İran savaşı uzadıkça hem Trump yönetimi hem de müttefikleri üzerindeki baskı artıyor.
Trump yanlısı tutumuyla dikkat çeken Almanya Başbakanı Merz, alışılmadık sertlikteki mesajlarla rota değişikliği sinyali verdi.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla 28 Şubat'ta başlayan savaş uzadıkça sadece Washington'daki Donald Trump yönetimi değil, müttefikleri üzerindeki baskı da artıyor.
Dünya petrol ve sıvı doğal gazının yüzde 20'sinin taşındığı Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapalı kalmaya devam etmesi, başlangıçta savaşın hızla biteceğini düşünen müttefikleri tedirgin ediyor.
Başlangıçta İran'a açılan savaşı destekleyen ülkeler birer birer Trump yönetimine mesafe almaya başladı.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Almanya Başbakanı Friedrich Merz. Merz 3 Mart'ta Beyaz Saray'da Trump ile görüşmesinde "İran'daki terör rejiminin" son bulması gerektiğini, İsrail ve ABD'nin İran'daki hedeflerini desteklediklerini söyledi.
Merz, görüşme öncesinde 1 Mart'ta İran savaşıyla ilgili uluslararası hukuk açısından gündemdeki endişelerle ilgili bir soruyu da "Şu anda müttefiklerimize ders verme zamanı değil" diye geçiştirmişti.

Trump'la görüşme sonrası endişeler arttı
Merz'in tonu Trump ile görüşme sonrasında yavaş yavaş değişmeye başladı. Görüşme sonrasında daha Washington'dan ayrılmadan önce "Trump yönetiminin İran'da savaş sonrası dönem için gerçek bir stratejiye sahip olduğu" izlenimi edinmediğini kaydetti.
Almanya Başbakanı 7 Mart'taki açıklamasında daha net ifadeler kullandı, ABD ve İsrail'e "sonu gelmez bir savaşın" kimsenin çıkarına olmayacağı uyarısı yaptı, İran'ın devlet yapısının ve toprak bütünlüğünün önemini vurguladı.
O dönem ABD yönetiminin İran'a olası bir kara harekâtı için Irak'ta sürgündeki İranlı Kürt gruplarla görüşmeler yürüttüğü kamuoyuna yansımıştı.
Merz, 10 Mart'taki açıklamasında eleştirinin dozunu daha da artırdı, "savaşta her yeni günle birlikte soru işaretlerinin de arttığını" belirtti.
ABD ve İsrail'in savaşı hızlı ve ikna edici bir şekilde sona erdirecek ortak bir planının bulunmadığı endişesini dile getirdi, bölgede çatışmanın tehlikeli bir şekilde yayılabileceği uyarısı yaptı.
Ancak İran savaşının uzaması ve ekonomik etkilerinin yarattığı baskı nedeniyle Trump yönetiminin attığı adımlar müttefiklerle arasının daha da açılmasına neden oldu.
ABD'nin baskısıyla Uluslararası Enerji Ajansı (UAE), üye ülkelerin stratejik petrol rezervlerinden 400 milyon varilin serbest bırakılması kararı aldı. UAE tarihindeki bu en büyük rezerv salımı, piyasalara savaşın daha da uzayacağı izlenimi vermesi açısından eleştirilere yol açtı.
Ardından Trump'ın yaptırım altındaki Rus petrolüne 30 günlük muafiyet kararı geldi. Ukrayna savaşında Rusya'nın kasasını doldurmaya yarayacak bu hamle Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti.

Trump'ın Hürmüz ve NATO çıkışı sabırları taşırdı
Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılabilmesi için müttefikleri bölgeye savaş gemisi göndermeye çağırması ve destek verilmemesinin "NATO'nun geleceği açısından çok kötü olacağı" tehdidinde bulunması çeşitli başkentlerde sabırları taşırırken Almanya Başbakanı'ndan alışılmadık sertlikte tepki geldi.
NATO'nun bir müdahale ittifakı değil, savunma ittifakı olduğunun altını çizen Merz, "Bu nedenle ittifak içinde birbirimize gereken saygıyı göstermemiz gerekir. İran'la savaş NATO'nun işi değil" yanıtını verdi.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaşa girişirken kimseye danışmadığına dikkat çeken Merz, "İran konusunda ne yapılıp ne yapılmayacağına dair asla ortak bir karar olmadı. Dolayısıyla Almanya'nın askerî açıdan nasıl katkıda bulunacağı gibi bir soru gündemde değil. Bunu yapmayacağız" dedi.
Merz, İran savaşının risklerinin çok büyük olduğunu, bu nedenle askerî değil, sadece siyasî bir çözümün söz konusu olabileceğini de sözlerine ekledi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da benzer mesajlar verdi, "Bu bizim savaşımız değil. Bu savaşı biz başlatmadık. Diplomatik çözümler ve savaşın hemen bitmesini istiyoruz. Bölgeye yeni savaş gemileri gönderilmesi bu hedefe katkı sağlamayacaktır" dedi.
Ekonomik ve iç siyasî kaygılar
Daha Mart ayının başında Trump'a "çok fazla yaranmaya çalışmakla" eleştirilen Almanya Başbakanı Merz'i "Savaşı başlatırken bize mi sordunuz" noktasına getiren süreçte ekonomik ve iç siyasî kaygılar da önemli rol oynuyor.
Hızla artan petrol fiyatları, zaten kırılgan durumdaki Alman ekonomisini zorluyor. Resesyondan toparlanmaya çalışan Alman ekonomisi, yeni borçlar sayesinde yavaş yavaş canlanmaya başlarken İran savaşı patlak verdi.
İflasların arttığı, faaliyetlerin yurt dışına kaydırıldığı, işsizliğin arttığı bir ortamda ekonominin toparlanması, Merz'in en önemli siyasî hedefi.

Ekonomik araştırma enstitülerinin hesaplarına göre İran savaşının Alman ekonomisindeki büyüme ve enflasyon rakamlarını olumsuz etkileyeceği şimdiden kesin. Ekonomiye vuracağı darbenin büyüklüğü ise savaşın ne kadar süreceğine bağlı.
Savaşın uzaması durumunda ekonomik büyümenin yüzde 0,4'e ineceği, enflasyonun yüzde 6'lara kadar çıkabileceği tahmin ediliyor.
Eyalet seçimleri ve AfD baskısı
Ekonomik durum, Merz hükümetinin siyasî geleceği açısından da belirleyici önemde. Ülkede bu yıl çeşitli eyaletlerde yapılacak seçimler, Merz'in Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi açısından barometre niteliğinde.
CDU, bu ay başında Baden-Württemberg eyaletindeki seçimlerde Yeşiller'in kılpayı gerisinde kaldı. 22 Mart'ta Rheinland-Pfalz eyaletinde, Eylül'de de doğu eyaletleri Sachsen-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern'de seçimler yapılacak.
Yapılan anketler, bu iki doğu eyaletinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin açık ara önde gittiğini gösteriyor.
AfD, Rusya'ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini savunuyor. ABD'deki Trump yönetiminin de petrol fiyatlarını düşürmek için Rusya'ya yaptırımlara muafiyet getirmesi AfD'nin ekmeğine yağ sürüyor.
Merz'in çifte ikilemi
Bu da Merz açısından çifte ikilem anlamına geliyor. Başbakan, Ukrayna savaşında Rusya'ya karşı baskıyı sürdürebilmek için yaptırımların devam ettirilmesini savunuyor.
Seçmenin büyük çoğunluğu ise Alman hükümetinden enerji fiyatlarını düşürmesini bekliyor.
Kamuoyu yoklamaları, halkın ezici çoğunluğunun Allmanya'nın İran savaşına katılmasını istemediğini ortaya koyuyor. Bu da Merz için ikinci bir ikilem anlamına geliyor.
Bir yandan ABD'nin güvenilir müttefiki izlenimi yaratmak isteyen Merz, Trump ile yakınlaşmak için gösterdiği tüm çabanın ardından şimdi geri adım atmak zorunda kalıyor.
DW