GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.063.165 ₺ 🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.063.165 ₺ 🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.063.165 ₺
07 Nisan 2026 - 21:38

info@turkglobalmedia.com

Moldova’nın birleşme tartışması: romantizmden arındırılmış bir mesele

Moldova’nın birleşme tartışması: romantizmden arındırılmış bir mesele

Analiz
24.01.2026 21:53
TGM Haber Merkezi

Yıllar boyunca Moldova’nın Romanya ile yeniden birleşmesi fikri duygusal bir alanla sınırlı kaldı

Bu haberi paylaş:

Bu görüş, anma törenlerinde fısıldandı, kafelerde tartışıldı ve resmî konuşmalarda dikkatle kaçınıldı. Ta ki Cumhurbaşkanı Maia Sandu, herkesin düşündüğünü açıkça söyleyene kadar.

Sandu, birleşmeye yönelik varsayımsal oyunu tarihe romantik bir dönüş olarak değil, bir güvenlik meselesi olarak çerçeveleyerek, Moldova’nın en hassas sorusunun yeni bir evreye girdiğini işaret etti. 

Savaşla yeniden şekillenen bir bölgede, kimlik artık siyasi tercihleri tek başına açıklamıyor; hayatta kalma meselesi belirleyici oluyor.

Moldova’nın içinde bulunduğu durum, coğrafya ile jeopolitik arasında sıkışmış küçük devletlerin simgesel bir örneği. Romanya ile kültürel olarak iç içe geçmiş, ancak yüzyıllar boyunca Rus ve Sovyet yönetimiyle şekillenmiş olan ülke, ikili bir mirası temsil ediyor: 

Prut Nehri’nin bir yakasında paylaşılan tarih, diğer yakasında zorla dayatılmış ayrılık. Değişen geçmiş değil, bugündür. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı, tarafsızlığı bir zayıflık olarak yeniden tanımladı ve bir zamanlar teorik olan tartışmaları stratejik hesaplara dönüştürdü.

Uzmanlar, sembolizmin yakın bir gerçekleşme ihtimaliyle karıştırılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Kültürel yakınlık birleşme için duygusal bir zemin sunabilir; ancak hukuk, güvenlik garantileri, donmuş çatışmalar ve büyük güçlerin tepkileri çok daha katı sınırlar çiziyor. 

Yenilenen tartışma, onların görüşüne göre, Moldova’nın Romanya’ya “ait” olup olmadığı meselesinden ziyade, kırılgan bir devletin egemenliğini kaybetmeden giderek daha acımasız bir güvenlik ortamında nasıl yol alacağıyla ilgili.

Moldova’nın Romanya’ya yeniden katılması ne kadar olası?

Kurumsal ve siyasi açıdan bakıldığında, Tuna Bölgesi ve Orta Avrupa Enstitüsü (IDM) Direktörü Sebastian Schaeffer, birleşmenin kısa ve orta vadede düşük bir ihtimal olduğunu savunuyor. Kültürel, dilsel ve tarihsel argümanlar derin köklere sahip olsa da, siyasi rıza yok. 

Prut Nehri’nin her iki yakasında da destek dalgalanıyor ve özellikle Moldova’da bağlayıcı bir referandumu siyasi olarak mümkün kılacak seviyenin altında kalıyor. Değişen şey birleşmenin olasılığı değil, açıkça tartışılmasının meşruiyeti. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı, birleşmeyi tabu bir konudan olasılıklara dayalı bir senaryoya dönüştürdü. 

Cumhurbaşkanı Maia Sandu’nun, artan jeopolitik baskılar ve küçük bir devlet olarak demokrasiyi sürdürmenin zorluklarına açıkça atıf yaparak birleşme yönünde oy vereceğini söylemesi, resmî söylemde önemli bir kırılma anlamına geliyor. Birleşme artık romantik bir milliyetçilikten ziyade, son çare olarak görülen bir güvenlik sigortası seçeneği şeklinde çerçeveleniyor. 

Buna rağmen Moldova’nın stratejik yönelimi, Romanya ile acil bir birleşmeden çok, egemen bir devlet olarak AB entegrasyonuna odaklanmayı sürdürüyor.

Moskova merkezli siyasi analist Andrew Korybko ise birleşme meselesinin pratikte büyük ölçüde anlamını yitirdiğini savunuyor. Ona göre Moldova, anayasal tarafsızlığına rağmen fiilen NATO üyesi haline gelmiş durumda; Romanya’ya (yeniden) katılmak isteyen Moldovalı vatandaşların büyük bölümü zaten Romanya vatandaşlığına sahip. 

Bu çifte vatandaşlık, AB’de ikamet, çalışma ve siyasi katılım haklarını sağlıyor ve birleşmenin sunabileceği pek çok faydayı fiilen teslim ediyor. 

Bu nedenle Korybko, Sandu’nun birleşmeye yönelik kişisel tercihinin somut adımlara dönüşmesinin düşük ihtimal olduğunu düşünüyor; özellikle de tartışmalı seçim süreçleri ve sonucu kolayca kontrol edilemeyecek bir referandum düzenlemenin siyasi riskleri göz önüne alındığında.

NATO’nun 5. Maddesi, AB’nin 42(7). Maddesi ve Transdinyester çıkmazı

Schaeffer, ilke olarak NATO’nun 5. Maddesi’nin birleşme anında yalnızca Romanya’nın uluslararası alanda tanınan toprakları için geçerli olacağını vurguluyor. Pratikte ise Transdinyester belirleyici hale geliyor. 

NATO, çözümlenmemiş toprak ihtilaflarını bünyesine almaktan sistematik olarak kaçındı; bu nedenle herhangi bir birleşme, neredeyse kesin olarak Transdinyester’in devredilen topraklardan hukuken hariç tutulmasını gerektirecektir. 

Aksi takdirde İttifak, Rus askerlerinin bulunduğu donmuş bir çatışmayı devralmış olur ki bu, NATO’nun bugüne kadar özellikle kaçındığı bir durumdur. Sonuç olarak Transdinyester ya 5. Madde kapsamı dışında kalır ya da süreci tamamen tıkar.

Daha da önemlisi Schaeffer’e göre tartışma NATO’ya aşırı odaklanıyor. O, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42(7). Maddesi’nin giderek daha kritik hale geldiğine dikkat çekiyor. 

NATO’nun siyasi bütünlüğü artık değişmez kabul edilemez; bu durum, son dönemdeki yük paylaşımı tartışmaları ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Ocak 2026’da Grönland’ı satın alma yönündeki girişiminin yarattığı siyasi şokla da ortaya kondu. 5. Madde Avrupa savunmasının temel taşı olmaya devam etse de, güvenilirliği nihayetinde özellikle Washington’daki siyasi iradeye bağlı. 

Buna karşılık 42(7). Madde, bir AB üyesi silahlı saldırıya uğradığında diğer üye devletlerin “ellerindeki tüm imkânlarla yardım ve destek sağlamasını” zorunlu kılıyor. Hukuki dili açık, AB’nin birincil hukukuna gömülü ve bir kez devreye sokulduğunda siyasi olarak görmezden gelinmesi zor. 

Ayrıca Avusturya, İrlanda ve Kıbrıs gibi NATO üyesi olmayan AB ülkelerini de kapsayan kolektif güvenlik yükümlülükleri getiriyor. Dolayısıyla Moldova–Romanya birleşmesi, Moldova’yı derhal AB’nin karşılıklı yardım çerçevesi altına sokarak, NATO merkezli tartışmalarda sıklıkla hafife alınan bir Avrupa güvenlik dayanağı yaratır.

Korybko ise aynı meseleye hukuki değil, stratejik ve algısal bir açıdan yaklaşıyor. Ona göre Moldova zaten Romanya’nın daha geniş güvenlik alanının bir parçası ve eksik olan tek şey, 5. Madde’ye atfedilen psikolojik güven duygusu. 

Onun yorumunda NATO ve AB maddeleri arasındaki hukuki farklar, Moskova’nın niyeti nasıl algıladığına kıyasla daha az önemli. Birleşmeye yönelik her türlü adım, Rusya tarafından Transdinyester’e yönelik düşmanca tasarımların işareti olarak görülebilir. 

Bu bakış açısına göre birleşme, hangi antlaşma maddesinin teknik olarak geçerli olduğundan ziyade, Rus barış gücünün bulunduğu bir bölgede NATO’nun devreye girmesinin önünü açabileceği algısı nedeniyle tehlikelidir.

Transdinyester’den vazgeçmenin uygulanabilirliği

Schaeffer, Transdinyester’in Romanya ile daha hızlı entegrasyon veya Batı kurumlarına katılım karşılığında bırakılması fikrini hukuki ve siyasi açıdan son derece sorunlu olarak nitelendiriyor.

Teoride tamamen imkânsız olmasa da, anayasa değişiklikleri, referandum ve uluslararası tanınma gerektirir. Siyasi olarak ise toprağın Rusya’ya devri hem gerçekçi değil hem de son derece zehirli bir konudur.

Ukrayna’nın da, kendi toprak bütünlüğünü korumak için savaşırken Transdinyester’i ilhak etme gibi bir çıkarı yok. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, toprak tavizlerinin Ukrayna için en zor mesele olduğunu ve işgal edilmiş bölgelerin meşrulaştırılmasının uluslararası hukuku zayıflatacağını ve tehlikeli bir emsal yaratacağını defalarca vurguladı.

Hukuki kısıtların ötesinde Schaeffer, ekonomik gerçeklere dikkat çekiyor. Transdinyester ideolojiyle değil, onu yöneten oligarkların teşvikleriyle hareket ediyor. 

Resmî Moldovalı verilere göre Transdinyester ihracatının yaklaşık dörtte üçünden dörtte beşine kadarı AB’ye gidiyor; Romanya, İtalya, Polonya ve Almanya başlıca destinasyonlar arasında. AB’den yapılan ithalat ise toplam ithalatın neredeyse yarısını oluşturuyor. 

Bu da Transdinyester’in en önemli ekonomik ortağının Rusya değil, AB olduğu anlamına geliyor. Yerel elitler belirsizlikten fayda sağlıyor; kaçakçılık ağları, Moldova üzerinden sağlanan ayrıcalıklı AB pazar erişimi ve düzenleyici gri alanlar gelirlerinin bel kemiğini oluşturuyor. 

Rusya’ya resmî ilhak, bu iş modelini bozacak ve bölgeyi yaptırımlara maruz bırakarak statüde radikal değişiklikler için teşvikleri keskin biçimde azaltacaktır.

Korybko ise hukuki uygulanabilirlik meselesini büyük ölçüde es geçerek, toprak devrinin stratejik olarak önemsiz olduğunu savunuyor. 

Ona göre Transdinyester’in değeri, tam da çözümsüz statüsünde yatıyor. Statüsünün resmileştirilmesine yönelik her girişim—ister devir, ister ilhak, ister yeniden entegrasyon olsun—onu bir jeopolitik tampon olarak işlevsel kılan hassas dengeyi bozacaktır. 

Moskova açısından belirsizlik, özellikle çözümsüz bölgelerin anlatıları şekillendirmek ve rakiplerin stratejik seçeneklerini sınırlamak için kullanılabildiği bir ortamda, çözümden daha tercih edilir.

Casus belli mi, siyasi yenilgi mi?

Schaeffer, Rusya’nın Moldova–Romanya birleşmesini büyük olasılıkla bir casus belli değil, siyasi bir yenilgi olarak yorumlayacağını değerlendiriyor. Moskova’nın, NATO üyesi Romanya’ya karşı konvansiyonel bir savaş yürütmek için ne coğrafi erişimi ne de askeri kapasitesi bulunuyor.

Doğrudan bir çatışma kabul edilemez tırmanma riskleri taşır ve muhtemelen İttifak’la daha geniş bir karşılaşmayı tetikler. Bunun yerine Rusya, birleşmeyi düşmanca bir adım olarak çerçeveleyip propaganda, dezenformasyon, ekonomik baskı ve siyasi istikrarsızlaştırma yoluyla istismar eder.

Daha geniş ölçekte Moskova, birleşmeyi revizyonist bir anlatının parçası haline getirerek, güvenlik kaygıları veya tarihsel anlatılarla yönlendirilen sınır değişikliklerinin Batı tarafından seçici biçimde meşrulaştırıldığı iddiasıyla Ukrayna’daki işgal edilmiş topraklar üzerindeki taleplerini haklı göstermeye çalışabilir.

Korybko da açık bir savaşın olası olmadığı konusunda hemfikir, ancak Transdinyester’le bağlantılı tırmanma risklerine daha fazla vurgu yapıyor. Ona göre birleşme tek başına çatışma tetiklemeyebilir; ancak ayrılıkçı bölge etrafındaki mevcut statükonun tasfiyesine yönelik bir ön adım olarak algılanabilir.

 Bu anlamda tehlike, birleşmenin hukuki bir işlem olmasından ziyade, artan güvensizlik koşullarında daha geniş bir NATO–Rusya krizini katalize etme potansiyelinde yatıyor.

Transdinyester’de tırmanma riski

Schaeffer, Rusya’nın Transdinyester’de önleyici bir tırmanma yaratma kapasitesinin sıklıkla varsayıldığından daha sınırlı olduğu sonucuna varıyor. Bölge coğrafi olarak izole, erişim için Moldova ve Ukrayna’ya bağımlı ve sınırlı lojistik imkânlara sahip nispeten küçük bir Rus askeri varlığı barındırıyor. 

Ciddi bir tırmanmayı sürdürmek zor olur ve AB ile kesintisiz ticarete dayanan Transdinyester elitinin ekonomik çıkarlarını doğrudan tehdit eder. Bu nedenle Moskova’nın Transdinyester’i askeri bir sıçrama tahtasından ziyade, seçenekleri dondurmak ve belirsizliği sürdürmek için siyasi bir araç olarak kullanması daha olası. 

Bu durum, kimlik siyasetinin ve Rusya yanlısı anlatıların daha güçlü yankı bulduğu Gagavuzya ile tezat oluşturuyor; burada siyasi engelleme, birleşme senaryoları açısından daha büyük bir meydan okuma teşkil edebilir.

Korybko da tırmanmanın olası olmadığını düşünüyor, ancak Transdinyester’i bir zafiyet değil, stratejik bir caydırıcı olarak görüyor. Ona göre bölge, özellikle NATO’nun Rus barış güçlerine yakınlığıyla ilgili kırmızı çizgilerin aşılmaması gerektiğine dair bir uyarı mekanizması işlevi görüyor. 

Moskova askeri tırmanmadan kaçınsa bile, Transdinyester’i diplomatik ve söylemsel düzeyde kullanarak Moldova’nın seçeneklerini sınırlayabilir ve kasıtlı olarak kışkırtıcı algılanan adımları caydırabilir.

 

Azer News

Yayınlanma: 24.01.2026 21:53
Ana Sayfaya Dön