"AB liderleri, Kanada’nın yaptığı gibi Çin’de ticari rahatlama arayışına girip bunun karşılığında kıtanın sanayi kapasitesini pazarlık konusu yaparlarsa hata ederler."
Mercator Çin Çalışmaları Enstitüsü’nden kıdemli yardımcı araştırmacısı Yanmei Xie, AB-Kanada ve Çin üçgeninde yananan yeni ticari süreci analiz etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney geçen hafta Davos’ta konuştuğunda, koskoca bir kıta liderlik kıskançlığına kapıldı. Washington’un onlarca yıl boyunca vaaz verdiği, ardından da ayaklar altına aldığı kurallara dayalı düzeni bir “serap” olarak nitelendiren Carney, ülkesinin komşu hegemon zorbasına retorik bir tepki gösterdi ve Avrupalılar hemen mest oldu.
Ancak blok siyasetçileri onu taklit etmeye koşmadan önce, Carney ateşini biraz soğutmakta fayda olabilir. Davos konuşmasında hem sert hem de pürüzsüz bir duruş sergileyen Carney, orta ölçekli güçleri “Bir hegemonla yalnızca ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf bir konumdan müzakere ederiz” diye uyardı.
Bu sözler, Kanada’nın ABD yönetiminden her gün maruz kaldığı kaba baskıya bir gönderme olabilir. Ama belki de yalnızca birkaç gün önce Pekin’de yaşadığı daha incelikli asimetriden bahsediyordu.
İsviçre’deki meydan okumasının aksine, Carney Çin ziyareti sırasında oldukça uzlaşmacıydı. Ortaya çıkmakta olan “yeni dünya düzeni”ne hazırlık olarak Kanada’yı “yeni bir stratejik ortaklığa” dahil etti ve Çin lideri Şi Cinping’i çok taraflılığın bir başka savunucusu olarak övdü.
Ziyaret ayrıca bir otomobil–kanola anlaşmasını da beraberinde getirdi.
Buna göre Kanada, Çin yapımı elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 100’den yüzde 6,1’e indirecek ve yıllık ithalat kotasını 49 bin araca çıkaracak. Buna karşılık Çin, Kanada kanola tohumlarına uyguladığı vergileri yüzde 84’ten yüzde 15’e düşürecek.
Zamanla Ottawa, Pekin’in bu yıl içinde Kanada ıstakozu, yengeci ve bezelyesine uygulanan tarifeleri de düşürmesini ve daha fazla Kanada petrolü, hatta belki gazı satın almasını bekliyor. Bakanlar düzeyinde bir Enerji Diyaloğu başlatılması anlaşması, kuşkusuz ileride yapılacak anlaşmaların yolunu açacaktır.
Bu verimli temaslar sonunda Carney, Pekin’i Washington’a kıyasla “daha öngörülebilir” bir ticaret ortağı olarak niteledi. Ve onu kim suçlayabilir? Sonuçta apaçık olanı dile getiriyordu.
Çin, Kanada’yı ilhakla tehdit etmiyor ama insan, Kanada hâlâ dünyanın önde gelen bazı teknolojilerine sahip olsaydı, Çin’de bu kadar çok iltifat etmesine gerek kalır mıydı diye sormadan edemiyor.
Gerçek şu ki, Kanada’nın petrol ve gaz sektörü muhtemelen nefesini tutmamalı. Çinli yetkililer, nezaket gereği genellikle kesin bir reddiye yerine ciddi değerlendirme vaadinde bulunur — Avrupa’nın yerini alacak bir doğal gaz pazarı yaratmak için Pekin’le onlarca yıldır boru hattı görüşmeleri yapan Rusya’ya sorun. Otomobil–kanola anlaşması da belirli bir ironi taşıyor: Kanada, fosil yakıtları geçersiz kılan teknolojiyi ithal ediyor.
Çin baş döndürücü bir hızla elektrifikasyona gidiyor
Uluslararası Enerji Ajansı, “olağanüstü” elektrikli araç satışları sayesinde ülkenin petrol tüketiminin en geç gelecek yıl zirve yapacağını öngörüyor.
Bu da Pekin’in yeni yabancı hidrokarbon tedarikçilerine muhtemelen çaresiz olmadığı anlamına geliyor; dolayısıyla bakanlar düzeyindeki diyalog büyük ihtimalle — kibarca da olsa — belirsiz bir şekilde uzayıp gidecek.
Çin–Kanada ticaretinin bu hali, karşılaştırmalı üstünlüğün klasik bir örneği olarak görülebilir: Çin üretimde iyidir, Kanada ise bol miktarda birincil emtiaya sahiptir. Oysa çok da uzak olmayan bir geçmişte Çin’e nükleer reaktörler, telekom ekipmanları, uçaklar ve hızlı trenler satan Kanadalı şirketlerdi. Bugün ise bu bir zamanların küresel çapta faaliyet gösteren yüksek teknoloji üreticilerinin birçoğu ya sahneden çekildi ya da çok daha sınırlı bir varlık sürdürüyor.
Bu ticaret tarihinin bir yerlerinde Avrupa için bir uyarı hikâyesi yatıyor. Sanayisizleşmenin kendi kendini besleyen bir ivmesi olabilir. Bir ülkenin ekonomik bileşimi değiştikçe, siyasal ekonomisi de değişir. Mal üretenler ortadan kaybolduğunda, siyasi etkileri de kaybolur.
Lobiciliğin ağırlık merkezi, bol ve ucuz ithalatı tercih eden aşağı akım kullanıcılar ve tüketicilere kayar. Avrupa bunun kendi versiyonunu zaten yaşadı: Yerli güneş paneli üreticileri, yirmi yıl içinde çok daha ucuz Çin ürünleri tarafından neredeyse yok edildi.
Bugün Avrupa’nın güneş sektörü, ucuz ithalatı savunan ve ticaret savunma önlemlerine karşı çıkan montajcılar ve işletmecilerin egemenliği altında.
Kısacası, Carney’nin otomobil–kanola anlaşması Kanadalı tüketiciler ve emtia üreticileri için bir merhem olabilir, ancak aynı zamanda tersine işleyen bir sanayi politikasıdır. Aşırı basitleştirilmiş haliyle sanayi politikası, katma değerli kapasite ve verimlilik inşa etmek için nihai ürün ihracatını hammaddelere kıyasla teşvik etmek ve bunun tersini caydırmakla ilgilidir.
Kanada belki sanayisiz de idare edebilir
Carney’nin Davos’ta söylediği gibi hedefi “bir enerji süper gücü” yönetmek. Ancak Avrupa’nın böyle bir seçeneği yok. Tarım-gıda ve madencilik sektörleri, turizm ve lüks mallar eklense bile, kıtanın ekonomisini ayakta tutmaya yetmez.
Çin şu anda AB’ye ithal ettiğinin iki katından fazlasını ihraç ediyor. Konteyner bazında bu dengesizlik 4’e 1’e çıkıyor. Bu arada Goldman Sachs, Çin ihracatının 2029’a kadar Almanya, İspanya ve İtalya’da her yıl GSYH büyümesini yüzde 0,2 puan veya daha fazla aşağı çekeceğini tahmin ediyor.
Avrupa Merkez Bankası’na göre ise otomotiv, kimyasallar, elektrikli ekipman ve makineler — Avrupa’nın sanayi omurgasını oluşturan sektörler — Çin kaynaklı ticaret şokundan en ağır istihdam kayıplarıyla karşı karşıya.
Avrupa, ABD ile ilişkilerinde Kanada’nın yaşadığı sıkıntıyı paylaşıyor; ABD artık sadece güvenilmez bir ticaret ortağı değil, aynı zamanda emperyalist bir müttefik. Carney’nin konuşmasının yankı bulmasının nedeni de bu.
Ancak ABD korumacılığı, Avrupa için Çin’in merkantilizmini daha da yakıcı bir sorun haline getirdi; zira ABD blok ihracatına direniyor ve Çin malları Avrupa’ya daha düşük fiyatlarla, daha büyük miktarlarda akmaya devam ediyor.
Avrupalı liderler, Carney’nin yaptığı gibi Çin’de ticari rahatlama aramakta ve bunun karşılığında kıtanın sanayi kapasitesini pazarlık konusu yapmakta yanılırlar. Genişlemeci bir Rusya’ya ya da emperyal bir ABD’ye direnmek için olsun, Avrupa’nın üretim tabanını elde tutması hâlâ hayati önem taşıyor.
Politico