GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.098.468 ₺ 🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.098.468 ₺ 🇺🇸USD: 47,6190 ₺ 🇪🇺EUR: 55,2486 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.644,48 ₺ BTC: 3.098.468 ₺
10 Ağustos 2026 - 07:48

info@turkglobalmedia.com

Neden (neredeyse) hepimiz sağlakız?

Neden (neredeyse) hepimiz sağlakız?

Bilim Dünyası
09.08.2026 21:40
TGM Haber Merkezi

İki milyon yıllık evrimsel gizem

Bu haberi paylaş:

Bunun tek bir nedeni yok; iç içe geçmiş birkaç neden söz konusu. 

En güçlü hipotez, beynimizin gelişimine ve dilin kökenine, yani jestlere işaret ediyor.

Nörobilimcilerin onlarca yıldır hayranlık ve şaşkınlıkla incelediği bir sayı var: 90. Bu, incelenen tüm kültürlerde, dönemlerde ve dünyanın farklı bölgelerinde insanların yüzde kaçının tercihen sağ elini kullandığını gösteriyor. 

Bu yüzde 90 oranı o kadar istikrarlı, evrensel, yuvarlak ve bir o kadar da şaşırtıcı ki asıl soru solakların neden var olduğu değil. Asıl soru, neden bu kadar az oldukları ve bunun zaman ve mekân boyunca neden bu denli istikrarlı kaldığı.

El tercihi — gündelik ifadeyle baskın ve baskın olmayan bir ele sahip olmak — yalnızca insanlara özgü değil. Kedilerin tercih ettikleri patileri, papağanların ise yiyeceklerini tuttukları belirli ayakları vardır. 

Beyne sahip hemen hemen her hayvanın bir tarafa ya da diğerine yönelik bir eğilimi görülür. İnsanlarda gerçekten sıra dışı olan ise, türümüzün neredeyse başlangıcından itibaren nüfusun çok büyük bölümünün aynı tarafı tercih etmesidir.

Girona Üniversitesi'nde karşılaştırmalı etoloji ve dilin evrimi konusunda uzmanlaşmış araştırmacı Miquel Llorente şöyle diyor:

“Buna popülasyon tercihi diyoruz. Her bireyin favori bir eli olması değil — bu zaten her zaman görülüyor — tür içindeki bireylerin neredeyse tamamının aynı eli paylaşması söz konusu. Şempanzelerde her bir solak için iki sağlak varken bizde her bir solak için sekiz ya da dokuz sağlak var. Açıklanması gereken sıçrama bu ve hâlâ net bir cevabımız yok.”

Bilim insanları yıllardır bu açıklamayı arıyor. Ancak bunun tek bir nedeni yok. Milyonlarca yıl boyunca birbirine eklenen çeşitli faktörlerin bir bileşimi söz konusu.

Her şeyden önce beynin hikâyesi

El tercihi, her şeyden önce beyinle ilgili bir hikâye. İki beyin yarımküresi ilk bakışta ikizler gibi görünse de aslında görevleri oldukça eşitsiz biçimde paylaşırlar: 

Sol yarımküre öncelikli olarak dilden sorumluyken sağ yarımküre yüzleri tanıma veya mekânsal yönelim gibi görevlerde daha fazla rol oynar.

Sağlak insanların yüzde 95'inden fazlasında dil, beynin sol yarımküresinde bulunur. İnsan beyninde el ve konuşma birlikte hareket eder.

Bu bağlantı, insanlarda sağlaklık oranının neden bu kadar istikrarlı olduğuna ilişkin bugüne kadarki en ilginç ipucunu oluşturuyor.

Llorente, “Bugün en güçlü hipotez, dilin konuşma olarak değil, jest olarak ortaya çıktığı yönünde” diyor.

Uzman, el işaretlerinin atalarımız arasındaki ilk karmaşık iletişim biçimi olduğunu ve ancak daha sonra sesli iletişime dönüştüğünü belirtiyor.

Sağ elle jest yapma eğiliminde olduğumuz için, sol yarımküre hem becerikli elin hareketlerini kontrol etme hem de konuşmayı üretme konusunda uzmanlaşmış olabilir. 

Dil ile sağ elin kontrolünden sorumlu beyin bölgeleri yalnızca birbiriyle ilişkili değil; kelimenin tam anlamıyla yan yana bulunuyor ve aynı devreleri paylaşıyor.

Oldukça sosyal ve sesli iletişime dayalı hayvanlar olan papağanlar, insan dışındaki türler arasında buna benzer bir nüfus asimetrisinin görüldüğü neredeyse tek örnek. Bu tesadüf gibi görünmüyor.

Kartopu etkisi

Atalarımızdaki bu yanlılığın milyonlarca yıl boyunca devam ettiğini nereden biliyoruz?

Atalarımızın beyinleri günümüze ulaşmadı. Ancak kafataslarının iç yüzeyi, beynin kemik üzerindeki izini — beynin şeklini ve asimetrilerini yeniden oluşturmaya olanak sağlayan bir tür kalıbı — koruyor.

Australopithecus türlerinde bile, 3 ila 4 milyon yıl önce, beynin simetrik olmadığı görülüyor.

Yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ilk işlenmiş taş aletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte bu asimetriler daha belirgin hale geliyor. En eski taş yongalarının nasıl üretildiğinden hareketle arkeologlar, bu homininlerin çoğunun darbeyi sağ elleriyle gerçekleştirdiğini tahmin edebiliyor.

Alet yapmak son derece hassas bir koordinasyon gerektiriyor: Bir el nesneyi tutarken diğer el belirli bir açı, kuvvet ve sırayla darbe indiriyor. Üstelik bu beceri başkalarını izleyerek öğreniliyor ve böylece sürece kültürel bir katman ekleniyor.

Aletler, jestler, dil, öğretme ve nesiller arası kültür...

Llorente bunu şöyle tanımlıyor:

“En iyi çalışan görüntü tek bir neden değil, bir kartopu.”

Araştırmacıya göre başlangıçta günümüz büyük maymunlarında görülenlere benzer hafif bir sağ el eğilimi vardı. Ardından iki ayak üzerinde yürüme, alet kullanımı, iletişimsel jestler, dil ve kültür milyonlarca yıl boyunca üst üste katmanlar oluşturdu.

Sürecin sonunda ise dünyanın her yerinde 10 kişiden 9'u sağlak hale geldi.

Peki ya genler?

Bütün bunlar, biyolojimizde buna izin veren ve bunu destekleyen bazı mekanizmalar olduğu için gerçekleşti. Bu nedenle bilimin hedeflerinden biri, el tercihinden tam olarak hangi genlerin sorumlu olduğunu belirlemek oldu.

Ancak araştırmalar bilim insanlarının başlangıçta beklediğinden çok daha karmaşık çıktı.

İskoçya'daki St Andrews Üniversitesi'nde lateralizasyon ve bunun dil ile disleksiyle ilişkisi üzerine yıllardır çalışan genetikçi Silvia Paracchini şöyle diyor:

“Bu konuda çalışmaya başladığımda her şeyi açıklayan belki 10 gen bulacağımızı düşünüyorduk.”

Yıllar önce ekibi, PCSK6 genini umut verici bir aday olarak belirledi. Daha sonra bir milyondan fazla insanı kapsayan araştırmalar tabloyu daha da karmaşık hale getirdi: 42 gen istatistiksel anlamlılık eşiğini aştı ve buna rağmen bunlar el tercihindeki farklılıkların tamamını açıklamaya yetmedi.

Paracchini'nin ifadesiyle:

“Biyoloji karmaşık. Ve ne kadar çok şey öğrenirsek bu karmaşıklığı o kadar fazla takdir ediyoruz.”

El tercihindeki lateralizasyonun hangi biyolojik mekanizmalarla bağlantılı olduğu konusunda ise artık bazı ipuçları ortaya çıkıyor.

Bu genlerin birçoğu, embriyonik gelişimin en erken dönemlerinden itibaren vücudun sağ-sol asimetrisini oluşturmaya yardımcı olan, hücrelerde bulunan küçük organeller olan silyalarla ilişkili.

Nörogelişimle bağlantılı genler de öne çıkıyor. Ayrıca disleksi, otizm ve şizofreni gibi durumlarla ilişkili genetik varyantlarla dikkat çekici bağlantılar bulunuyor.

Ancak etki küçük. Solak olmak herhangi bir hastalığa yakalanma riskini anlamlı biçimde artırmıyor.

Ortaya çıkan sinyal şu: Vücutta sağ ve sol tarafın belirlenmesini sağlayan biyolojik devreler, beynin kendisini dil için nasıl organize ettiğimizle de bağlantılı görünüyor.

Neden hepimiz sağlak değiliz?

Burada en sezgisel olmayan soru ortaya çıkıyor:

Eğer sağlak olmak bu kadar avantajlıysa, solaklar neden milyonlarca yıl önce ortadan kalkmadı?

En yaratıcı hipotezlerden biri oyun teorisinden geliyor.

Buna göre solak olmak, yakın dövüşte beklenmedik olduğu için taktiksel bir avantaj sağlıyor. Sağlaklarla mücadele etmek üzere eğitilmiş bir savaşçı, solak bir rakiple karşılaştığında zorlanabiliyor.

Ancak bu avantaj, solaklar azınlıkta kaldıkları sürece işe yarıyor. Eğer herkes solak olsaydı sürpriz etkisi ortadan kalkacaktı.

Dolayısıyla evrim, solakların oranının yaklaşık yüzde 10 civarında sabit kaldığı bir dengeye ulaşmış olabilir.

Solakların boks ve eskrim gibi temas sporlarında daha yüksek oranda görülmesi — araştırmalara göre yüzde 13 ile yüzde 20 arasında — bu hipoteze belirli ölçüde ampirik destek sağlıyor.

Ancak bu hâlâ yalnızca bir hipotez.

Aslında bu alandaki neredeyse her şey tartışmaya açık.

Paracchini bunu şöyle ifade ediyor:

“El tercihi basit görünüyor çünkü ikili: sol ya da sağ. Bu da herkesin bunun kolayca açıklanabileceğini düşünmesine yol açıyor. Oysa insan beyninin nasıl evrimleştiğine dair elimizdeki en karmaşık ve büyüleyici pencerelerden biri olduğu ortaya çıkıyor.”

Baskın olmayan bir el, baskın bir el ve hâlâ kesin bir yanıtı olmayan iki milyon yıllık sorular.

 

El Pais

Yayınlanma: 09.08.2026 21:40
Ana Sayfaya Dön