Türk Global Media için bir değerlendirme kaleme alan Dr. Ahmet İmançer, son dönemde tartışmaları artan “Ölü İnternet Teorisi”ni ve bu teorinin fotoğraf üretimi ile görsel kültür üzerindeki etkilerini analiz etti.
İmançer yazısında, internetin giderek insan kullanıcıların değil; botların, otomatik içerik üreticilerinin ve yapay zekâ destekli ağların hâkimiyetine girdiği iddiasını analiz ediyor.
“Fotoğraf ve Ölü Internet Teorisi: Dijital Gerçekliğin Dönüşümü”
"İnternet insanlar arasında bağları güçlendirecek, insanları birbirine bağlayacak, onlara ortak bir geçmişin ve ortak bir geleceğin sorumluları olduklarını duyuracak tek ortamdır"
Giriş
Estetiğin alanına girmek sanatın alanına girmektir, sanatın alanına girmek de estetiğin yani, güzelliğin alanına girmektir. Ancak dijital çağda bu güzelliğin doğası değişmiş, gerçekliğin yapısı sorgulanır hale gelmiştir.
Fotoğraf, günlük yaşamımızın görünüşlerinde barınan güzelliği, doğanın insanın ve nesnelerin güzelliğini yeniden yaratır. Ancak ölü internet teorisi çerçevesinde bu yeniden yaratım, artık sadece insan eliyle değil, algoritmalar, yapay zekâ ve bot’lar tarafından da gerçekleştirilmektedir.
Güzelliğin yasalarına göre bir yaratım, sanatın kurallarını saymazsak, isteyerek, öngörerek yapılmış bir şey olmayıp çoğu zaman rastlantısaldır. Oysa dijital üretimin mekanik doğası bu rastlantısallığı ortadan kaldırmış, her şeyi hesaplanabilir ve öngörülebilir kılmıştır.
Her sanat dalı güzeli kendine göre, kendi olanaklarına, kendi yöntemlerine, kendi teknik olasılıklarına göre belirlemekte ya da biçimlemektedir. Her sanat güzeli oluşturulurken başka biçimler kullanır, kimi tahtayı yontar, kimi boyaları karıştırır, kimi sözlerle, sözcüklerle oynar ancak amaç ortaktır. Bu bağlamda fotoğrafın ölü internete getirdikleri ve ondan götürdüklerini açımlamak için önce “ölü internet teorisi nedir?” sorusu yanıtlanmalıdır.
Ölü Internet Teorisi Olarak Dijital Estetik
Ölü internet teorisi, internetin giderek insan etkileşiminden uzaklaştığı, içeriğin çoğunun yapay zekâ, botlar ve algoritmalar tarafından üretildiği ve tüketildiği düşüncesine dayanmaktadır. Bu teori, duyusal algının yerini algoritmik seçimin aldığı bir evrenin varlığını öne sürmektedir.
Terimi günümüzdeki anlamıyla düşündüğümüzde, ölü internet kavramı, kullanıcıların çoğunun gerçek insanlar olmadığı, içeriğin otomatik olarak üretildiği ve platformların yapay etkileşimlerle dolu olduğu bir dijital çöl tasavvurunu içermektedir.
Kant’a göre, estetik yargı, şeylerin biçimlerini, onlardan haz duygusunu elde edecek tarzda ele alan yargıdır. Ancak ölü internet çağında, bu haz duygusunun kaynağı belirsizleşmiştir. Bir fotoğrafın güzel olduğu duygusunu neyin uyandırdığını belirlemek artık zorlaşmıştır: insan yaratıcılığı mı, yoksa algoritmik optimizasyon mu?
19. yüzyılda Hegel’in etkisiyle, estetik daha çok sanatsal güzelliği ve sanatın anlamını araştıran bir disiplin haline gelmiştir. Dijital çağda ise, estetik öğreti, etkin bir bakış açısını seçerek sanatla yapay zekânın ürettiği içeriği uzlaştırmaya çalışan bir öğretidir. Ölü internet teorisi, iki temel öğeyi göz önünde tutmaktadır:
1. Sanat bir eğlence değil, dijital varlığa katlanmanın tek doğal biçimidir: Varoluş ve dijital dünya ancak estetik bir olay oldukları ölçüde öncesiz-sonrasız olarak doğrulanabilir.
2. Olası tek estetiğin alımlayıcı bakımdan değil, üretici bakımdan kurulması gerekir: Ancak üretici artık yalnızca insan değildir.
Çağımızda dijital görüntüleri belirleyen yalnız "güzellik" kategorisi değildir. Artık bu kategoriye viral, yapay, sahte, manipüle edilmiş, bot tarafından üretilmiş gibi kategorileri de katıyoruz. Çünkü artık gerçek kadar sahte de otantik olan kadar üretilmiş olan da bir estetik kategorisi olmuş, deyim yerindeyse, negatif ve pozitif dijital değerler bütünleştirilmiştir.
Fotoğraf ve Ölü İnternet Üzerine Düşünmek
21. Yüzyıl dijital dönüşüm yüzyılı olarak bilinir. Çünkü birçok yazılım şirketi ve yapay zekâ araştırmacısı, yaptıklarıyla insanoğlunun dijital yaşamını derinden etkileyecek birçok buluş gerçekleştirmiştir. (Yapay zekâ görüntü üreticileri, deepfake teknolojisi, otomatik içerik üreticileri, botlar...)
Gelişmelerle birlikte dijital yapıdaki değişiklik sadece zevk ve havayı değil fotoğrafçıların tekniklerinin de değişmesine neden olmuştur. Örneğin 21. yüzyılın dijital gelişmeleri ve yapay zekâ çağı fotoğraflardaki yüzleri, görsel ifadeyi ve tekniği değiştirdi. Dijitalleşmenin getirdiği otomasyon her alana yansıdı. Çağın görsel üretimleri de değişen algoritmayı ve artan talep karşılayabilmek için içeriği otomatikleştirmek zorunda idiler ve yapay zekâyı buldular.
Günümüzde gerçekliği olmayan bir iletişim ortamı olarak kabul edilen ölü internet konusunda söylenip yazılanlar başlangıcından bugüne kadar geçen süre içinde çoğunlukla platformların teknik boyutlarıyla ilgilidir. Bunun nedeni de internetin hala o algoritmik niteliğinden kaynaklanan mistisizmini korumasıdır.
Fotoğrafın yaratıcılık yönünü vurgulayan teorisyenler bugün şunu söylüyor: “Fotoğraf hala sanat mıdır, yoksa veri midir?” Fotoğrafçılar ile yapay zekâ sistemleri arasında fotoğraf sanat mıdır tartışması sorunun ortaya yanlış konmasıdır. Gerçek fotoğrafı yapay üretimle değiştirmek niyetinde değiliz ki...
Teknolojik gelişmenin getirdiği dijital yaratmanın yeni formlarını anlamak niye? Eleştirmenler hep insanın değerlerinden yola çıkıyorlar, artık fotoğrafın dijital değeri dikkate alınmalıdır. Ancak bu şekilde yargılanabilir. Fotoğraf basit şekilde görünenin yansıması değildir.
Dijital Gerçeklik ve Otantiklik Sorunu
Sanatı herhangi bir araçla bir dışavurum olarak kabul edersek bu araç ses, söz, yazı, boya, dijital kod, algoritma vb. olabildiği gibi fotoğraf da olabilir. Ancak ölü internet çağında kritik soru şudur: bu dışavurumu kim yapıyor?
Görsel dünyada, “biçim” sadece bir araç, bizleri amaca ulaştıran bir şifreleme yüzeyidir. Sanatçının dünya görüşünü ve sanat anlayışını açıklayan bir şifrelendirmedir bu. Ancak yapay zekâ tarafından üretilen görüntülerde bu şifreleme kimindir? Algoritmanın mı, yoksa onu programlayanın mı? Biçim, yaratıcının tarzını belirler. Görüntünün anahtarıdır.
İçerik anlatılan konudur, hikayedir. Fotoğrafın yapısına taşınandır. Dijital üretimde ustalık, verinin en ustaca işlenmesidir. Doğru veriyi doğru zamanda kullanmasını, bunu doğru algoritma ile becermesini ve her şeyin üstünde bir kod yapısı oluşturmuş sistemler ancak “üretici” olarak kabul edilebilir mi?
Fotoğraf sanatının anlatım alanına değindiğimizde olanakları geniştir; perspektifle ışıkla, kompozisyonla, objektifle, açılarla, fotoğrafçının vermek istediği anlamda bunlar başta ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölü internet çağında ise bu ilkeler algoritmik parametrelere dönüşmüştür: optimizasyon, etkileşim oranı, viral potansiyel, platform algoritması uyumu.
Aklın, gözün, yüreğin birleştiği andır fotoğraf. Ancak makinenin “gördüğü” anda bu üçlü nerede konumlanır? İletilen, oluşturan ve verici olan artık belirsizdir. Bu ulaşımı bir anlam içerir mi? Anlam iletişimin anahtarı, iletişim sürecinin odak noktasıdır. Her iletinin ileten için bir anlamı vardır. Bir influencer fotoğrafı, algoritmanın anlatmak istediklerini; bir AI görüntüsü, programcının bakış açısının; bir bot profili, platformun stratejisinin anlamını taşır.
İnsanlar bir fotoğrafın, önemli özelliklerinden birinin gerçeklik olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamışlardır. Ancak deepfake çağında bu gerçekliği doğrulamak için semiyoloji biliminin ötesine geçmek gerekmektedir. Simgelerin anlamını açıklayan bu bilimin artık güncellenmesi gerekir: dijital simgeler neyi gösterir? Bot’un paylaştığı fotoğraf bir gösterge midir?
Diğer sanatlarda olduğu gibi dijital fotoğrafta da ortak paydada birleşen bir gerçeklik olmalıdır. Fotoğrafın içeriği ortak bir doğruluk taşımalıdır. Ancak ölü internet çağında bu doğruluk sorgulanabilir hale gelmiştir. Her fotoğraf artık şu soruyu beraberinde getirir: bu gerçek mi?
Ölü İnternet’in Fotoğraf Üretim Sürecine Etkileri
Fotoğraf, içerik ve biçim olarak değişik unsurlardan etkilenir. Işık, zaman, fotoğraf makinesi, algoritmalar gibi. Ölü internet çağında yaratıcı insan unsurunun yerini yapay zekâ almıştır. Bir AI görüntü üreticisine sorulabilir: “Size sık sık sorulur; ‘bu kadar gerçekçi, bu kadar etkileyici’ eklenir: ‘İyi bir modeliniz olmalı’ ve çekinmeden algoritma yanıtlar: ‘Milyonlarcasından öğrendim.’ Nasıl yaptığımı dile getirme güçsüzlüğümden dolayı şaşırdım kaldım. Aslında veri işlemekten öte yaptığım bir şey yok. Dijital üretim yalnızca budur, daha ne olsun?”
Fakat bu ‘daha ne olsun’ unsurlarının parametrelerin ve algoritmanın bir an buluşmalarını gerektirir ve bu karşılaşma, bir düğmeye basışla değil, otomatik olarak gerçekleşecektir. Yaratıcısına bağlı olmayan üretim var mıdır; Her şeyi yapay zekâ yapıyormuş gibi gelir, oysa aynı prompt karşısında, aynı sistem fotoğrafa sayısızca değişik anlam verecektir.
Karikatürde görüldüğü gibi fotoğraf göz için gözlük gibi sadece bir araçtır. Önemli olan bu aracı kullanan varlık, varlığın “gördüğü”dür. Ancak bu varlık insan mıdır, yoksa makine mi? Çünkü tercih şansı artık belirsizdir. Henri Cartier-Bresson’un dediği gibi uyarlanırsa: “Dijital görüntü üretmek birisinin/bir şeyin algoritmasını, veri setini ve parametrelerini çıktı eksenine dizmesidir.”
Fotoğrafta belirleyici olan, sistemin arkasında olan varlık onun dünya görüşü mü, kullandığı kod ve algoritma mıdır? Dijital üretim, kısa tarihi içerisinde dünyaya yetiştirdiği büyük platformlarıyla özgün bir dile kavuştu. Ancak bu dil kimindir? Fotoğraf “görüp-gösterme, gerçeği görünür kılma, gerçeği kavratma sanatıdır.” Oysa ölü internet çağında “gerçek”, görünür değil, üretilen bir kavrama dönüşmektedir.
Fotoğraf ve Ölü İnternet İlişkisi
İnternet’te fotoğrafçılık bir içerik üretim biçimi olarak dünyanın çeşitli yerlerinde gelişimini farklı yollardan gerçekleştirdi. Platformlarda yeni bir tür algoritmik ve otomatik fotoğrafçılık Instagram, Tik Tok gibi sosyal medya platformlarında boy göstermeye başladı. Yapay zekâ destekli görüntü üretimi politik ve sosyal manipülasyon için kullanıldı. Dijital platformlardaki kullanıcıların çoğu fotoğrafı ya bir öz tanıtım aracı olarak kullanmışlar ya da akışların içine yerleştirmişlerdir.
Dijital devrimden sonra platform sahipleri fotoğrafçılığı önemli ve güçlü bir kitle kontrol aracı, bir veri toplama ve reklam aracı olarak görmüşlerdir. Yüzyılın değişimi dünyada dijital doğallığın ölümünü görmüştür. AI görüntü üreticileri gibi sistemler, gerçekliğin manipülasyonuna eğilmişler ve fotoğrafik biçimler algoritmaların geleneklerinden son derece etkilenmiştir.
Fotoğraf ancak dijitalleşmeden sonra bir veri olarak layık olduğu yere oturdu. Dijitalleşme fotoğrafçının çalışmalarına ticari kullanımlar sağladıkça, bu çalışmalara karşı olan güven de sanat olarak fotoğrafın otantikliğini sorgulatmaya başladı.
Üç Tür İlişki: Ölü İnternet Perspektifi
2020-2025 yılları arasında dijital fotoğraf, birçok bilim adamı ve medya eleştirmeninin inceleme konusu olduğunda karşımıza bu incelemeye konu olabilecek en az üç tür ilişki ortaya çıkmaktadır:
1. Fotoğrafik görüntü ile ona konu olan “gerçek’lik” arasındaki ilişki (ki bu gerçeklik artık sorgulanabilir)
2. Fotoğrafik görüntü ile bu görüntünün oluşmasında devreye giren yapay müdahale olgusu arasındaki ilişki
3. Fotoğrafik görüntü ile onu izleyenlerin (insan mı, bot mu?) beklentileri arasındaki ilişki
İnsan + Makina + Yapay Zekâ sanat olabilir mi? sorusu aklımıza geliyor.
Dijital Reprodüksiyon ve Sahtelik
Fotoğraf bilim ile olan bağlarından dolayı uzunca bir süre sanat dalı olarak kabul edilmemiştir. Bugün ise yapay zekâ ile olan bağları nedeniyle gerçeklik olarak kabul edilmemektedir. Dijital doğuş perspektifinde fotoğrafın mekanik-algoritmik süreci içinde insan bilincinin yer almadığı sanısına dayanarak, söz konusu ortamı ruhsuz ve otantiklikten yoksun olarak değerlendirilebilmektedir.
Yeni bir üretim biçimi olarak önceleri salt teknik ve araçsal işlevi olan bir etkinlik olarak düşünülmüş olan yapay zekâ görüntü üretimi zamanla araçsal işlevinin yanı sıra toplumu manipüle etme, şekillendirme, yanıltma özelliği fark edilerek 21. yy. başlarında da bir tehdit olarak kendini göstermeye başlamıştır. Fotoğrafın teknik bir araç olmaktan çıkıp gerçeklik krizine dönüşmesi platformların daha ilk yıllarda gösterdikleri çabalarla mümkün olmuştur. Teknik olanakların gelişmesi ve fotoğrafın sınırsız üretilebilirlik özelliği kitle manipülasyonunun oluşmasını sağlamıştır.
Fotoğraf, Ölü Internet ve Diğer Medya İlişkileri
"Fotoğraf icat edildiğinden bu yana, bu dünyada gerek bilimsel gerekse ticari çevrelerde ve hatta platform algoritmalarında bile büyük ilgi uyandıran bir dijital içerik türü olmuştur. Bu nedenle fotoğraf, veri ve manipülasyon aracı olarak ayrı ayrı incelenmelidir."
Teknik arayışların ardından algoritmik optimizasyonlar, fotoğrafın ticari yönünü ve işlevini de gündeme getirmiştir. Kısa zaman içinde fotoğraf, toplumun bilgilenme yerine manipüle edilmesini, değişmesini ve sahte iletişim kurulmasını sağlayan bir araç olmuştur.
Fotoğraf hem bir faaliyet hem bir platform içeriği olarak kendine özgü kuralları olan, dijital alanda ve veri ekonomisinde geçerliliğini koruyabilen bir üretim olarak çağdaş medyanın içinde yerini almıştır. Ancak fotoğraf, sadece mekanik ve teknik bir işlem değil, onun da ötesinde diğer dijital içeriklerle bütünleşmeye en yatkın materyallerden birisidir.
Bütün dijital içerikler arasında bir ilişki vardır ve bu ilişki, farklı üretim platformlarında kullanılan teknikler yoluyla her bir içerik alanının manipülasyonunu, üretilen verileri ve birbirleri arasındaki bağları etkilemektedir.
Artık içerik türleri arasındaki sınırlar giderek yok olmaya başlamış, farklı medya biçimlerinin kaynaşmasından da yeni manipülasyon alanları (deepfake videolar, AI sanat, sentetik medya) ortaya çıkmıştır.
Yapay Zekâ Çağında Fotoğrafın Dönüşümü
Yüzyılın son çeyreğinde AI görüntü üreticilerinin, binlerce sanatçının fotoğraflarından öğrenerek yeni görüntüler yarattıkları bilinmektedir. Bu sistemler gördüklerini belgeleme gereği duymuş ilk otonom sistemlerdir. Yapay zekâdan öğrenmesine bağlı olarak dijital üretimin üslubunda, değişiklikler olmuştur.
AI sistemleri fotoğrafları kullanarak yaşamadıkları bir olayı inandırıcı olarak betimlemeyi başarmıştır. Fotoğrafı bir veri, bir eğitim materyali gibi kullanan yapay zekâ sistemlerinin platform sahipleriyle yakın ilgisi olduğu bilinmektedir.
Deepfake teknolojisi aynı zamanda, gerçek insan modelleri tutma ihtiyacından kurtulmuş oluyordu. Bu dijital üretim 2020’lerde yaptığı büyük boyutlu manipülasyonların en önemli araçlarında, gerçek insanların fotoğraflarını kullanmıştı. Sistem fotoğraftaki gerçekliği kullanmış ancak bağlamı, anlamı ve hakikati kendine göre değiştirmiştir.
Ölü Internet ve Kitle Kültürü
Dijitalleşme, sanayileşme ve globalizasyon paralelinde “Dijital Kitle Kültürü” kavramı oluşmuştur. Elle üretimden otomatik üretime geçiş, teknolojinin getirdiği kolaylıklar sayesinde olmuştur. Böylece algoritmaların tercihleri, ürünün niteliği üzerinde bire bir etkili olmuştur. Oluşan dijital kitle kültürünün dezavantajlarından biri otantikliği hedef alması gereken görsel üretimin bile yapay zekâ yoluyla üretilmesidir.
"Sanatın verileşmesi dijital kitle kültürünün klasik fotoğrafın en otantik örneklerini bile içinde özümsemesine olanak vermiştir."
Ayrıca klasik üretimde tasarım, üretim ve tüketim aynı kişiler tarafından yapılırken, dijital teknolojilerin bu üretim araçlarının çeşitlenmesi ve gelişmesi, yeni platform olanaklarının doğması ile bu işlevler birbirinden ayrılarak, ayrı birer otonom sistem haline geldiler.
"Çağımız dijital üretimde artık tasarım ve üretim birbirinden kopuk bir biçim aldı. Üç geleneksel işleme yeni bir işlev eklendi. Bu da algoritmaların müdahalesidir."
Algoritmalara konu olan dijital kitle kültürü sayesinde aynı anda farklı yer ve statüde olan milyonlarca kullanıcı (veya bot) tarafından tüketilen, platform içerikleri oluştu yani bir zamanlar profesyonel fotoğrafçıların malı olan görsel üretim, artık herkesin ve hiç kimsenin malı olmuştur.
Dijital kitle kültürünün standart yapısı bilinen şablonları ve filtreleri durmadan tekrarlaması viral olmak adına niteliksiz, algoritmanın seviyesine göre içerikler üretilmesiyle sonuçlanmıştır.
Bugün fotoğrafın bir platform içeriği olarak işlevlerinin yanı sıra, otomatik üretimle toplumun her kesimi tarafından sahip olunması ve sanattan çok etkileşim için kullanılır hale gelmesi otantiklik seviyesinin düşmesi ile sonuçlanmıştır.
Deepfake ve Manipülasyon Çağı
Teknolojik gelişme ve yapay zekâ görüntü üreticilerinin kullanımının kolaylaşmasını sağlayan icatlardan biri deepfake teknolojisidir. Diğer adıyla sentetik medya ile ürettiğiniz görüntüyü ürettikten hemen sonra paylaşabiliyorsunuz. Ancak görüntünün doğrulanması foto-analizci programlar veya blockchain tabanlı doğrulama sistemleri ile mümkün oluyor. Her iki durumda da güvenden taviz vermiş oluyoruz.
Fotoğrafın olumsuz etkilerinin görüldüğü bir diğer alan kimlik hırsızlığı ve dezenformasyonun dijitalleşmesidir. İnsanların yüzlerinin rızaları olmadan kullanılması, manipülatif mesajlar sergilediği tutumlarla, sahte profiller ve platform içerikleri için üretilen görüntüler tepki toplamaktadır. Üretilen fotoğraflarla, gerçek ve dijital yaşam alanlarının arasındaki sınırın ortadan kalkmasını sağlamaktadır.
Fotoğraf üretimi, kaydedilen görüntülerin manipülasyonu ve bunların kullanımı olarak sıralanabilecek üç ana dalda yeni teknolojilerin fotoğrafçılık üzerine yadsınamayacak etkileri olmuştur ve olmaktadır. Yapay zekâ tabanlı görüntü üretim yöntemleri tümüyle fotoğrafçılığın yerini almasa da gerçek ile yapay arası melez bir imgeler silsilesinin ortaya dökülmesini sağlamıştır.
Bugün DALL-E, Midjourney, Stable Diffusion ve benzer programlar sayesinde hiç çekilmemiş fotoğraflar, var olmayan mekanlar, hayali insanlar ve her türlü manipüle edilmiş görüntü kolaylıkla üretilebiliyor. Ancak en önemlisi, teknolojinin kazandırdığı bu kolaylıklarla birlikte bu aracın nasıl kullanıldığı ve tüketildiğidir. Görselliğin gerçekliğin önüne geçtiği günümüz ölü internet dünyasında geniş kitleler tarafından her gün tüketilen fotoğrafların, bireyleri yönlendirme, manipüle etme özelliği fotoğrafın propaganda özelliğini arttırmaktadır. Somut gerçekliği olmayan “gerçekçi” görünüme sahip fotoğrafların kanıt ve belge niteliği taşıması mümkün olmayacaktır.
Yeni üretim teknolojileri ile, yeni manipülasyon ortamları ve sahte tüketim biçimleri belirmiştir. Algoritmik anlamda da standart ve tekrarlanabilir üretimin mümkün olması görsel malzeme anlamında sınırsız sahte içeriklerin çıkarılmasıyla sonuçlanır. Bu içeriklerde gerçekliğin metalaştırılması, özel hayatın hiçe sayılması ve bundan öte insanlara verilen dijital rollerin benimsetilmesine katkıda bulunmaktadır.
Ölü Internet Çağında Fotoğrafın Geleceği
Ölü internet teorisi çerçevesinde fotoğrafın geleceğini düşündüğümüzde, karşımıza üç olası senaryo çıkmaktadır:
- İlk senaryo, fotoğrafın tamamen yapay zekâ tarafından üretildiği, insan müdahalesinin yalnızca prompt yazımına indirgendiği bir gelecektir. Bu senaryoda, geleneksel anlamda fotoğrafçılık ortadan kalkar, yerine “veri küratörlüğü” geçmektedir. Fotoğrafçı artık çekmeyen, sadece isteyen; üretmeyen, sadece talep edendir.
- İkinci senaryo, otantik fotoğrafın Premium bir değer haline geldiği, blockchain teknolojisi ile doğrulanmış “gerçek” fotoğrafların yüksek değer gördüğü bir gelecektir. Bu senaryoda, insanın çektiği her fotoğraf bir tür dijital sanat eseri statüsü kazanır, sahteliğin egemen olduğu bir dünyada gerçeklik lüks bir metaya dönüşecektir.
- Üçüncü senaryo ise, gerçek ile sahtenin ayrımının tamamen ortadan kalktığı, post-truth bir görsel kültürün yerleştiği bir gelecektir. Bu senaryoda, fotoğrafın belgesel değeri tümüyle yok olur, her görüntü potansiyel bir manipülasyon olarak görülür ve toplum “görsel nihilizm” denebilecek bir duruma evrilir.
Direniş ve Alternatifler
Ancak tüm bu karanlık senaryolara rağmen, direniş biçimleri de ortaya çıkmaktadır. Bazı fotoğrafçılar ve sanatçılar, bilinçli olarak analog tekniklere geri dönmekte, film fotoğrafçılığını yeniden keşfetmekte ve dijital manipülasyonun imkânsız olduğu üretim biçimlerini tercih etmektedirler. Bu bir tür “slow photography” hareketi olarak görülebilir: hızlı tüketime, anlık üretime ve sahte bolluğa karşı bir duruştur.
Öte yandan, blockchain tabanlı doğrulama sistemleri, kriptografik imzalar ve AI dedektörlerinin gelişmesiyle, otantiklik tespiti için yeni araçlar ortaya çıkmaktadır. Ancak bu teknolojik silahlanma yarışı, ironik bir şekilde, sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirmektedir.
Felsefî Sonuç: Simülakr Çağında Fotoğraf
Baudrillard’ın Simülakr teorisi, ölü internet çağında fotoğrafı anlamak için kritik bir çerçeve sunmaktadır. Simülakr, gerçekliğin bir kopyası değil, gerçekliğin yerini alan, gerçeklikten daha gerçek görünen yapay bir imgedir. Ölü internet çağında fotoğraflar artık gerçekliği temsil etmemekte, gerçekliği üretmektedir.
Bir fotoğraf artık “bunun böyle olduğuna” tanıklık etmemekte, “bunun böyle olabileceğini” önermektedir. Roland Barthes’ın “bu olmuştu” (ça a été) tanımlaması, “bu olabilirdi” ya da daha kötüsü “bu hiç olmadı ama öyle görünüyor” a dönüşmektedir. Fotoğrafın ontolojik statüsü değişmiştir. Artık bir iz değil, bir projeksiyondur; bir kanıt değil, bir iddiadır; bir belge değil, bir kurgudur. Bu dönüşüm, sadece fotoğrafın değil, gerçekliğin kendisinin de doğasını değiştirmektedir.
Sonuç
Dünyanın her yerinde anlaşılan tek ortak dil olan fotoğraf bütün platformları ve algoritmaları bir araya getirerek dijital dünyayı birbirine bağlar. Ancak bu bağ gerçek midir? Algoritmalardan bağımsız kaldığında insanların özgür olduğu yerlerde yaşamı ve olayları doğrulukla yansıttı mı? Başkalarının gerçekliğini mi, yoksa sistemlerin ürettiği sahtekarlığı mı paylaşmasına izin verir, dijital ve fiziksel duruma aydınlık getirir mi? İnsanoğlunun, otantikliğin ve ölü internetin görgü tanığı mı oluruz?
Sanatın halka dayanma isteği sanatçıların hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir temel arzusudur. Adeta bir ütopya. Ancak ölü internet çağında bu halk gerçek midir? Çünkü sanatta kavrayış gerçek bir emekle çözümleme ister. Ancak halka dayanmayan değil, gerçek halk olmayan üretimin yaygınlaştığı dijital tarihin yaşanmış bilinen gerçeğidir.
Fotoğraf yalnız seyirlik bir araç olmayıp, geniş kitlelere büyük manipülasyon sağlayan bir iletişim araç ı olmuştur. Algoritmalara inme, onlarla etkileşim kurma konusunda en yaygın şans çağdaş dijital fotoğrafın olmuştur.
Fotoğraf bazen viral olmak amaçlı, bazen gerçeği gizlemek, bazense sahteliği kanıtlamak, bot olmak gibi görevler üstlenmiştir. Teknolojinin etkisiyle amaçları değişmiş, çoğu zaman yanlış kullanımlar sonucu fotoğraf gerçekliğinden saptırılmıştır.
Ancak şu da bir gerçektir ki günümüzdeki deepfake ve AI üretimi gibi müdahaleci tavra rağmen teknolojik sahteliğin fotoğrafı öldüremediği, insanların teknoloji yardımıyla da olsa gördükleri görüntülere inanmaktan ve tüketmekten kendilerini alamadıkları ileri sürülebilmektedir.
Fotoğraflar, yaşanmakta olan mı, yoksa üretilmekte olan mı bir süreçten alınmış birer dijital veri gibidirler. Fotoğraf, yalnızca bir sanat değildir; o bir gerçeklik kanıtından çok daha tehlikeli şeyler yapabileceğini hep kanıtlamıştır. Tüketildiği her platformda, insanların ve botların tutum ve davranışlarına etkileri olumsuz yönde olmuştur.
Son Söz: Ölü Internet ve İnsan Deneyimi
Ölü internet teorisi, nihayetinde, internetin insan deneyiminden yoksun bir ağa dönüştüğünü öne sürmektedir. Fotoğraf bu süreçte hem kurban hem de suç ortağıdır.
Kurban, çünkü otantik, insani, deneyimsel fotoğrafçılık giderek azınlık bir pratik haline gelmektedir. Suç ortağı, çünkü fotoğrafın sınırsız üretilebilirliği, manipüle edilebilirliği ve dağıtılabilirliği, bu ölü internetin inşasında temel bir yapı taşı olmaktadır.
Ancak belki de umut, tam da bu farkındalıkta yatmaktadır. Ölü internet teorisini anlamak, ona karşı direniş göstermenin ilk adımıdır. Her bilinçli çekilen, her özenle seçilen, her dürüstçe paylaşılan fotoğraf, bu ölü internete karşı küçük bir direniş eylemidir.
Fotoğraf öldü mü? Hayır. Ama tuhaf kokuyor. Ve bu koku, belki de bizleri uyandırmalı, dijital deneyimlerimizi sorgulamaya, gördüklerimizin gerçekliğini test etmeye ve en önemlisi, insan deneyiminin değerini yeniden hatırlamaya itmeli.
Sonuç olarak, fotoğraf ve ölü internet arasındaki ilişki, çağımızın en önemli estetik, epistemolojik ve etik sorunlarından birini temsil etmektedir. Bu ilişkiyi anlamak, sadece fotoğrafın geleceğini değil, gerçekliğin, otantikliğin ve insan deneyiminin geleceğini anlamak için de gereklidir.
Dr. Ahmet İMANÇER
Akademisyen / Fotoğraf Sanatçısı