gözlemciler bunun fazla iyimser bir tablo olduğunu söylüyor ve 1939’daki son resmi azınlık hükümetinin yalnızca iki gün içinde çöktüğünü hatırlatıyor.
Siyasi tarihçi Kemal Rijken, Hollanda kamu radyosuna verdiği demeçte azınlık hükümetini “trafiğin ters şeridinde araç kullanmaya” benzetti: “Oldukça tehlikeli ve riskli.”
Muhtemelen azınlık hükümeti Jetten’in ilk tercihi de değildi. Mantıklı alternatif, GL-PvDA’yı koalisyona dahil etmekti; ancak VVD bu ihtimali “fazla radikal” bulduğu gerekçesiyle reddetti.
Leiden Üniversitesi’nde Hollanda siyaseti alanında doçent olan Simon Otjes, “Lahey’deki sorun, birlikte çalışabilecek partilerin birbirlerini dışlaması,” dedi.
Bir başka seçenek aşırı sağcı JA21 partisinin koalisyona davet edilmesi olabilirdi; ancak bu da Jetten’in ilerici seçmen tabanını yabancılaştırma riskini taşıyordu.
Koalisyonu ayakta tutma pazarlıkları
Jetten’in azınlık hükümeti ilk bakışta göründüğü kadar radikal bir değişim anlamına gelmeyebilir. Son yıllarda, beklenmedik müttefiklerden siyasi destek aramak Hollanda siyasetinin bir parçası haline geldi.
Resmi olarak son azınlık hükümeti 1939’da kurulmuş olsa da, liberal Mark Rutte 2010’da İslam karşıtı söylemleriyle bilinen Wilders’in desteğine dayanarak oldukça sıra dışı bir yönetim modeli oluşturmuştu.
O tarihten bu yana kurulan hükümetler, ya koalisyon ortaklarından birinin çekilmesi ya da parlamentonun bir kanadında çoğunluğun kaybedilmesi nedeniyle, görev sürelerinin bir döneminde azınlık desteğiyle yönetmek zorunda kaldı.
Otjes’e göre, “Her koalisyon yasa çıkarmak için muhalefetin desteğine ihtiyaç duydu ve bu durum değişmedi.”
Bazı temel konularda anlaşma sağlamak ise o kadar da zor olmayabilir. Göç meselesinde koalisyonun aşırı sağdan destek bulması muhtemel. İklim politikaları ve çiftliklerden kaynaklanan azot emisyonlarının azaltılması konusunda ise GL-PvDA’nın desteği aranabilir.
NATO hedeflerine ulaşmak için savunma harcamalarının artırılması planına da geniş destek var.
Bununla birlikte analistlere göre, sosyal harcamalarda öngörülen kapsamlı kesintiler konusunda partileri ikna etmek — ister soldan ister aşırı sağdan olsun — çok daha zor olacak. Bu da Jetten’in planlarının temelini adeta kum zemine oturtuyor.
Derin siyasi bölünmeyi aşma konusunda Jetten’in cevabı ise “tevazu.”
Bakanlarını seçerken, “dinleyebilen ve fazla büyük egosu olmayan” isimleri tercih ettiğini söyledi.
Ancak yeni başbakan, bu siyasi ip cambazlığının en büyük kurbanı haline gelme riskiyle karşı karşıya.
Asıl risk, geçen Ekim’deki seçim zaferine katkı sağlayan sol eğilimli seçmenlerin, hükümetin ağırlıklı olarak sağ politikalar izlediği izlenimi karşısında fikir değiştirmesi.
Siyaset Kulislerinde konuşulan genel görüş şu: Jetten bugün kutlama yapabilir. Ama salı gününden itibaren açlık oyunları başlıyor.
Politico