Başkan, mahkemenin kendisini yargılamasından korkuyor olabilir mi?
Yönetim, “woke” olarak nitelendirdiği uluslararası kurumların Trump görevden ayrıldıktan sonra yönetim yetkililerini yargılayabileceği riskini gördüğüne inanıyor.
Başkan Donald Trump ve ekibi, hedef aldıkları kişi ya da kurumlara karşı sert söylemler kullanmalarıyla biliniyor. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM/ICC) yönelik saldırılarında kullandıkları dil – mahkemeyi "delilerle dolu" olarak nitelendirmeleri ve onu "yok edeceklerine" dair açıklamaları – o kadar abartılı ki şu soru akıllara geliyor:
Acaba mahkemenin kendilerini yargılamasından mı korkuyorlar?
Eski hükümet yetkilileri ve hukuk uzmanlarının önemli bir kısmı bu sonuca varıyor.
Onlara göre bu değerlendirme yalnızca Trump'ın UCM karşıtı kampanyasına değil, aynı zamanda yönetimin insan hakları hukukunu uygulayan küresel mekanizmaları – uluslararası anlaşmaları ve Birleşmiş Milletler kuruluşlarını da kapsayacak şekilde – fonlarını keserek, terk ederek veya zayıflatarak etkisizleştirme girişimlerine dayanıyor.
Bu adımlar, Trump yönetiminin İranlı okul çocuklarının öldürülmesinden sığınmacıların sınır dışı edilmesine kadar uzanan çeşitli insan hakları ihlalleriyle suçlandığı bir dönemde geliyor.
Aynı zamanda Trump, kapsamlı af yetkisini kullanarak destekçilerini iç hukuk kapsamında yargılanmaktan korumak için de büyük çaba gösteriyor.
Eski Biden yönetimi yetkilisi ve şu anda Human Rights First Başkanı olan Uzra Zeya şunları söyledi:
"Hak ihlallerinden sorumlu kişileri hesap vermeye zorlamakla görevli kurumlara ve savunuculara saldırırken aynı zamanda hesap verebilirlikten kaçmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar."
Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı sözcüleri ise bu iddiaları reddediyor. POLITICO'ya yaptıkları açıklamalarda, UCM'nin ABD egemenliğini tehdit ettiğini savunarak mahkemeye yönelik kampanyalarını Trump'ın "Önce Amerika" (America First) politikası çerçevesinde değerlendirdiler.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly şöyle dedi:
"Yönetimin tüm adımları hukuka uygundur ve Başkan Trump'ın seçildiği gündemin uygulanmasıyla uyumludur."
Ancak özellikle UCM söz konusu olduğunda, Shakespeare'in ifadesiyle yönetim "fazla yüksek sesle itiraz ediyor" gibi görünüyor. Mahkemenin yetkisini olduğundan çok daha büyük göstererek aslında gerçekten endişe duyduğu izlenimini veriyor.
UCM'nin ABD vatandaşlarını yargılama yetkisi oldukça sınırlı
Gerçekte UCM'nin ABD vatandaşlarını yargılama kapasitesi neredeyse yok denecek kadar az.
ABD hiçbir zaman Roma Statüsü'ne taraf olmadı ve mahkemenin yetkisi ciddi hukuki sınırlamalara tabi. Afganistan'daki Amerikalılarla ilgili hassas bir soruşturma yıllar önce rafa kaldırılmıştı. Ayrıca Trump, mahkemenin ABD'nin müttefiki İsrail'i soruşturması nedeniyle UCM yetkililerine defalarca yaptırım uyguladı.
Buna rağmen, Trump yönetiminden bir yetkiliye çalışma arkadaşlarından bazılarının uluslararası hukuk kapsamında yargılanabileceğini düşünüp düşünmediği sorulduğunda verdiği yanıt dikkat çekiciydi:
"Belki."
Aynı yetkili ayrıca mahkemeyi "çılgın" ve "woke" olmakla suçladı.
Beyaz Saray'a yakın Cumhuriyetçi stratejist Bill Cortese ise daha açık konuştu:
"Demokratlar yeniden iktidara gelirse, kontrolsüz bir UCM'nin ve diğer uluslararası kurumların bu yönetime ve onunla bağlantılı herkese karşı büyük bir dava dalgası başlatacağı yönünde ciddi bir endişe var."
Rubio'nun uyarıları
Dışişleri Bakanı Marco Rubio da kısa süre önce UCM'yi "ülkemize karşı savaş yürütmekle" suçladı.
Rubio, özellikle ABD Deniz Piyadeleri, Sınır Devriyesi personeli ve ülkenin güvenliği için görev yapan diğer görevlilerin mahkemenin hedefi olabileceğini söyledi.
Bu vurgu dikkat çekici görülüyor. Çünkü Trump döneminde Amerikan güvenlik güçleri ve ordusu sınır ötesi insan hakları ihlalleriyle ilgili çok sayıda suçlamayla karşı karşıya kaldı.
Askerî operasyonlar ve insan hakları iddiaları
Bunların başında Batı Yarımküre'de teknelerde bulunan kişilere yönelik ABD hava saldırıları geliyor.
Trump yönetimi bu operasyonlarda uyuşturucu kaçakçılarının hedef alındığını savunsa da öldürülen 200'den fazla kişinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında kamuoyuna yeterli bilgi sunmadı.
Hukuk uzmanlarına göre bu operasyonlar, eski Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin "uyuşturucuyla savaş" politikası kapsamında binlerce kişinin yargısız infaz edildiği iddialarına benzer özellikler taşıyor.
Duterte bugün UCM'de insanlığa karşı suçlarla yargılanıyor.
Göç politikaları da tartışma konusu
Trump'ın kitlesel sınır dışı politikaları da uluslararası hukuk ihlali iddialarını beraberinde getirdi.
Bunlar arasında:
- Sığınmacıların kaçtıkları ülkelere geri gönderilmeleri,
- Tehlike altında olabilecekleri üçüncü ülkelere sevk edilmeleri,
- Yüzlerce Venezuelalının çete üyesi oldukları iddiasıyla El Salvador'daki cezaevlerine gönderilmeleri yer alıyor.
İran, Küba ve Gazze
ABD'nin İran savaşı sırasında bir okula düzenlediği ve çok sayıda kız öğrencinin öldüğü belirtilen saldırı ile Küba'ya uygulanan enerji ablukası da savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddialarına neden oldu.
Washington'un Gazze savaşında İsrail'e verdiği destek ise ABD'nin olası hukuki sorumluluğu konusunda tartışmaları artırdı.
Trump yönetiminin UCM'ye yönelik sert tutumunda, mahkemenin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarmasının da önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.
İç denetim mekanizmalarının zayıflatılması
Uzmanlara göre Trump yalnızca uluslararası mekanizmaları değil, iç denetim sistemlerini de zayıflatıyor.
Savunma Bakanı Pete Hegseth'in sivil ölümlerini araştıran Pentagon birimlerini büyük ölçüde dağıttığı, askeri hukuk danışmanlarını görevden aldığı belirtiliyor.
Müfettişlik kurumlarının yetkileri azaltılırken, Trump'ın eski kişisel avukatının yönettiği Adalet Bakanlığı'nın da artık Beyaz Saray'a karşı bağımsız davranmadığı yönünde eleştiriler bulunuyor.
Trump'ın görevden ayrılmadan önce çevresindeki çok sayıda kişiyi affedebileceği de konuşuluyor.
Evrensel yargı yetkisi ihtimali
Trump'ın iç hukuk mekanizmalarını etkisiz hale getirmesi halinde bazı ülkelerin "evrensel yargı yetkisi" ilkesine başvurarak Amerikalılar hakkında soruşturma açmaya çalışabileceği belirtiliyor.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan Brian Finucane şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu yönetimin hukuka aykırı faaliyetlerinde yer alan kişiler, 20 yıl sonra Avrupa'ya seyahat ettiklerinde bunun sonuçlarıyla karşılaşabilirler."
120'den fazla ülke UCM'ye taraf durumda.
ABD'nin mahkemeye yönelik mesafeli yaklaşımı aslında Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimler boyunca uzun yıllardır devam ediyor.
Ancak uzmanlara göre Trump'ın yürüttüğü agresif kampanya, ironik biçimde hem UCM'nin görünürlüğünü artırıyor hem de yönetimin suçlandığı eylemlere daha fazla uluslararası dikkat çekiyor.
Kimliğinin açıklanmasını istemeyen eski bir UCM savcısı bunu şöyle özetledi:
"Aslında uluslararası hukukun gerçekten önemli olduğunu kendileri göstermiş oluyorlar."
Bazı hukukçular ise çok daha karamsar bir değerlendirme yapıyor.
Bir Latin Amerikalı insan hakları avukatı şu ifadeyi kullandı:
"Güç kullanabilmek için sınırsız bir yetki istiyorlar."
Politico