Bu liderlik, bir yaşam tarzına ve reel ekonomiye dönüşüyor.
Stats Globe tarafından, US News and World Report kaynaklı olarak yayımlanan uluslararası sıralama, İtalya’yı küresel kültürel etki açısından mutlak birinciliğe yerleştirerek, geleneksel ekonomik göstergelerin çoğu zaman yakalayamadığı bir gerçeği gözler önüne seriyor.
İtalya sadece bir ülke değil, bir medeniyet modelidir. Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin önünde yer alan İtalya, dünyaya yapay “yumuşak güç” kampanyaları ya da devasa medya imparatorlukları sayesinde değil, yüzyıllar boyunca katman katman birikmiş yapısal bir kültürel üstünlükle liderlik etmektedir.
Yaklaşık olarak dünya sanat eserlerinin %70’ini temsil ettiği tahmin edilen bir mirastan söz edilmektedir; bu oran tartışılabilir, ancak özünde ifade ettiği gerçek tartışılamaz: Hiçbir başka ülke bu denli yoğun bir güzellik, tarih, mimari, yaratıcılık ve düşünce birikimini aynı anda barındırmamaktadır.
Ancak asıl belirleyici unsur – Avrupa’daki ekonomik tartışmalarda sıklıkla göz ardı edilen nokta – İtalyan kültürünün müzelerle sınırlı kalmamasıdır.
Bu kültür, dünya genelinde tanınan, arzulanan, taklit edilen ve tüketilen bir yaşam tarzına dönüşmüştür. İşte tam bu noktada kültürel üstünlük, somut ve reel bir ekonomik değere evrilmektedir.
İtalyan bir ürünü satın alan kişi yalnızca bir mal edinmez; bir kimlik satın alır. İster tarım ve gıda, ister moda, tasarım, sanayi üretimi ya da gelişmiş zanaatkârlık olsun, “Made in Italy” markası; yaşamın kendisini içinde taşıdığı için işler.
Kalite ile zaman arasında denge, estetik ile işlevsellik arasındaki uyum, gelenek ile modernliğin birlikte var oluşu bu yaşam biçiminin temelidir. İtalyan ürünlerini kullanmak, dolaylı olarak İtalyan yaşam tarzıyla özdeşleşmek anlamına gelir.
İşte bu, İtalya’nın gerçek rekabet avantajıdır ve çoğu Avrupalı teknokratik elit tarafından kavranamamaktadır: Bizim gücümüz yönetmeliklerle, standartlarla ya da algoritmalarla kopyalanamaz.
İtalyan kültürü sembolik değer üretir; sembolik değer ise olgun piyasalarda kâr marjlarını, sadakati ve üst düzey konumlandırmayı yaratan asli unsurdur.
Avrupa Birliği her şeyi hâlâ kısıtlayıp, parametreler ve tek tiplik üzerinden ölçmeye devam ederken; İtalya’nın hiçbir sanayi politikasının sıfırdan yaratamayacağı bir sermayeye sahip olduğu gerçeğini göz ardı ediyor: "Kültürü bir yaşam tarzına, yaşam tarzını ise ürüne dönüştürme kapasitesini".
Bu nedenle İtalyan kültürel liderliği, aynı zamanda güçlü bir ekonomik liderlik potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu potansiyel, kimlikleri yüceltmek yerine onları düzleştiren Avrupa merkezli bir bakış açısı tarafından sıklıkla bastırılmaktadır.
“Avrupa modeli”nin dünyada neden zor kabul gördüğü, buna karşın İtalyan modelinin neden sürekli taklit edildiği ve arzulandığı tesadüf değildir.
İtalya’nın küresel kültürel etki açısından birinci sırada yer alması folklorik bir övgü değildir. Bu sonuç, bir ülkenin gerçek zenginliğinin yalnızca kamu bütçelerinde değil, insanların nasıl yaşayacağını şekillendirme gücünde yattığını kanıtlamaktadır. Ve bu alanda İtalya hâlâ rakipsizdir.
İşte tam da bu noktada Avrupa’nın temel çelişkisi tüm açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.
Avrupa Birliği, giderek artan bürokratik ve düzenleyici yönelimiyle kültürü stratejik bir varlık olarak görmek yerine, kontrol altına alınması gereken bir maliyet olarak ele almıştır.
Yönergeler, kısıtlar, standartlaştırma ve aşırı regülasyon; başta İtalya olmak üzere güçlü tarihsel kimliğe sahip ülkeleri rekabetçi kılan unsurları zamanla boğmuştur.
Soyut bir “piyasa tarafsızlığı” adına Brüksel, kültürün tarafsız olmadığını ve reel ekonominin tek tipleşmeden değil, farklılıklardan beslendiğini görmezden geldi. Bu yaklaşım Avrupa’yı zayıflatırken, İtalya ise tüm engellere rağmen, AB’nin anlamakta zorlandığı unsurlar sayesinde değer ihraç etmeyi sürdürdü: kimlik, tarih ve yaşam tarzı.
Nitekim İtalya, uzun yıllardır güçlü bir dış ticaret fazlası vermektedir. Bu başarı büyük ölçüde Akdeniz modeliyle bağlantılı sektörlerden kaynaklanmaktadır:
Nitelikli tarım ve gıda, moda, mobilya, tasarım ve yüksek sembolik içeriğe sahip hassas mühendislik. Biz yalnızca ürün ihraç etmiyoruz; dünyanın üstün olarak tanıdığı bir refah, denge ve yaşam kalitesi anlayışını ihraç ediyoruz.
Sıklıkla sosyolojik bir formüle indirgenen sözde “Akdeniz yaşam tarzı”, gerçekte ölçülebilir bir ekonomik faktördür.
İtalyan ürünlerinin küresel pazarlarda kalıcı biçimde orta-üst ve üst segmentte konumlanmasını sağlayan, fiyat rekabetine ve üretimin başka ülkelere kaydırılmasına direnç kazandıran temel unsur budur. Bu, hiçbir merkezi Avrupa sanayi politikasının bugüne dek kopyalayamadığı bir rekabet avantajıdır.
Dolayısıyla küresel kültürel etki sıralaması basit bir istatistik çalışması değildir. Bu sıralama bir gerçeği teyit etmektedir:
İtalya, çoğu zaman düşmanca ya da dar görüşlü bir Avrupa bağlamına rağmen ekonomik değer üreten bir kültürel güçtür. Eğer bu sermaye nihayet tanınır ve korunur, sulandırılmak yerine güçlendirilirse; İtalya yalnızca dünyanın kültürel kalbi değil, aynı zamanda onun başlıca ekonomik motorlarından biri olacaktır.

İtalya'nın ünlü politikacılarından ve ekonomist bir isim olan Antonio Maria Rinaldi'nin bu konuda görüşlerine başvurduk.
Sorular ve Yanıtlar
- Kültürel etki İtalya için nasıl bir ekonomik avantaja dönüşüyor?
Kültürel etki, ürünlere eklenen bir “sembolik değer” yaratır. İtalyan ürünlerini tercih edenler yalnızca maddi bir mal satın almaz; aynı zamanda belirli bir yaşam tarzını ve güçlü bir kimliği benimser.
Bu durum, İtalyan şirketlerinin pazarda orta-üst ve üst segmentte konumlanmasını mümkün kılar; daha yüksek kâr marjları ve yalnızca fiyat rekabetine ya da kitlesel üretime dayanan diğer ekonomilere karşı dayanıklı bir müşteri sadakati sağlar.
- Avrupa Birliği’nin yaklaşımı neden bu modelin önünde bir engel olarak görülüyor?
AB, tek bir pazar oluşturmak amacıyla standardizasyonu, düzenleyici yeknesaklığı ve aşırı regülasyonu önceleme eğilimindedir. Bu bürokratik yaklaşım, İtalya’nın başarısının temelini oluşturan yerel özgünlükleri ve üretim geleneklerini cezalandırır.
Kültürü ve farklılıkları stratejik birer varlık olarak görmek yerine ortadan kaldırılması gereken verimsizlikler olarak ele alan Brüksel, “Made in Italy”yi benzersiz ve taklit edilemez kılan unsurları boğmaktadır.
- Bu kültürel üstünlükten en çok hangi sektörler yararlanıyor?
En büyük faydayı, sözde “Akdeniz modeli” ile “4 A” olarak bilinen alanlar sağlar: Giyim (Abbigliamento), Tarım-Gıda (Agroalimentare), Mobilya (Arredamento) ve Otomasyon (Automazione).
Bu sektörlerde İtalya’nın güzellik, tarih ve yaşam kalitesiyle özdeşleşmiş imajı doğrudan ürüne yansır; ürünleri küresel ölçekte arzu edilir kılar ve iç ve dış zorluklara rağmen güçlü bir dış ticaret fazlasının korunmasına olanak tanır.
Scenari Economici