GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 43,4783 ₺ 🇪🇺EUR: 51,2821 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.066,71 ₺ BTC: 3.301.524 ₺ 🇺🇸USD: 43,4783 ₺ 🇪🇺EUR: 51,2821 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.066,71 ₺ BTC: 3.301.524 ₺ 🇺🇸USD: 43,4783 ₺ 🇪🇺EUR: 51,2821 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.066,71 ₺ BTC: 3.301.524 ₺
04 Şubat 2026 - 06:05

info@turkglobalmedia.com

Seçimler yaklaşırken Ermenistan siyaseti Karabağ illüzyonlarına geri dönüyor

Seçimler yaklaşırken Ermenistan siyaseti Karabağ illüzyonlarına geri dönüyor

Analiz
29.01.2026 23:17
TGM Haber Merkezi

AzerNews Grubundan analist Akbar Novruz, bölgesel krizler, dinamikler ve değişen ticari savaşlar arasında Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki son durumu analiz etti.

Bu haberi paylaş:

Ermenistan Haziran ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerine yaklaşırken, muhalefet güçlerinin giderek küçülen ve yönünü kaybetmiş bir seçmen kitlesini harekete geçirmek amacıyla uzun süredir itibarını yitirmiş söylemleri yeniden canlandırmaya çalıştığı görülüyor. 

Novruz'a göre; "Seçim günü yaklaştıkça kullanılan dil daha da çaresiz bir hâl alıyor. Bu siyasi nostalji kampanyasında en aktif figürlerden biri, Ermenistan’ın eski cumhurbaşkanı ve sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”nin eski lideri Robert Koçaryan."

Koçaryan, yıllardır resmî olarak ön saflardaki siyasetin dışında kalsa da Ermenistan’ın siyasi sahnesinden hiçbir zaman tamamen çekilmedi. 

Devlet kurumları ve toplum içindeki köklü ilişkileri sayesinde, özellikle 2018’deki Kadife Devrim’den bu yana tartışmalı ama tanınan bir aktör olarak varlığını sürdürdü. Ancak bugün, onun siyasi geri dönüş girişimi tanıdık bir aracı üzerinden şekilleniyor gibi görünüyor: oğlu Levon Koçaryan.

Levon Koçaryan, kısa süre önce Abovyan’da bölge sakinleriyle yaptığı bir toplantıda, Erivan’ın Azerbaycan’ın Karabağ bölgesine ayrılıkçı unsurların geri dönüşü meselesini gündeme getirme “imkânına sahip olduğunu” açıkça dile getirdi. 

Ona göre bu talep “doğal ve mantıklı” olup, dünyanın büyük güçleri tarafından da anlaşılabilir, hatta kabul edilebilir nitelikteydi. Daha da ileri giderek, mevcut Ermenistan yönetimini bu konuyu dış politika gündemine almamakla ve ulusal çıkarlara ihanet etmekle suçladı.

Levon Koçaryan, “Böyle bir ihtimalin var olduğuna inanıyoruz. Ne kadar gerçekçi olduğu daha sonra tartışılabilir, ancak bu talebin kayda geçirilmesi ve dış politika gündemimize dahil edilmesi gereklidir.” dedi.

Ancak bu söylem, en temel hukuki ve siyasi inceleme karşısında bile çökmektedir. Uluslararası hukuk açısından hiçbir belirsizlik yoktur: Karabağ, Birleşmiş Milletler kararları ve tüm büyük uluslararası aktörlerin resmî tutumlarıyla teyit edildiği üzere, Azerbaycan’ın uluslararası alanda tanınmış sınırları içinde ayrılmaz bir parçasıdır. 

Azerbaycan’ın bölgede tam egemenliğini yeniden tesis etmesinin ardından, ikamet, dolaşım veya vatandaşlıkla ilgili tüm meseleler yalnızca Azerbaycan’ın iç hukuku kapsamında değerlendirilir.

Uluslararası hukuk, siyasi kimliğe dayalı kolektif “geri dönüş” için herhangi bir mekanizma öngörmediği gibi, üçüncü devletlere başka bir egemen devlete bu yönde talepte bulunma hakkı da tanımaz. 

En fazla, bireysel başvurular yalnızca Azerbaycan mevzuatı çerçevesinde ve dış siyasi baskı olmaksızın değerlendirilebilir. Bu açıdan bakıldığında, böyle bir talebin Ermenistan’ın dış politika gündemine “kaydedilmesi” yalnızca gerçekçi olmamakla kalmaz; hukuken de tamamen anlamsızdır.

Robert Koçaryan’ın kendisi de bu anlatıyı aktif biçimde güçlendirmektedir. Ermenistan Ordusu Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, son yıllarda silahlı kuvvetlerin sistematik biçimde zayıflatıldığını ileri sürmüş, mevcut yönetimi ordunun moralini ve kapasitesini baltalamakla suçlamıştır. 

Aynı zamanda Ermenistan’ın “istikrarlı bir barışı” güvence altına alabilmesi için ordunun “gücünü ve ruhunu yeniden kazanabileceği” umudunu dile getirirken, demografik gerileme, göç ve Sovyet sonrası elitlerin sözde kötü yönetimine atıfta bulunmuştur.

Ancak bu açıklamalar derin bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Koçaryan’ın ait olduğu siyasi çevre, yani sözde “Karabağ klanı”, bugün eleştirdiği yapısal, ekonomik ve kurumsal başarısızlıkların bizzat mimarıdır. 

Onlarca yıl boyunca bu grubun yönetim anlayışı yolsuzluğa, militarizasyona ve izolasyona dayanmış; sonuçta ekonomik durgunluk ve kitlesel göç ortaya çıkmıştır. Canlandırılmak istenen geçmiş, istikrarın değil; kapalı sınırların, uluslararası yalnızlığın ve kalıcı çatışmanın geçmişidir.

Yaklaşık otuz yıl boyunca Karabağ toprakları, bugün Ermenistan siyasetinin ana akımına yeniden girmeye çalışan aynı siyasi grubun kontrolü altında kalmıştır. Ancak bu dönemin demografik ve ekonomik sonuçları, bugünkü revizyonist söylemlerle açıkça çelişmektedir. 

Novruz'a göre "Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde Karabağ’daki Ermeni nüfusunun 200.000–300.000 civarında olduğu tahmin edilmekteydi. İşgal ve çatışma yıllarında bu sayı dramatik biçimde düşmüş, çeşitli aşamalarda 30.000–40.000 seviyelerine kadar gerilemiş, daha sonra ise başta Lübnan olmak üzere yurt dışından getirilen Ermenilerle yapılan geçici yerleştirmeler sonucu yapay biçimde yaklaşık 100.000–120.000 seviyelerine çıkarılmıştır." 

Bu rakamlar, istikrarı veya kalkınmayı değil; sözde Karabağ klanı yönetimi altında yaşanan uzun süreli demografik erozyonu ve ekonomik durgunluğu yansıtmaktadır.

Aynı tablo Ermenistan genelinde de görülmüştür. Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında Ermenistan’ın nüfusu yaklaşık 3,5 milyondu. Nikol Paşinyan’ın iktidara geldiği döneme gelindiğinde bu sayı yaklaşık 2,8 milyona düşmüş, göç sistematik hâle gelmişti: her altı Ermeniden biri ülkeyi terk etmişti. 

Bu sürekli nüfus kaybı, kronik ekonomik kötü yönetim, zayıf lojistik yapı ve ulusal kalkınmadan ziyade elit zenginleşmesine dayalı bir siyasi sistemden kaynaklanıyordu.

Ekonomik başarısızlığın ötesinde, bu dönem ciddi ihlallerle de anılmıştır. Raporlar ve tanıklıklar, esirlerin zorla çalıştırılmasına, Ağdam gibi Azerbaycan kentlerinin tamamen yok edilmesine ve işgal altındaki topraklardan taşınan malların sınır ötesi pazarlarda yasa dışı şekilde satılmasına işaret etmektedir. Bu bölgelerin daha sonra kurtarılması, kaybedilen fırsatların gerçek boyutunu da ortaya koymuştur. 

On yıllarca süren ihmalin yerine, Karabağ’da 10 gigavata kadar yenilenebilir enerji üretim potansiyeli ile 4–5 milyar dolar değerinde ihracat kapasitesi olduğu tespit edilmiştir. Bu tablo, önceki dönemin miras bıraktığı durgunlukla keskin bir tezat oluşturmaktadır.

Daha da önemlisi, Koçaryan çevresi Ermeni toplumunu temelden yanlış okumaktadır. Savaş yorgunluğu gerçektir. Ermenilerin ezici çoğunluğu artık intikamcı hayallere ya da somut sonucu olmayan sembolik dış politika jestlerine ilgi duymamaktadır. 

Toplum, istikrar, ekonomik fırsatlar ve yaşam standartlarının iyileştirilmesini istemektedir; bu hedefler ise ancak bölgesel normalleşme ve barış girişimleriyle mümkündür.

Bu bağlamda, Koçaryanların açıklamaları bir siyasi programdan ziyade, yeni bölgesel gerçekliği kabullenmek istemeyen dar bir kitleye yönelik seçim performansı gibi görünmektedir. Azerbaycan, egemenlik meselelerinde geriye dönülmesine zorlanabilecek bir devlet değildir ve hiçbir söylemsel tırmanış bu gerçeği değiştiremez.

Gerçekte Koçaryan bloğu bir duvara çarpmakta ve bu çarpışmanın yarattığı sarsıntıyı siyasi ivme sanmaktadır. Verdikleri vaatler yerine getirilmek için değil, duyulmak için tasarlanmıştır. Seçim günü yaklaştıkça bu uyumsuzluk daha da belirginleşmektedir. 

Ortada Ermenistan’ın geleceğine dair inandırıcı bir alternatif vizyon değil; inkâr, nostalji ve sahte umut siyaseti üzerine kurulu bir kampanya kalmaktadır.

 

Azer News

Yayınlanma: 29.01.2026 23:17
Ana Sayfaya Dön