AB’nin Kanada için “ortak üyelik” girişimine Almanya vetosu
Almanya, AB’nin Kanada için önerdiği “ortak üyelik” (associate membership) ifadesine karşı yürütülen muhalefete öncülük ediyor.
Ursula von der Leyen’in 2026 Birlik Durumu konuşmasında gündeme getirdiği bu fikir, hükümetler arasında görüş ayrılıklarına yol açtı.
Müzakerelerde yer alan altı diplomatın verdiği bilgiye göre; Almanya, Fransa ve en az altı AB ülkesi daha, Kanada ile AB arasındaki daha yakın ilişkileri tanımlamak için kullanılan “ortak üyelik” ifadesine karşı çıkıyor.
Söz konusu ifade, 29-30 Ekim tarihlerinde Montreal’de düzenlenecek AB-Kanada zirvesi öncesinde, Brüksel ile Ottawa arasındaki iş birliğinin derinleştirileceği alanları belirleyecek ortak bildiriye ilişkin görüşmelerdeki temel anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi.
Konuyla ilgili bilgi veren altı diplomat ve iki AB yetkilisi, hassas müzakereler nedeniyle isimlerinin gizli tutulmasını talep etti.
Diplomatlar, itirazların daha yakın ilişkiler kurma hedefine değil, doğrudan “ortak üyelik” ifadesinin kendisine yönelik olduğunu belirtti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Birlik Durumu konuşmasında Kanada’nın AB’nin bir “ortak üyesi” olmasını önermesinden —ki bu öneri hem Ottawa’yı hem de AB başkentlerini şaşırtmıştı— beş hafta sonra ve zirveye sadece bir hafta kala yaşanan bu anlaşmazlıklar, söz konusu terimin siyasi bir engel ve iletişim sorunu olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, AB’nin “Kanada ile yakın bir iş birliği içinde olmaya büyük önem verdiğini” ifade etti.
Ancak Lange, kendisinin de “ortak üyelik” terimini kullanmaktan kaçınacağını, çünkü bu ifadenin, AB’nin diğer ortaklık biçimleriyle (örneğin “ortaklık anlaşmaları” ile) karıştırılmaya çok müsait olduğunu belirtti.
Beş AB diplomatına göre, taslak bildiriden bu ifadeyi çıkarmak için en yoğun çabayı Almanya gösteriyor; Fransa, İtalya ve Belçika da bu terime şüpheyle yaklaşan ülkeler arasında yer alıyor.
Terime itiraz eden başkentlerin temel endişesi, AB’nin, ilişkinin ne anlama geleceği üzerinde henüz bir mutabakata varılmadan ona bir isim koymaya çalışması.
Dört diplomat, bu isimlendirmenin Kanada ile müzakereler başlamadan önce tanımlanmış olması gerektiğini savunurken, diğer iki diplomat ise itiraz eden başkentlerin, von der Leyen’in ulusal hükümetlere danışmadan bu terimi ortaya atmasından rahatsızlık duyduklarını ekledi.
Bir diplomat durumu, “Kesinlikle atı arabanın önüne koşmuş olduk,” diyerek özetledi: “Önce bir şeyi duyuruyoruz, sonra da bunun içini nasıl dolduracağımızı düşünmeye çalışıyoruz.” Almanya’nın AB Daimi Temsilciliği’nden bir yetkili, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.
Bir AB yetkilisi, Avrupa Komisyonu’nun şüpheci başkentlerle temasa geçerek kabul edilebilir bir dil üzerinde çalışacağını belirtti. Yetkili, söz konusu ülkelerin duyduğu şüphelerin, önerinin somut olarak ne anlama geldiğinin henüz tam olarak anlaşılmamış olmasından kaynaklandığını düşündüklerini ifade etti.
Yetkili, ekonomik ve savunma iş birliği, uluslararası angajman ve kurumsal bağlar dahil olmak üzere, hâlihazırda yakın olan ilişkiyi daha da güçlendirme hedefi konusunda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığını vurguladı. “Önemli olan ona ne isim verdiğimiz değil, ne yaptığımızdır.”
İsim neyi ifade eder?
Diplomatlardan biri, bu tanımlamanın, Kanada’yı AB bloğunun bir üyesi yapmadan, AB-Kanada ilişkisini Brüksel’in diğer ülkelerle olan ortaklıklarından daha yakın bir seviyede tanımlamayı amaçladığını belirtti. Kanada, AB’nin kurucu belgeleri bu statüyü coğrafi olarak Avrupa ile sınırlandırdığı için resmi bir üye olamaz.
Bu ayrım önem taşıyor; zira Birleşik Krallık, İsviçre ve Avrupa Ekonomik Alanı’ndaki ülkeler dahil olmak üzere Avrupalı komşularla yapılan mevcut düzenlemeler, büyük ölçüde AB iç pazarına erişim ekseninde şekilleniyor.
Diplomat, başka bir kıtada yer alan Kanada’nın aynı modeli veya dört temel serbest dolaşım hakkını talep etmediğini ifade etti.
Aynı diplomat, izlenen stratejinin önce iş birliği yapılabilecek pratik alanları belirlemek, ardından yeni antlaşmalara veya resmi müzakerelere gerek olup olmadığına karar vermek olduğunu belirtti.
Zirvenin ardından altı öncelikli alanda çalışmalara başlanması bekleniyor. Altı ay sonra kaydedilen ilerleme gözden geçirilecek; bir yıl sonra ise Avrupa’da düzenlenecek bir sonraki AB-Kanada zirvesinde kapsamlı bir durum değerlendirmesi yapılacak.
Bu değerlendirmede; Kanada’nın “Horizon Europe” (Avrupa Ufku) ve “Erasmus” programlarına tam üye olup olmadığı, AB ile birlikte deniz altı kabloları inşa edip etmediği, kritik ham madde stokları oluşturup oluşturmadığı ve emeklilik fonu yatırımları konusunda iş birliğini araştırıp araştırmadığı gibi kriterlere bakılacak.
Diplomat, Kanada’nın bu kriterleri karşılaması durumunda AB’nin ilk “ortak üyesi” (associate member) olabileceğini ifade etti.
Diplomat, bu fikri bir “deney” olarak tanımlarken, Kanada’nın AB’de ortak üyelik statüsü alan “tek ülke” olarak kalabileceğini de sözlerine ekledi.
Plan, her iki tarafın da değişen stratejik hesaplamalarını yansıtıyor. Kanada uzun süredir büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ile olan ticaretine bağımlıydı; ancak Washington’dan gelen gümrük vergileri ve siyasi baskılar, bu bağımlılığa dair endişeleri artırdı.
Başbakan Mark Carney, ticareti çeşitlendirmeyi ve büyük ölçüde kuzeyden güneye uzanan enerji bağlantıları da dahil olmak üzere ülkenin altyapısını modernize etmeyi hedefliyor.
AB açısından Kanada ile daha yakın bir ortaklık; Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya'dan gelen baskıların arttığı bir dönemde ilişkiler geliştirme yönündeki daha geniş kapsamlı bir çabanın parçası niteliğinde. Zirvenin amacı, bu ortaklığa daha belirgin bir siyasi çerçeve kazandırmaktır.
Politico