2026 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan ABD, Meksika ve Kanada başlangıçta kıtasal birlik mesajı vermeyi hedefliyordu.
Bugün ortaya çıkan tablo, tek bir turnuvadan çok üç paralel organizasyonu andırıyor.
Yaklaşık on yıl önce ABD, Meksika ve Kanada futbol yetkilileri 2026 Dünya Kupası için destek toplamak amacıyla dünyanın dört bir yanında kampanya yürütürken her zaman üç kişilik heyetler halinde seyahat ediyordu.
Her ülkeyi temsil eden bir yetkilinin bulunduğu bu ekipler, Kuzey Amerika’nın üç büyük ülkesinin ortak hareket ettiğini vurguluyordu.
2026 Birleşik Adaylık Komitesi’nin eski icra direktörü John Kristick, o dönemde yürütülen stratejiyi şöyle anlatıyor: “Bu bir birleşik adaylıktı ve yaptığımız her şeyin merkezinde bu vardı. Başarımız, teklifin ortak niteliğine bağlıydı.”
Bu strateji sonuç verdi. 2018’de FIFA üyeleri turnuvayı Kuzey Amerika’ya verdi ve böylece erkekler Dünya Kupası tarihinde ilk kez üç ülkenin birlikte ev sahipliği yaptığı bir organizasyon ortaya çıktı.
Dönemin yorumcuları turnuvayı hatta “NAFTA Dünya Kupası” olarak adlandırmıştı.
Ancak turnuvanın tasarlandığı dönemde var olan ekonomik ve siyasi zemin büyük ölçüde değişti. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde anlaşmadan çekilme kararıyla sona erdi.
Yerine getirilen ABD- Meksika ve Kanada Sözleşmesi ise bugün ciddi belirsizliklerle karşı karşıya.
Bir Turnuva, Üç Ayrı Gerçeklik
Bugün Kuzey Amerika’daki üçlü ilişkiler son yılların en gergin dönemlerinden birini yaşıyor. Bu gerilim, Dünya Kupası organizasyonuna da yansımış durumda.
Tek bir kıtasal etkinlik olması beklenen turnuva, giderek üç ayrı turnuva görünümü kazanıyor.
Bunun temel nedeni ise her ülkenin farklı göç politikaları, güvenlik planları ve finansman modelleri uygulaması. Turnuvanın hazırlanmasında yer alan bir yetkiliye göre, organizasyonu bir arada tutan tek unsur FIFA.
“Birleşik” adaylık fikri, başlangıçta projenin temelini oluştururken bugün üç farklı ulusal gündemin rekabet ettiği bir yapıya dönüşmüş durumda.
Siyasetin Gölgesinde Turnuva
Dünya Kupası takviminin açıklandığı törende Trump, Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum ve Kanada Başbakanı Mark Carney ile birlikte sahneye çıktı.
Bu üç liderin ilk kez aynı sahnede bir araya gelmesi dikkat çekici bir sembol olarak sunuldu.
Ancak üç ülkenin yetkilileri arasındaki resmi koordinasyon sınırlı kaldı. Ülkelerin Dünya Kupası hazırlıkları için atadığı temsilciler yalnızca birkaç kez üçlü toplantılarda bir araya geldi.
Bu süreçte FIFA organizasyonun ana koordinatörü haline geldi. Kurum yaklaşık 1.000 çalışanını üç ülkeye dağıtarak hazırlıkları yönetiyor ve turnuva sırasında bu sayının 4.000’i aşması bekleniyor.
Finansman Modelinde Büyük Farklar
Turnuva finansmanı konusunda ülkeler arasında ciddi farklılıklar bulunuyor.
- Meksika, üç ev sahibi şehirde yatırım çekmek amacıyla vergi muafiyeti uyguladı.
- Kanada hükümeti turnuva maliyetleri için 300 milyon dolardan fazla kaynak ayırdı.
- ABD’de ise ev sahibi şehirler finansmanı büyük ölçüde sponsorlar ve yerel kaynaklar aracılığıyla sağlamak zorunda kaldı.
ABD federal hükümeti güvenlik giderleri için 625 milyon dolarlık bir fon ayırsa da bazı bürokratik sorunlar nedeniyle bu fonların dağıtımı gecikiyor. Bu durum bazı şehirlerde bütçe sıkıntılarına yol açtı.
Örneğin Massachusetts’teki Foxborough kasabası, Gillette Stadyumu’nda oynanacak maçlar için gerekli eğlence lisansını 7,8 milyon dolarlık güvenlik faturası çözülene kadar onaylamayı reddetti.
Göç Politikaları ve Erişim Sorunu
Turnuvanın en dikkat çekici farklılıklarından biri göç politikaları.
Trump yönetimi tarafından getirilen seyahat kısıtlamaları nedeniyle İran ve Haiti vatandaşlarının ABD’ye girişi yasaklandı. Diğer bazı ülkelerin vatandaşları da daha sıkı incelemelerle karşı karşıya.
Buna karşın Kanada ve Meksika’da aynı kısıtlamalar uygulanmıyor. Bu durum bazı taraftarların Kanada’daki bir maça gitmesini ABD’deki bir maça gitmekten daha kolay hale getiriyor.
İnsan Hakları Tartışmaları
Birleşik adaylık sürecinde “insan hakları ve çalışma standartları” projenin merkezinde yer alıyordu.
Ev sahibi şehirlerin, yerli halkların haklarından LGBTQ+ bireylerin korunmasına kadar birçok konuda somut planlar sunması gerekiyordu.
Ancak belirlenen süre dolduğunda ABD’deki hiçbir şehir planını zamanında sunamadı. Bugün şehirlerin hazırladığı raporlar arasında da büyük farklılıklar bulunuyor.
Örneğin Vancouver raporu LGBTQ+ topluluklarına saygıya birçok kez vurgu yaparken Houston raporunda cinsel yönelim veya kimlik konusuna hiç değinilmedi.
İnsan Hakları İzleme küresel girişimler direktörü Minky Worden bu durumu şu sözlerle eleştiriyor: “Bu standartların üç ülke için de aynı olması gerekiyordu. En düşük ortak payda olması beklenmiyordu.”
Birlikten Parçalanmaya
Başlangıçta Kuzey Amerika’nın ekonomik ve siyasi entegrasyonunu simgelemesi beklenen Dünya Kupası, bugün kıtanın iç gerilimlerini de yansıtan bir organizasyona dönüşmüş durumda.
Yine de uzmanlara göre büyük spor etkinliklerinde siyasi gerilimler genellikle maçlar başladığında geri planda kalıyor.
Ancak turnuva öncesindeki süreçte, Kuzey Amerika’daki siyasi ve ekonomik çekişmelerin Dünya Kupası hazırlıklarını şekillendirmeye devam etmesi bekleniyor.
Politico